<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156</id><updated>2011-11-28T01:48:19.012+02:00</updated><category term='Ekonomi'/><category term='Öğrenme'/><category term='Eğitim-Öğretim'/><category term='Sınav'/><category term='Ebebeyn'/><category term='titrek lamba'/><category term='Eşitlik'/><category term='Düşünce'/><category term='İnternet'/><category term='Barış'/><category term='Demokrasi'/><category term='Tüketim'/><category term='Çocuklar'/><category term='Savaş'/><category term='Yazarlar'/><category term='Google'/><category term='Devlet'/><title type='text'>Titrek Lamba</title><subtitle type='html'>Bir titrek lamba gibi yaşayıp sönmeden iz bırakmalı...</subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>54</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-3316899648427360859</id><published>2010-07-24T06:20:00.004+03:00</published><updated>2010-07-24T06:32:42.621+03:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='titrek lamba'/><title type='text'>Titrek Lamba</title><content type='html'>&lt;span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Titrek Lamba&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;"Bir titrek lamba gibi yaşayıp sönmeden iz bırakmalı..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsan yaşıyor bir şekilde.&lt;br /&gt;Kendi ülkesinde,&lt;br /&gt;kendi tercihleriyle,elinden gelenlerle oluşturduğu düzen ve değiştiremeyeceğini bildiği için uyum sağladığı biçimlerle...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zor aslında.&lt;br /&gt;Alıştıkça elbette zorluğu konusunda farkındalık yok oluyor.&lt;br /&gt;Üstüne yalnız bir zamanda oturup düşününce ancak ayırdına varılabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu blog genel anlamda iz brakabilmek için oluşturuldu.&lt;br /&gt;İlginç olanı kanımca,oluşturulduğu tarihten çok sonra ve birçok şey yaşamımda değişmişken blog ile ilgili yazmam.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazın dünyasında varolduğumu hissetmeme ve bilmeme rağmen,&lt;br /&gt;düzenli yazmak konusundaki üzerimdeki ataleti sanırım artık yok etmenin zamanı geldi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tıpkı sancı çeken gebe bir kadın gibi,&lt;br /&gt;bağıra çağıra diriliş-doğuş gibi bir süreç içerisindeyim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ordan oraya anlam zıplamaları yaşayan bir yazı olmasın ve uzun olmasın diye kısa kesiyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Meselenin aslı "...İz Bırakmak" konusunda bir çabadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herkese selam olsun.&lt;br /&gt;Sağlık peşinizi bırakmasın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-3316899648427360859?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/3316899648427360859/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=3316899648427360859&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/3316899648427360859'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/3316899648427360859'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2010/07/titrek-lamba.html' title='Titrek Lamba'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-8399249756602009765</id><published>2008-01-01T19:56:00.001+02:00</published><updated>2008-01-01T20:03:59.003+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çocuklar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitim-Öğretim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ebebeyn'/><title type='text'>Anne Babalara Birkaç Öğüt</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;• Çocuklarımıza aşırı beklentilerimizi yüklememeliyiz.&lt;br /&gt;Hepimizin çocuklarımızdan beklentileri vardır. Bu da doğaldır. Ancak beklentilerimiz yaşamda kendi yapamadıklarımız olmamalıdır. Çocuklarımız kendi hayatlarını yaşayacaklardır. Buna saygı duymalıyız.&lt;br /&gt;Çocuklarımız sınav döneminde stres altındadır ve gergindir. Biz de bu stresi aşırı bir gerginlikle yaşarsak onların üzerindeki yük daha da artar. Biz rahat olmaya çalışmalıyız ve çocuklarımızı da her olasılığa karşı dayanıklı olmaya davet etmeliyiz. Bizim rahat davranışımız onları da sakinleştirecektir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;• Çocuklarımız en büyük sorumluluğu bize karşı duyarlar. Onların asıl sorumluluğu kendilerine karşıdır ve bunu duymaları gerekir. En doğru yol, çocuklarımızla konuşmak ve onların düşüncelerini paylaşmaktır. Eğer çocuğumuz bunu yapmak istemiyorsa üstüne gitmemeli ve uygun paylaşım zamanları yaratmalıyız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Çocuklarımıza vereceğimiz değer, onların kişilikleri ile ilgili olmalıdır. Sınav beklentisine bağlı değerler, çocuklarımız için 'kendilerine değer verilmediği' biçiminde yorumlanabilir. Çocuklarımızın asıl değeri onların kişilikleri ve karakterleridir. Bizim için önemli olması gereken en önemli özellikler bunlardır.&lt;br /&gt;I Sınava hazırlık döneminde çocuklarımızla düşüncelerini ve duygularını paylaşmamız çok önemlidir. Sadece ders çalışıp çalışmadıklarını kontrol etmek ve buna önem vermek beklediğimiz sonucu vermez. Bunun yerine çocuklarımızla çalışma takvimi konusunda ne düşündüklerini anlamak doğru tutumdur. Hem çocuklarımızı motive etmek hem de durumu kolaylaştırmak çalışma performansını olumlu etkileyecektir.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-8399249756602009765?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/8399249756602009765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=8399249756602009765&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8399249756602009765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8399249756602009765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/anne-babalara-birka-t.html' title='Anne Babalara Birkaç Öğüt'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-272502883261804638</id><published>2008-01-01T19:33:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T19:54:53.955+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sınav'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitim-Öğretim'/><title type='text'>Ders Çalışmak Sıkıcı mı ?</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Birçok öğrenci, "Ders çalışmak sıkıcı" diye yanlış bir kanıya kapılmaktadır. Oysa ders çalışmak öylesine keyif verici bir eylemdir ki buna sadece doğru bir açıdan bakmak bile işin ne kadar keyif verici ve basit olduğunu görmemize yetecektir. Gelin, doğru bir açıdan nasıl bakılır, nasıl çalışılır hep beraber inceleyelim.&lt;br /&gt;Öncelikle neden başarılı olmanız gerektiğini düşünün. Eğer başarılı olma nedenlerinizi belirleyemezseniz, ders çalışmak, ders dinlemek, okumak, yazmak bile size sıkıcı ve anlamsız gelebilir. Yaptığınız işten zevk alamadığınız takdirde başarılı olmanız söz konusu değildir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;"&lt;em&gt;&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;Çalışmak istiyorum ama bir türlü çalışamıyorum&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;", "&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Bende çalışma isteği yok&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;", "&lt;span style="color:#cc0000;"&gt;&lt;em&gt;Motivasyonum düşük&lt;/em&gt;&lt;/span&gt;" gibi yakınmaları sık sık duyarız. Böyle bir yaklaşımı benimseyen öğrenciler, öğretim yılının başından sonuna kadar, ders çalışma isteğinin bir ilham gibi kendilerine gelmesini isterler. Böylesine bir isteğin kendiliğinden ortaya çıkması söz konusu olmadığından, öğrenci "&lt;em&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;ısrarla&lt;/span&gt;&lt;/em&gt;" bekler ama bu ilham perisi bir türlü gelmek bilmez. Ders çalışmakla ilgili olumsuz düşüncelere sahipsek, doğal olarak davranışlarımız da olumsuz olacaktır. Her şeyin malzemesi düşüncedir ve ister inanın ister inanmayın; düşüncelerimizi kendimiz yönlendiririz! Biz, derslerin sıkıcı gelmemesi için öncelikle bu ilham perisinin gelmeyeceği gerçeğini kabul ederek işe başlayalım. (Siz isterseniz bekleyin ama bizden söylemesi, gelmeyecek.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Yaparak ve yaşayarak öğrenin&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Bir dersi en iyi şekilde öğrenmek için o dersi düzenli aralıklarla belirli miktarlarda çalışmanın mı yoksa sınavdan önce topluca çalışmanın mı Öğrenmeyi kolaylaştırdığı sorusu sorulabilir. Düzenli olarak yapılan çalışmada edinilen bilgilerin akılda daha kalıcı olduğu, topluca çalışılarak elde edinilen bilgilerin ise akılda tutulamadığı söylenebilir. Ders çalışırken neyi nereye kadar öğrendiğimizden haberdar edilmemiz, öğrenmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle deneme sınavları ve okul yazılılarından elde edeceğiniz sonuçlar iyi birer gösterge olacaktır. Tabii ki burada amaç, sonuca bakıp kahrolmak veya bu iş tamam diye gevşemek değil; eksiklerinizi görüp bunları giderme yollarını aramaktır.&lt;br /&gt;Beş duyu organımızın katıldığı öğrenme durumları, öğrenmenin en etkin olduğu durumlardır. Bu nedenle "yaparak ve yaşayarak" edinilen öğrenme tecrübeleri, en kalıcı bilgileri sağlar. Okuduğumuz konuların kendi sözcük ve cümlelerimizle ve sesli olarak tekrarlanması öğrenmemizi kolaylaştırır. Çalışma sırasında konu özetlerinin çıkarılması, hatırda tutmayı kolaylaştırmakta ve konunun bütününü görmemizi sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Diğer uğraşlara da zaman ayırın&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;-Her gün ders çalışmak için belirli bir zaman ayrılmalı ve zor öğrenilen derslere daha çok zaman verilmelidir.Zorlandığınız dersleri en verimli olduğunuz saatlerde çalışmanızı tavsiye edilerbilir.&lt;br /&gt;-Öğrenme düzeyiniz yüksek olacağı için zorlandığınız dersin bile sorularını yapabildiğinizi gördükçe, yüzünüzde bir gülümseme oluşmaya başlayacaktır. Ödevlerin çalışmanın en sonunda yapılması, öğrenilenlerin tekrar edilmesini sağlayacağından yararlıdır.&lt;br /&gt;-Sürekli ders çalışmak, her zaman iyi öğrenmeyi sağlamaz.&lt;br /&gt;-Çalışmanın yanında, dinlendirici birtakım uğraşlara ve spora da yer vermek, bireyi uyumlu ve daha başarılı yapar.Bu nedenle ders çalışma saatlerinden sonra diğer uğraşlara da zaman ayırmak faydalıdır. -Verimli ders çalışmada en yararlı dilimlerin birer saatlik süreler olduğu söylenebilir.&lt;br /&gt;-Örneğin, 40 - 50 dakikalık çalışmadan sonra 10 dakikalık tekrar yapmak,&lt;br /&gt;-çalışmanın bitiminde ise 10 - 15 dakika dinlenme zamanı ayırmak faydalıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;-Çalışma ortamının da uygun şekilde düzenlenmesi gerekir.&lt;br /&gt;-Poster, resim, şiir gibi materyaller sizi bambaşka hayal dünyasına götürüp çalışma veriminizi düşürebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Doğru yer seçimi&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;-Çalışma yerinin ışığı,ısısı,gürültülü veya az gürültülü olması,çalışırken dikkatimizi ve derse olan ilgimizi etkilemektedir.&lt;br /&gt;-Ders çalışırken müzik dinlemek öğrenmeyi güçleştirmektedir.&lt;br /&gt;-Oturma yerinin çok rahat olması, çalışırken yatar gibi oturmak veya yatarak çalışmak,dikkatinizi azaltıp uykunuzu getirir.&lt;br /&gt;-Ders çalışmak için belirli bir yer ayırmalı ve burası sadece çalışma için kullanılmalıdır.&lt;br /&gt;-Ders çalışmak için devamlı bir yeriniz yoksa, çalışılan yerin başka çağrışımlaryapacak şekilde olmasını önlemek gerekir.&lt;br /&gt;-Yemek masasında veya yattığınız odada çalışırsanız, yemek yemeyi veya uyumayı çağrıştıracak ipuçlarını ortadan kaldırmanız gerekir.&lt;br /&gt;-Çalışmaya başlamadan önce gerekli araç ve gereçleri hazırlayın.&lt;br /&gt;-Ders başından gerekli araçları almak için kalktığınızda, aynı noktadan çalışmaya başlayamazsınız.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Küçük ödüller koyun&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;-Çalışma sırasında kendinize küçük ödüller koyun.&lt;br /&gt;-İlgi ve dikkatiniz azalmış ise, okuduğunuz konuyu bitirince, hoşlandığınız bir işi yaparak kendinizi ödüllendireceğinize dair söz verin.&lt;br /&gt;-Okuduklarınızı kendi sözcük ve cümlelerinizle ifade etmeniz öğrenmeye aktif olarak katılmayı ve daha etkin öğrenmeyi sağlar.&lt;br /&gt;-Çalıştığınız dersle ilgili, sınavda çıkabilecek soruları tahmin etmeye çalışın.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Haftada ortalama 25 saat çalışın.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;-Hiç ara vermeden ve dinlenmeden çalışmaya kalkarsanız,algılama düzeyi belli bir süre sonra düşer.&lt;br /&gt;-Çok fazla ara vererek çalışmaya kalktığınızda da konsantre olamadığınız için öğrendiklerinize anlam veremezsiniz.&lt;br /&gt;-Çalışmayı kısa süreli dinlenme aralıklarıyla sürdürmek, hem öğrenilenlerin sindirilmesi hem de zihninizin toplanması açısından son derece yararlıdır.&lt;br /&gt;-Düzenli bir çalışma ortamında haftada ortalama 25 saatin altına düşmeyecek planlı bir çalışma sizi amacınıza ulaştırabilir.&lt;br /&gt;-Planlı çalışmayı kafanızda çok fazla büyütmeyin.Çünkü planlı çalışma, sadece bir kâğıda o gün ya da o hafta hangi dersleri çalışacağımızı yazmaktan ibaret değildir.&lt;br /&gt;-Planlı çalışma, öğrencinin eksiklerinin farkına vararak zamanını eksiklerini giderecek şekilde planlaması, hazırladığı plana uymada kararlılık gösterebilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Ezberden kaçının&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Ezberleme ile öğrenme gerçekleşmez. Kalıcı öğrenme için öğrenme sürecinin içinde aktif olarak bulunmak gerekir. Bir problemin çözümü ezberlenirse o problem çözülür ama onun benzeri farklı bir problem çözülemez; hatta belli bir süre sonra çözümü ezberlenen problem dahi çözülemez olur. Çünkü problemin çözümü unutulur. Daha önceki yıllarda öğrendiğimiz bir matematik kuralını unutabiliriz ama yıllar geçse bile bisiklete binmeyi unutmayız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Unutmanın düşmanı: Tekrar&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Unutmak biz insanlar için iyi bir yetenektir aslında... Düşünsenize; çocukken düştüğümüzde kanayan dizimizin acısını hiç unutmasaydık, bizi üzen olayları hep aynı tazelikte hatırlasaydık ne kadar çekilmez olurdu yaşam. Bu güzel yeteneğimiz ne yazık ki eğitim alanında aynı oranda işimize yaramamakta hatta tam tersi bizi sıkıntıya sokmaktadır. Unutmanın engellenmesi tekrarla mümkündür. Özellikle sözel derslerde unutma çabuk olur. Bunun için tekrar belirli aralıklarla yapıldığında, özellikle ilk tekrar dersten hemen sonra yapılırsa, bilginin hafızada kalması daha da kolaylaşır; öğrenilenlerin unutulması zorlaşır. Sözel derslerde bu işe ek olarak, bir de dersi ön hazırlık yaparak dinlemek faydalı olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Her şeyi öğrendik mi?&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Günlük tekrar sayesinde öğrendiğimiz konunun pekişmesini, yaptığımız çalışmanın boşa gitmemesini sağlamış oluruz. Hafta sonları yapacağımız genel tekrarlarla da unutma sorunumuza güzel bir reçete uygulamış oluruz.&lt;br /&gt;Yakın çevrenizde küçük bir çocuk varsa, onun merak güdüsüyle soru sormasını izleyin.Ne kadar da heyecanla ve bitmek bilmeyen bir enerji ile sorular sorduğunu hayretler içerisinde göreceksiniz.&lt;br /&gt;Hatta bazen biz büyükler o kadar yoruluruz ki bu sorulardan, bir zamanlar bizim de onun gibi soru&lt;br /&gt;sorma makinesi tarzında arka arkaya soruları sıraladığımızı,merak ettiğimizi anlayıncaya, öğreninceye&lt;br /&gt;kadar belki de defalarca aynı soruyu sorduğumuzu unutup oflayıp puflamaya başlıyoruz. Ne oldu da soru sormak ve yeni bir şeyler öğrenmek isteğimizden vazgeçtik? Öğrenmemiz gereken her şeyi  öğrendik mi yoksa ?&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Çocukluğunuza dönün&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Belki de bu çocukluk alışkanlığımıza benzer bir şekilde geri dönmemiz gerekiyor. Bugün dersin başında otururken neden aynı merak duygumuzla öğrenmeye çalışmıyoruz. Unutmayın her öğrendiğimiz bilgi, bizi biraz daha geliştirmekte,uygar dünyada biraz daha üst kademeye yükselmemizi sağlamaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınavlara hazırlanırken öğrendiğimiz bilgilerin belki de büyük bir kısmını gündelik yaşantımızda kullanmayacağımız bir gerçek. Ama şunu unutmamalıyız ki o bilgiler sayesinde yepyeni dünyaların kapısını açacak ve kendi hayallerimizi gerçeğedönüştürebileceğiz. Ders çalışmak belki size televizyonda izlediğiniz bir dizi ya da internette arkadaşlarınızla sohbet etmek kadar zevk vermeyebilir. Ama kendi hayallerinizi yaşayabilmenizi sağlayacak tek kapının anahtarı da o çalışmanın bizzat kendisidir. Kısa süreli eğlencelerin birsure sonra size sıkıcı geleceğini, hatta size verdiği eğlenceden daha fazla sıkıntı yaratacağını düşündünüz mü? Küçük zevklerin sizi hedeflerinizden saptırmasına izin vermeyin. İyi bir doktor olmaktan ya da kendi hukuk firmanızı kurmaktan, tasarlayacağınız harika bir tatil köyünün mimarı olmaktan kısa süreli eğlenceler uğruna vazgeçtiğinizi düşünebiliyor musunuz? Bunu yıllar sonra kendi kendinize bile itiraf etmekten utanırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gördüğünüz gibi oyunu kurallarına göre oynamaktan fazla bir şey gerekmiyor zafere ulaşmak için.&lt;br /&gt;Bu hem çalışmanın her anından keyif almanızı hem de ulaşacağınız zaferle hayatınıza yepyeni keyifler katmanızı sağlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;(Cumhuriyet Gazetesi 01 Ocak 2008 Eğitim Eki )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-272502883261804638?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/272502883261804638/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=272502883261804638&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/272502883261804638'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/272502883261804638'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/ders-almak-skc-m.html' title='Ders Çalışmak Sıkıcı mı ?'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-7846456948930590949</id><published>2008-01-01T19:23:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T19:31:01.008+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Sınav'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitim-Öğretim'/><title type='text'>Sınavlarda Başarı İçin...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Uzun bir süredir sınava hazırlanıyor ve sınavın yaklaşmasıyla beraber gözle görülebilir bir endişe taşıyor olabilirsiniz. Uykuya dalmakta güçlük, iştahsızlık, yaşamdan zevk almada azalma hissedebilirsiniz. Peki nedir sizi böylesine kaygılandıran, iştahınızı azaltan, uykunuzu bozan, yaşamdan aldığınız zevki engelleyen şey? Korku mu, kaygı mı? Bu sorunun yanıtını verebilmek için bu iki kavramı bilmek gerekir.&lt;br /&gt;Korku, gerçekleşmesi durumunda bizde fiziksel sorun yaratacak bir durumdur. Köpekten korkarız; çünkü bizi ısırması fiziksel bir rahatsızlığa neden olur. Kaygı ise bizde büyük fiziksel hasarlar meydana getirmeyecek bir durumdur. ÖSS sadece bir sınavdır, bize fiziksel olarak bir zarar veremez. Onu korkunç hale getiren bizleriz; bizim o sıava bakış açımız...&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;strong&gt;Şartlanmak değil istemek önemli&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Kaygının faydası yoksa zihninizi işgal edecek yeri de yok! Sınavla ilgili kaygımızı azaltmak için iki türlü çalışma yapabiliriz. Bunlardan ilki zihinsel, diğeri bedensel uygulamalardır. Üniversite sınavı hayatta başarılı ve mutlu olabilmek için tek yol değildir. Mantıklı düşünürsek; ÖSS bizi yaşamda başarıya ve mutluluğa götüren yollardan sadece biridir. Sınavı kazanmak bir istek ve seçim meselesidir.&lt;br /&gt;"Mutlaka başarmalıyım, şu okula gitmeliyim" gibi düşünceler yerine "Sınavı kazanmak istiyorum ya da şu okulda okumayı diliyorum" diye düşünmeliyiz.Çünkü "-meliyim, -malıyım" şeklindeki ifadeler, düşünceleri istek olmaktan çıkarıp, yasa haline getirir. Yasalarda ise bir kesinlik, bir zorunluluk vardır, Sınav sonucu sizin iyi ya da kötü olduğunuzu göstermez; sadece bilgilerinizle, doğru düşünebilmenizi sorgular. Bu nedenle öğrencilerin ilgi, yetenek ve çalışma alışkanlıklarıyla kazanmış olduğu bilgilerin değerlendirilmesidir,kişilik değerlendirilmesi değil !&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;Solunum kontrolü&lt;br /&gt;&lt;/strong&gt;Sınav kaygısını azaltabilmek yolundaki ikinci adım, bedeni kontrol edebilmektir. Bedeni kontrol etmenin temelinde ise solunumu kontrol etmek yatar. Doğru ve derin nefes alarak sağlanan değişiklik, birçok durumda başlayacak olan kaygının şiddetini azaltmaya yardımcı olmaktadır.&lt;br /&gt;Amaç ÖSS'de başarı olduğuna göre, sınavla ilgili kaygılarımızı azaltmanın yanında sınavı da iyi tanımak gerekir. Sınavın niteliği ve süresi adayın kendine ait bir sınav stratejisi belirlemesinde önemli rol oynar. Üniversite sınavı, her geçen yıl aday sayısının artmasıyla, yaşamımızdaki en değerli kaynağımızı, zamanı, doğru kullanabilmeyi sorgulayan bir sınav halini almıştır. Test tekniğine dayalı olan bu sınavda, adayı rakiplerinin önüne geçirecek olan "test çözme becerisi"ni kazanmak, bilgiyi doğru ve hızlı kullanabilmektir. Test çözmek bir yetenek değil; öğrenilebilen bir beceridir. Zaten sınav stratejisinin en önemli noktası da adaya bu beceriyi kazandırabilmektir. Test tekniğine alışık olmayan aday, sınavın niteliğini kavramada ve zamanı kontrol etmede sıkıntı yaşar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;İç sesinizi dinleyin&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;Bazı şeyler için zaman şimdidir. Öncesi erken; sonrası ise geçtir...&lt;br /&gt;Test tekniğinde başarılı olabilmek için mutlaka sınavın karakterine uygun sorular, süre tutularak çözülmelidir. Evde çözülen her soru sanki adayın gerçek sınavda karşısına çıkabilecekmiş gibi mutlaka yanıtlanmalıdır. Sınavlar sırasında soruları defalarca okumak adayın kafasının karışmasına sebep olabilir, bu yüzden her soru en fazla iki kere okunmalı ve sorunun mantığı kavranmaya çalışılmalıdır. Sınav sırasında emin olmadan çözülen sorular, birkaç soru çözüldükten sonra geri dönülerek kontrol edilmelidir. Bir soruya takılıp kalmak adayın heyecanını artırarak, sınav süresinden çalacağı için her öğrencinin yanıtlayamayacağı sorular olabileceğini unutmamak gerekir. Sayısal bölüm testleri çözülürken mutlaka yazarak işlem yapılmalı; böylelikle işlem hatası yapma olasılığı en aza indirgenmelidir. Uzun görünen soruların aslında en çok ipucu taşıyan sorular olduğu unutulmamalı ve bu soruların yanıtlarına daha kısa sürede ulaşılabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Her soru kökü dikkatle okunarak asıl sorulmak istenenin ne olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Sınav sonuna kadar salondan ayrılmamalı; elinden gelenin en iyisi yapılmalıdır. Sınav sırasında adaya en büyük desteği sağlayacak olan adayın "iç sesidir." Olumlu telkinlerde bulunmak ve olumlu düşünceler üretmek büyük oranda adayın yaşadığı kaygıyı azaltacaktır. Sınavda asıl basan adayın kendine olan güven ve inancıyla gelecektir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Henry Ford'un dediği gibi;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;"Yapabileceğinize de inansanız, yapamayacağınıza da inansanız haklı çıkarsınız."&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-7846456948930590949?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/7846456948930590949/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=7846456948930590949&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7846456948930590949'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7846456948930590949'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/snavlarda-baar-iin.html' title='Sınavlarda Başarı İçin...'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-2120554758891620429</id><published>2008-01-01T19:17:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T19:22:12.280+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çocuklar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitim-Öğretim'/><title type='text'>Öğrenciler ve İnternet</title><content type='html'>&lt;p&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;İnternet, sınırlan oldukça geniş bir bilgi kaynağı ve özellikle son yıllarda öğrenciler ödevlen konusunda sıkça bilgisayar başına geçiyor. ,Gerek öğrencileri internetin zararlanndan korumak gerekse anne babalann içini rahatlatmak için ise dikkat edilmesi gereken noktalar var.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Ödev ve araştırmalann internete bağlı kalınarak yapılması eğitimcilerin bir bölümü tarafından "teknolojik gereklere ve çağa ayak uydurma olarak değerlendiriliyor ve sakıncalı görülmüyor. Bir kısım eğitimciler ise gerektiği yerde teknolojinin nimetlerinden yararlanılmasını ancak sadece ınternet bilgisine dayalı öğrenmenin, çocuklan ve gençleri "kolaycılığa sevk edeceğini", araştırmaktan ve öğrenmek için emek sarfetmekten uzaklaştıracağını vurguluyor. Öğretmenlerin arasındaki bu ikiye ayrılış, veliler ve öğrenciler içinde de kendini gösteriyor. Bu tartışma daha uzun yıllar devam edecek gibi görünürken, önemle altı çizilen bir başka konu ise "internet güvenliği." Çocuklan ve gençleri ideolojik cephelerine çekmek isteyen, şiddeti aşılamaya çalışan, maddi ya da cinsel anlamda sömürmeyi amaçlayan, sigara uyuşturucu ve alkol kullanımına teşvik eden kışı veya gruplar, hazırladıklan zararlı içenktekı siteleri doğrudan kullanıma açmak yenne "gizlemeyi" tercih ediyor Arama motorunda öğrencilenn ödevlerle ilgili en çok araştırdıkları konulann arkasına gizlenen bu siteler, aranan bilgi kendisinde mevcutmuş gibi gösteriyor ve açıldığında bambaşka bir içenk öğrencileri karşılayabiliyor. Bir başka sakıncalı nokta ise e-posta adresleri ya da üyelikle hizmet veren bazı paylaşım siteleri aracılığıyla tanışılacak kişilerin, çocuklara ve gençlere önce dostane yaklaşarak sonra istediği yöne çekmesi. Çoğunlukla bu kişiler, internette gerçek bilgilerini gizleyip, kendini olduğundan farklı tanıtıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilişim uzmanlan basit gibi görünen ancak öğrencileri internetin zararlanndan korunmayı sağlayacak şu adımlan öneriyor :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#993300;"&gt;- İnternette sohbet ederken, mesaj göndenrken ya da mektuplaşırken adınız, soyadınız, adresiniz, telefon numaranız gibi kişisel bilgileri asla vermeyin.&lt;br /&gt;- E-posta adresinizi, parolanızı ya da internet üzerinden yararlandığınız başka bir sitedeki kullanıcı adınızı ve parolanızı kimseye söylemeyin.&lt;br /&gt;- İnternet üzerinden oyun oynamak ya da çocuklara ve gençlere yönelik çeşitli faaliyetlerde yer almak için ilgili sitenin fazlaca kişisel bilgiye ihtiyacı yoktur. Gereğinden fazla bilgi isteyen siteleri kullanmayın.&lt;br /&gt;- Bazı insanlann internet ortamında kendılennı olduklanndan farklı tanıtabileceklerini unutmayın.&lt;br /&gt;- İnternet aracılığıyla alışveriş yaparken, bankacılık işlemleri gerçekleştirirken, sitenin güvenli olup olmadığından emin olun.&lt;br /&gt;- İnternetteki tartışmalara, kavgalara katılmayın. Bu amaçla sizinle bağlantı kuran kimselerden uzak durun.&lt;br /&gt;- Farkında olmadan ya da bilmeyerek istenmeyen bir siteyi göriintülediyseniz, hemen geri tuşuyla çıkın ya da sayfayı tamamen kapatın.&lt;br /&gt;- İnternette tanıştığınız kişilerle buluşmayın. Mutlaka buluşmak istiyorsanız, randevuya yalnız gitmeyin ve kesinlikle kafe, alışveriş merkezi gibi kalabalık yerleri tercih edin.&lt;br /&gt;- Şaka yapmak amacıyla da olsa internette birilerini korkutmaktan, kandırmaktan, tehdit etmekten uzak durun. Sizi bu duruma düşürecek kimselerle iletişim kurmamaya çalışın.&lt;br /&gt;- Eğer internet ortamında istenmeyen bir duruma kanşırsanız ya da bir tehlike, sorun doğacağını düşündüğünüz bir şey olursa mutlaka ailenize danışın, haber verin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;color:#333333;"&gt;( 01 Ocak 2008 Cumhuriyet Gazetesi - Eğitim Eki )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-2120554758891620429?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/2120554758891620429/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=2120554758891620429&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2120554758891620429'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2120554758891620429'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/renciler-ve-internet.html' title='Öğrenciler ve İnternet'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-8944380251590135932</id><published>2008-01-01T19:00:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T19:21:54.319+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Çocuklar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eğitim-Öğretim'/><title type='text'>2008'e başlarken...</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;2008 bol sınavla geçmesinin yanında, "ilkleri ve sonları" da yaşatacak. Ortaöğretim Kurumları Seçme Sınavı (OKS) öğrencilere "veda" ederken, iki hafta sonra yeni bir sınav sistemine Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ile "merhaba" denilecek. ÖSS'ye girecek öğrencileri ise bir avantaj bekliyor: Liseler, ortaöğretimin 4 yıla çıkarılması nedeniyle 2008'de mezun vermeyecek.&lt;br /&gt;İlköğretim öğrencilerini SBS ve OKS, ortaöğretim öğrencilerini ve mezunlarını ise şimdiden ÖSS heyecanı sardı. Henüz söz konusu sınavların başvuru tarihleri açıklanmadı ancak kısa süre önce SBS'nin pilot uygulaması gerçekleştirildi. Bu yıl ilk kez yapılacak olan ve 6 ile 7. sınıf öğrencilerinin gireceği SBS'yi denemek amacıyla, 27 Aralık Perşembe günü MEB tarafından 12 ilde pilot sınav yapıldı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Asıl SBS ise &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;strong&gt;6. sınıf&lt;/strong&gt; öğrencileri için &lt;strong&gt;21 Haziran&lt;/strong&gt; 2008&lt;/span&gt;, &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color:#000099;"&gt;&lt;strong&gt;7. sınıf&lt;/strong&gt; öğrencileri için &lt;strong&gt;22 Haziran&lt;/strong&gt; 2008'de&lt;/span&gt; yapılacak.&lt;br /&gt;ilköğretim &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;5. sınıf&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; ile liselerin &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff0000;"&gt;9, 10 ve 11. sınıflarınd&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;a okuyan öğrencilerin katıldığı &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;Devlet Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; (DPYS) &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#6600cc;"&gt;4 Mayıs&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt; 2008'de yapılacak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#ff6600;"&gt;7. sınıflara iki SBS&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;OKS 2008'de son kez uygulanarak, tamamen kaldırılacak. Bu yıl 8. sınıfta okuyan öğrenciler, 8 Haziran 2008'de OKS'ye girecek. Bu öğrenciler, OKS puanıyla liselere yerleşen son kişiler olacak. Yeni sınav sistemi doğrultusunda 2008'de 6, 7 ve 8. sınıflar SBS'ye girecek. Sadece ilk uygulamaya özgü olmak üzere, bu yıl 7. sınıfta okuyan öğrenciler, 3 yerine 2 SBS notu esas alınarak liselere yerleşecek. Normalde öğrencilerin 6. sınıftan itibarenki SBS notları dikkate alınacakken, bu yıl 7. sınıfta olanların 7 ve 8. sınıf SBS puanları değerlendirmeye alınacak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;MEB'in 2008 takviminde yer alan diğer sınavlar ve tarihleri de şöyle :&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:Verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color:#990000;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;-Açık İlköğretim Okulu 1. Dönem Sınavı: 12-13 Ocak 2008&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;color:#990000;"&gt;-Açıköğretim Lisesi 1. Dönem Sınavı: 26-27 Ocak 2008&lt;br /&gt;-Mesleki Açık Öğretim Lisesi: 26-27 Ocak 2008&lt;br /&gt;-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/1): 16 Şubat 2008&lt;br /&gt;-Açıköğretim Fakülte (Ara Sınav): 5-6 Nisan 2008&lt;br /&gt;-Açık İlköğretim Okulu 2. Dönem Sınavı: 12-13 Nisan 2008&lt;br /&gt;-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/2): 19 Nisan 2008&lt;br /&gt;-Açıköğretim Lisesi 2. Dönem Sınavı: 17-18 Mayıs 2008&lt;br /&gt;-Mesleki Açıköğretim Lisesi: 17-18 Mayıs 2008 &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;color:#990000;"&gt;-Açık İlköğretim Okulu Not Yükseltme Sınavı:17-18 Mayıs 2008&lt;br /&gt;-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/3): 5 Temmuz 2008&lt;br /&gt;-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/4): 23 Ağustos 2008&lt;br /&gt;-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/5): 25 Ekim 2008&lt;br /&gt;-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/6): 27 Aralık 2008&lt;/span&gt; &lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;strong&gt;&lt;span style="color:#cc6600;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/strong&gt;&lt;hr /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;color:#cc0000;"&gt;&lt;strong&gt;Üniversite adaylarına şans !&lt;/strong&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;ÖSS adaylarını ise eğitimciler tarafıdan "büyük avantaj" olarak değerlendirilen farklı bir durum bekliyor. Ortaöğretimin kesintisiz 4 yıla uzatılması nedeniyle, bu yıl liseler mezun vermeyecek. ÖSS'ye girenlerin büyük bölümünü lise son sınıf öğrencileri oluşturduğu için mezun verilmeyecek olması, bu sınava katılan aday sayısında önemli oranda düşüşe yol açacak. Dolayısıyla, 2008 - ÖSS'ye girenlerin yarışacağı aday sayısı da düşecek ve üniversiteye yerleşme olasılığı artacak. Ancak eğitimciler bir konuda uyanda bulunmadan da geçmiyor. Liselerin mezun vermemesini fırsat bilen eski mezunlar, şanslarını bir kez daha denemek isteyerek ÖSS'ye başvuruda bulunabilecek. Böylece de sınava girecek adaylarda yine yığılma olacak.bu durumun çerçevesi ise ÖSS'ye başvuruların tamamlanması ile netleşecek. &lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;hr /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;color:#333333;"&gt;( 01 Ocak 2008 Cumhuriyet Gazetesi - Eğitim Eki )&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-8944380251590135932?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/8944380251590135932/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=8944380251590135932&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8944380251590135932'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8944380251590135932'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/2008.html' title='2008&apos;e başlarken...'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-388308813413770049</id><published>2008-01-01T18:13:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T18:21:59.903+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazarlar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşünce'/><title type='text'>İMKÂNSIZ BATAİLLE'DAN İMKÂNSIZ  "D0CUMENTS"A</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Georges Bataille'ı, kendisi gibi eski bir Ecole des Chartes öğrencisi ve şair Philippe Desportes üstüne bir tez hazırlamış olan Bibliotheque Nationale'den meslektaşı Jacques Lavaud sayesinde tanıdım. Benim gerçeküstücülüğü benimsemiş olduğum yıl da olan 1924'te Lavaud -uzun yıllardan beri tanıdığım ve benden epeyce büyük olan Lavaud beni modern edebiyatla tanıştıran insandı- biraz da, ilgisiz bir gözlemci olarak, (daha sonra söyledi bana bunu) bu tanışmadan ne kadar ilginç bir tortu çıkabileceğini görmek için tanıştırmıştı bizi. Çok sakin ve çok burjuva bir ortamda, Elysee'nin çok yakınında, Cafe Marigny'de, bir akşam vakti gerçekleşti bu buluşma. Hangi mevsimdeydik hatırlamıyorum (ama kesinlikle yaz değildi, çünkü sanıyorum Bataille'm başında gri bir fötr ve ayrıca üstünde de siyah beyaz çizgili bir pardösü vardı).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Yaşça benden biraz büyük olan Georges Bataille'a karşı hemen yakınlık duydum. Benim kültürümden çok daha engin ve farklı olan kültürüne karşı bir hayranlık beslemiyordum yalnızca, henüz "kara mizah" olarak adlandırılması uygun bulunmamış olan bir özelliğin belirlediği konformist olmayan zekâsı da ilgimi çekiyordu. Kişiliğinin dışa yansımaları da çekiyordu beni, zayıftı daha ziyade, hem bu dünyada idi hem de romantik, hiçbir zaman, hareketleri ağırlaştığmda, çoğumuzun tanık olduğu o hafifçe köylü tavrını aldığında bile bırakmadığı bir yakışıklılığı vardı (gençliğinin ve hafif ağırbaşlılığının verdiği üstünlükleri de eklemek gerekir buna). Büyük bir derinliği olan ve şatafatlı giysilerle boş gösteriş çabalarının dışında kalan bir yakışıklılıktı bu. Oldukça birbirine yakın, içeri kaçmış, gök mavisi açısından çok zengin gözleri, alaycı bulduğum (haksız yere belki de) sık sık ortaya çıkan ilginç, kaba saba adamlara özgü dişleriyle uyum sağlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bataille'ın akademizmin en yetkin temsilcisi olarak gördüğü Paul Valery onun -belki de bu yetkinliği yüzünden- bir numaralı düşmanıydı. Dada esprisi de ilgi görmüyordu ve herşeye karşı sürekli bir kabullenme içinde oluşu içeren ve dadacılığın Hayır hareketine karşı, sistemli biçimde kışkırtıcı olumsuzlamanın çocuksu özelliklerinden kaçma üstünlüğüyle belirlenecek olan bir Evet hareketi başlatmanın uygun düşeceğinden söz ediyordu. Bir dergi kurduk, aynı eğilimleri taşıyan birçok genç entelektüel dergiye gelip birbirleriyle ilişki kurdular, edebiyat ve edebiyata yakın bazı başka alanlarda fikir alışverişinde bulundular ve bazı ortak düşünceler filizlendi. Bir süre sıcak baktığımız ve beslediğimiz bu projenin devamı gelmedi. Bu projenin en belirgin özelliği şuydu: mümkün olursa eski Saint-Denis mahallesindeki bir genelevi dergimizin adresi olarak göstermeye karar vermiştik. Bir gece aylaklığı sonucu gitmiş olduğumuz, olağanüstü eskiliği ve köhneliğiyle de çekici gelmiş olan bir evdi burası. Tabii ki burada çalışan kadınları da yazı kuruluna katmaya çalışacaktık ve, 24 Aralık'ta kızlardan ikisinin bize anlatmış olduğu bazı rüyaları -muhtemel bir yayın amacıyla- not etmiştim. Gaby'nin anlattıkları: "Bir kombinezon için nakış işlemiştim. Yıkamak amacıyla suya daldırdım onu: akıntı alıp götürdü. Yakalamak için suya atladım, ama su yerine merdivenlerle karşılaştım, bitmek bilmeyen merdivenler." Gene Gaby anlatıyor: "Kızkardeşimin arkadaşını öldürmek için bir tabanca satın alıyorum. Kan gördükçe ateş etmek istiyordum." Marinet-te anlatıyor: "Küçük kara köpekler ve küçük beyaz bir kediden oluşan bir sürüyle dolaşıyordum. Köpekleri tasmalarından tutuyordum ama kediyi tutmuyordum. Buluta dönüştüler."&lt;br /&gt;O dönemde Bataille yazar olarak tanınmış değildi henüz. L'Histoire de l'oeil de (Gözün Hikâyesi), çok resmi bir Kolomböncesi sanat sergisi dolayısıyla yazmış olduğu ve büyük bir başarıyla geliştirdiği ve biçimsel açıdan yarı-nesnel, yarı-tutkusal bir özellik gösteren Aztekler'le ilgili makalesi de yayınlanmamıştı henüz. Bununla birlikte bana ünlü katil Georges Tropmann (kısmi adaşı) kimliğiyle sahneye çıktığı ama daha sonra birinci şahısla anlatılan bir hikâye biçimini alan bir romandan söz ettiğinde kısa süredir tanışıyorduk. "W.C." söz konusuydu belki de, sonuç olarak el yazısıyla yazmış olduğu bu metni yırttı. Bu romandan bir bölüm kaldı geriye: "Dirty'nin Hikâyesi" ("Dorothy" adının bilinçli olarak damgalanması açıkça). Bu metin önce ayrıbasım olarak yayınlandı -Hegel'den alınmış bir tanıtma yazısı ve kısa bir notla birlikte ama üzerinde hiç değişiklik yapılmadan- sonra Bleu du Ciel (Göğün Mavisi) adlı yapıtın girişi olarak yeniden basıldı. Hatırlayabildiğim kadarıyla Savoy'da (Londra) geçen bu hikâyenin -benim görmüş olduğum ilk haliyle- bir ilk bölümü (aramızda "Savoy bölümü" diyorduk buna) vardı, arkasından bir flaman epizodu geliyordu ve burada genç ve güzel İngiliz Dirty anlatıcıyla birlikte bir balık halinde çalışan satıcı kadınlarla, orada bir sefahate veriyordu kendini. Mylord l'Arsouille diye karanlık biri (daha sonra Bataille görünüş olarak tüm romantizminden arındığında ama bilge bir insanın dış görünümü altında içten içe gene ateş gibi yanmaya devam ederken kaybolup gitmiştir) her şeyin, aristokratik bir lüks ortamı ve tam anlamıyla bir aşağı tabaka ilkelliği arasında gidip geldiği bu iki bölümde sürekli sahnede bulunur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok emin değilim ama Bataille'ın çok önemli bulduğu bir yapıtı bana okutması dostluğumuzun bu ilk dönemine rastlıyor muhtemelen: Dostoyevski'nin Yeraltından Notlar'ı; (bilindiği gibi) kahramanı ve yazarı olduğu tahmin edilen kişinin senli benli konuşma dilinde "başa çıkılmaz" dediğimiz cinsten, bütün ölçüleri aşmış gülünç ve dayanılmaz birinin inatçılığıyla, herkesi büyülediği yapıttır bu. Ne olursa olsun Bataille -o dönemde Rus edebiyatının birçok kahramanı gibi batakhanelerde ve orospular arasında düşüp kalkmaya meyilliydi- Dirty hikâyesinde büyük romancıya anıştırma yapacak kadar önem veriyordu Dostoyevski'ye: "Bundan önceki sahne, sonuç olarak Dostoyevs-ki'ye yaraşır bir sahnedir" diyordu, Londra'daki otelde geçen iğrenç sarhoşluk ve erotizm sahnesini anlattığı -flash back- sırada.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendisiyle tanıştıktan kısa süre sonra, Bataille'ı, benim sanatta ve şiirde iki yıldan beri beslenme ortamım olan çevreye soktum. Bu küçük grubun toplanma yeri Blomet sokağı No. 45'teki ressam Andre Masson'un atölyesiydi -yıkık dökük bu atölye de tam anlamıyla bir Dostoyevski havası teneffüs edilirdi-; Andre Masson, cinsel boşalmanın dünyanın başlangıcını anımsattığı düzeyli resimleri yapan sanatçıydı ve daha sonra da Georges Bataille'ın Histoire de Z'oez'Z'ünün ve erotizmin, kozmogonik lirizmin ve kutsallığın felsefesinin birbirlerine yaklaştığı metinlerinin büyük illüstratörü olmuştu&lt;br /&gt;Masson'dan sonra ve komşusu Juan Miro'dan kısa süre önce gerçeküstücülüğe katıldığımda, Bataille hareketin dışında kaldı. La Revolution Sürrealiste'e (Gerçeküstücü Devrim) tek katkısı, derginin 6. sayısında, kendisinin, imzasız, adının baş harflerinin bile bulunmadığı bir yazısıyla yayınlanan bir "ortaçağ şiirleri" seçmesiydi. Anlamsızlığın başyapıtları olarak nitelenebilecek bu XIII. yüzyıl kısa şiirleriyle üstüne derin bilgisini Ecole des Chartes'ta öğrenim görmüş olmasına borçlu olmalıydı; bunlardan daha önce söz etmişti ve sonra da bana verdi şiirleri.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gerçeküstücülüğe önce kuşkuyla bakan, sonra acımasızca düşman kesilen Bataille (1929-1930'da Documents dergisinin genel sekreteri olduğunda, ayrılıkçıların elebaşısıy-dı)- oldukça geniş tutulmuş bir kolokyumda "Troçki olayı"nm tartışılacağı gerçeküstücü bir toplantıda bir yabandomuzu gibi saldırıya geçmiş ve "bir yığın idealist başbelası" lafına muhatap olarak protesto edilmişti-daha sonra Breton ve Eluard'la karşılıklı saygı ve sevgiye dayanan bağlar kurmuş ve hatta onlarla Minotaure'da edebi açıdan, antifaşist hareket Contre-Attaque'm (Karşı Saldırı) yönetimini ele aldığında da siyasi açıdan işbirliğine gitmişti, ama gerçeküstücü gruba karşı yabancı kalma tavrında bir değişiklik olmadı.&lt;br /&gt;Bataille ilk kez Documents dergisiyle hareketin başı konumunda buldu kendini. Burada denetimsiz bir güçten uzak kalmış gibi görünmüş olmasına karşın, şimdi bu derginin onun görüşleri doğrultusunda çıkmış olduğu izlenimi hâkimdir: yüzlerinden birini kültürün yüksek kürelerine doğru (Bataille mesleği ve formasyonu açısından ister istemez uyruğu durumundaydı onun) öbürünü de insanın elinde harita ve herhangi bir pasaport olmadan serüvenlere daldığı vahşi bir bölgeye doğru çeviren bir Janus'tü bu yayın organı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;La Gazette des Beaux-Arts'm editörü ve eski tablo tüccarı Georges Wildenstein tarafından çıkarılan Documents'm. başlıca çizerleri Bataille'ın kendisi, o dönemde Trocadero Etnografya Müzesi müdür yardımcısı olan Georges-Henri Riviere, modern batı sanatı uzmanı ve "zenci sanatı"nı ele alan ilk yapıtın sahibi Alman şair ve estetikçi Cari Einste-in'dı. Dergiye katkıda bulunanlar çok farklı bölgelerden geliyorlardı çünkü en uç noktada yer almış yazarların -Bataille'ın çevresinde toplanmış gerçeküstücülüğün dönekleriydi bunların çoğu- yanında, aralarında Institut üyelerinin ya da bazı müzelerin ve kütüphanelerin yüksek düzeyde görevlilerinin de bulunduğu çok farklı disiplinlerin (sanat tarihi, müzikoloji, arkeoloji, etnoloji vb) temsilcileri de vardı. Hiçbir biçimde "mümkün olmayan" bir karışımdı bu; nedeni disiplinlerin -ve disiplinsizliklerin- çeşitliliklerinden çok bu insanların kendi uyumsuzluk ve tutarsızlıklarıydı: kimileri gerçekten tutucu bir anlayış içindeydiler ya da her halükârda sanat tarihçileri ya da eleştirmen (Einstein sözgelimi) gibi davranma eğilimindeydiler ve daha öteye gitmek istemiyorlardı pek, öbür-leriyse (Riviere'in destelediği ve şair Georges Limbour'dan sonra ve etnolog Marcel Gri-aule'den önce birkaç aylık yazı kurulu sekreterliğim sırasında yardımcı olduğum Batail-le sözgelimi) dergiyi basmakalıp fikirlere karşı bir savaş makinesi gibi kullanmak istiyorlardı.&lt;br /&gt;Derginin çıkışı sırasındaki tanıtma yazısının bazı bölümleri açıkça Bataille'm damgasını taşıyor gibiydi: "En sıkıcı, henüz sınıflandırılmamış sanat yapıtları, ve bazı kural dışı, bugüne kadar ihmal edilmiş ürünler arkeologlarınki kadar kesin ve bilimsel incelemelere konu olacaktır burada (...) Dergide genellikle, sonuçları henüz tanımlanmamış en kaygı verici olgular ele alınmaktadır./ Bu farklı araştırma ve incelemelerde sonuçların ya da yöntemlerin çoğu zaman anlamsız gözüken niteliği, her zaman yol yöntem kurallarına uygun biçimde yapıldığı gibi gizlenmeyip, hem bayağılığa karşı duyulan nefretten hem de mizah duygusuyla açıkça belirtilecektir." Temkinli bir başlangıçtan sonra temelde, yalnızca, esas olarak bir sanat dergisinden beklenen genel şeylerden kaçamayacak bir derginin nasıl açık bir düşünceyle hazırlandığını belirtmeye yönelikmiş gibi gözüken programa önem verilmiş olduğunu anlamak için Documents koleksiyonunu tarih sırasına göre şöyle bir karıştırmak yeterlidir. Kısa sürede, Bataille'm desteğiyle sıkıcı ve kural dışı olan şeyler, kaygı verici olmamışlarsa, inceleme ve araştırma konularından çok, yalnızca en ağır bilimi aktarmaya devam eden bazı metinlerle ya da değeri tartışılmaya pek olanak vermeyen yeniden üretilmiş eski ya da modern yapıtlarla yakınlıkları nedeniyle de olsa, oluşumuna bir yığın tuhaf unsurun girdiği acayip bir karışım olan yayının kendi içindeki özellikler durumuna gelmişlerdir.&lt;br /&gt;Bataille Cabinet des Medailles'da (Fransız Ulusal Kütüphanesi'nin yedi numaralı bölümü) görev yapmış ve Ecole des Chartes'tan mezun birisine kesinlikle yaraşan iki yazıyla başlangıç yaptı Documents'a: Galya paralarının incelendiği "La Cheval Academi-que" ve bir ortaçağ elyazmasınm anlatıldığı "Apocalypse de Saint-Sever". Bununla birlikte Bataille'm daha sonra geliştireceği temalar kendilerini göstermeye başlamışlardır burada: "idealistlerin bayağılıklarına ve küstahlıklarına karşı insani, gülünç ve iğrenç karanlığın bir yanıtını" gösteren kaba biçimler (burada atın Keltlere özgü betimlemeleridir bunlar): "kirli ve kanlı olaylar"ı güçlendirici rol (kahramanlık destanlarında ya da Saint- Sever minyatürlerinde görülenler gibi).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Derginin 3. sayısında, Bataille paradoksal olarak düşsel bir başlıkla, "Le Langage des fleurs"le (Çiçeklerin Dili) kendi saldırgan antiidealist felsefesinin bir ilk taslağını vermiştir; Bataille burada uzun uzun kutsallık kavramına eğildikten sonra çeşitli biçimler altında, kendisini tam bir olgunluğa ulaştıran "imkânsız"m (mümkün olandan yararlanmaya karşı her türlü tehdite yönelik olarak getirilmiş sınırlardan kaçıp kurtulanlar) gizemini ve bu öğretiyi, daha doğrusu anti öğretiyi - "bilgisizliği" geliştirmeye başladığı ana kadar gençlik başkaldırılarının ikonoklast öfkelerini aştı ve kendisini dinlemek isteyenlere, daha iyi denetlenmekle birlikte daha fazla deneyim ve daha fazla bilgiyle beslendikçe daha yararlı bir eğitim verdi düpedüz. Çıkış yazısı diyebileceğimiz bu yazı, yazarı için bazı uygunsuz (uygunsuzluk sanki bir değerlendirme işi değil de, doğanın içinde bulunan bir şeymiş gibi) bitkisel biçimlerin yeniden üretilmesini göstermek ve sonunda bir gübre çukuruna güllerin yapraklarını ayıklayan Marki de Sade'ı hatırlama vesilesi oldu. Bununla birlikte Bataille'm (bir hiç olduğu izlenimi bırakabilen ama düşüncesinden de hiç vazgeçmeyebilen inatçı köylü) elindeki kâğıtları açmaya karar verdiğini görmek için derginin 4. sayısını beklemek gerekti.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Bir tanesi 1905'te çekilmiş olan ve inanılmaz görünümler içindeki küçük burjuvaların düğününü, öbürleri de tiyatrocuları ve olsa olsa on dokuzuncu yüzyıl sonunun birtakım insanlarını son derece eski püskü, yırtık pırtık giysiler, görünümler ve fizyonomiler içinde gösteren fotoğraflarla süslenmiş olan ''Figüre humaine" (İnsan Yüzü), "delicesine imkânsız" görünümlü, ama bizim babalarımız ve analarımız olabilecek erkeklerden ve kadınlardan başkaları olmayan bu gülünç yaratıklar galeresinin sunucusunun, sürekliliği "bazı yüksek niteliklerin kalıcılığını" varsayan güven verici bir insan doğası düşüncesine karşı ve "akılcı düzene doğayı sokma" fikrine karşı giriştiği gerçek bir suikasttır. Bunu çok kısa bir süre sonra "Le gros orteil" (Ayak Başparmağı) izledi; Bataille bu yazıyla işleri bok etmiştir (böyle söylemek gerekir bunu): tam sayfa halinde düzgün ayak başparmağı röprodüksiyonları ve yorumlama: ayağın tabularla sarılmış ve erotik alanda bir fetişizmin konusu olmasının nedeni ayakları çamura batmış olan ve başını gökyüzüne çevirmiş olan insana, yaşamının "pislikten ideal olana ve ideal olandan pisliğe bir gidip gelme hareketinden başka bir şey olmadığını" hatırlatmasıdır. Bu antiide-alist tutku tam anlamıyla ifadesini, ilke olarak gnostik (bilinirci) araştırmalara adanmış ve manicilikten esinlenmiş bir metin olan "Le bas materialisme et la gnose"da bulacaktır: Bataille "Soyut Tanrı'yla (ya da basit olarak düşünce) hapisanenin başgardiyanı ve duvarları olan soyut maddeyi sırt sırta verdirerek, bu taşlara resmedilmiş korkunç Tanrılarda -daha sonraları simgesel açıdan büyük önem vereceği bir motif olan bir acephale de (başsız) vardır bunlar arasında- yalnızca uygunsuzluğu ve şaşırtıcı düşünceden yok-sunluğuyla insanı idealizmin zorlayıcılığmdan kaçıran bu basit maddenin imajını görmenin mümkün olduğu biçimlerin tasvirlerini bulur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;Documents bir sanat dergisi olarak programını yürütmekten geri kalmıyordu. Gerçek belgeler" (sözgelimi bir Courbet'nin, bir Manet'nin yaşadıkları dönemde neden oldukları skandallarla ilgili belgeler ya da kübist Juan Gris'nin hiç yayınlanmamış bir yazısı) dergide tam yerini buluyordu. Ünlü ya da henüz yeni yeni tanınmaya başlamış sanatçıların yapıtları, sanat yazıları yazan yazarların genel olarak benimsemiş olduklarından farklı bir biçimde bazı yeni açılardan bakılarak ele almıyordu ve Picasso bu tükenmeyen konuya bir özel sayıyla malzeme sağlamış, büyük sosyolog Marcel Mauss da yardımcı olmayı ihmal etmemişti bu sayıya. Ayrıca Documents, örneğin, en azından Fransa'da bir Antoine Caron'un -o dönemde eski sanatçılar arasında hemen hemen hiç tanınmıyordu- dehasına saygı göstermiş olan ilk dergidir, gene o dönemde sanat dünyasına henüz yeni girmiş olan Alberto Giacometti, Gaston-Louis Roux, Salvador Dali (kısa sürede Bataille'ı öfkelendirerek gerçeküstücülere katılmıştır) gibi adı bilinmeyen sanatçılarla da ilgilenmiştir. Çoğu zaman çok marjinal ama az ya da çok dolaysız biçimde estetikle bağlantılı olan ve etnografya ve folklor alanına giren olguları konu almakla birlikte, kuramsal bakımdan öngörülmüş olan çizgiden sapmıyordu ve yazı açısından katkılarına bakıldığında, Bataille -hangi sonuçlara varırsa varsın- sonuç olarak, metinlerinin çoğunda çıkış noktası olarak biçim çözümlemesini ya da ikonografik çözümlemeyi alarak oynuyordu oyununu. Gene de kesin olan şu ki, derginin büyük ölçüde hedef kitlesi olan sanat meraklılarının kafası yalnızca Bataille'm ve en yakın arkadaşlarının yazılarının içeriğiyle değil, 20'li yılların sonlarında sanat dergileriyle uygulamalar arasındaki şaşırtıcı kopmanın etkisiyle de karıştırılmıştı: Afrika-Amerika, hatta Paris müzikolü-ne, caza, henüz yeni ortaya çıkmış olan sesli sinemaya, Atlantik ötesinin güzel starlarına, çalgılı kahvelerin yıldız şarkıcılarına, Fantomas ya da çeşitli olaylarla süslenmiş kitap kapakları gibi popüler resimlere ve bunun gibi başka konulara (bahçelerimizin ve alanlarımızm çağdışı anıtları, çocuksu kitaplar, Karnavalın son günü maskları) gösterilen büyük ilgiye, Bataille'm -biraz da muziplikle- yalnızca tuhaf, hatta gülünç ya da korkunç nitelikleri dolayısıyla koyduğu fotoğraflar ekleniyordu. Lisieux'de Azize Therese kültüyle hızla çoğalan kalitesiz resimler Bataille'a ve bazılarımıza özellikle işlenmeye değer bir konu gibi gözüktü, öyle ki oraya bir günlüğüne hacı olmaya gidecek ve yerinde malzeme toplayacaktık; ama patronumuz böyle bir seyahati günah kabul ederek tasarladığımız gibi bir sayı çıkarmamıza izin vermedi ve olay gerçekleşmedi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Garip bir biçimde kuşatılmış, kendi kendimize iyi örgütlenememiş ve eğilimlerimize göre bölünmüş durumda (bu durum ekibimizin karmakarışık bir yapıya sahip olduğunu gösteriyor ve eklektik olmaktan çok son derece keskin karşıtlıkları içinde barındıran bir derginin karmakarışık yapısını belli ölçüde açıklıyordu) bir şirketin çeşitli yerlerine sığınmış, sivrilikleri de giderilmiş dergimize istediğimiz gibi parlak bir sayfa düzeni yapamıyorduk, finanse ettiği derginin konformizme karşıt yanlarıyla belli ölçüde eğlenen (dergi korkuttuğu kadar da oyalıyordu belki) ama sonuçta onun daha rantabl olmasını isteyen editörümüz tarafından yüzüstü bırakıldık. Son sayıda Bataille, Van Gogh üstüne, kesilen kulak olayıyla ressamın yapıtlarında zaman zaman doğrudan zaman zaman da dolaylı biçimde görülen güneş teması arasında ilişki kurduğu uzun bir yazı yazdı. Derin coşkuda ya da ölümde, kendi dışına yansıtma olarak kurban temasıyla ortak körleştirici güneş temasının, bazı noktalarda ısrarcı olmayan ama okuyucuyu kafa karıştırıcı bir şeyle karşı karşıya getirmek isteyince de hırçınlaşan, bu tuhaf kaybeden kazanır oyununda, Documents macerasında başı çekmiş olan yazarın tüm yapıtlarında nasıl bir ağırlığı olduğu bilinir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Belli başlı çalışma arkadaşlarından çoğunun (Bataille'la barok ve hemen hemen her zaman şu ya da bu biçimde küstah yazılarıyla yamakları, çok zor anlaşılan ve çevrilmesi neredeyse imkânsız yazılarıyla Einstein) herkesin kendi karakterine göre dergiye "olağanüstü çekici" bir görünüm kazandırmak amacıyla ücret alıyormuş gibi gözüktüğü bu yayın organı on beşinci sayısından öteye gidemeyerek imkânsızlığını kanıtladı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Georges Bataille'm, ben kendisini tanıdığımda henüz gebelik çağında olan otuz küsur yıllık edebiyat yaşamında katettiği mesafeyi bu biçimde anlatmak boşu boşuna sözcüklerle oynamak mı olur: keşfedebildiği ve bozarak Documents haline getirdiği en kabul edilmez şeyin büyülediği imkânsız adam olduktan sonra görüşlerini genişletti (eski, tepinen çocuğun hayırlını aşma düşüncesine göre) ve insanın, ölçüsünü bu ölçüsüzlükte aradığı takdirde bütünüyle böyle biri olabileceğini bilerek, kendisini, yukarının ve aşağının birbirine karıştığı ve herşeyle hiçbir şey arasındaki mesafenin ortadan kalktığı noktaya -Dionysos sarhoşluğuyla- ulaşma hırsı içinde İmkânsızın adamı yaptı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama Bataille'la ilgili olarak, onun düşünce dünyası sanki bir kalkış ve varış noktasını kapsayacak kadar yoksulmuş gibi, belli bir mesafeyi anlatmaya çalışmak gülünç kaçacaktır büyük olasılıkla. Bataille, baştan beri imkânsızın simgesinin altına yerleşerek, çevresinde aşılmaz ve özellikle, oraya, yitirilmiş bir dostun çok solgun ve çok belirsiz bir yansımasından başka bir şeyi geçirmek amacıyla bu satırları yazan dosta imkânsız kılınmış bir sınır yarattı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;font-size:78%;color:#333333;"&gt;( Cogito güz 5 1995 - Michel Leiris - Fransızca'dan çeviren: İsmail Yerguz )&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-388308813413770049?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/388308813413770049/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=388308813413770049&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/388308813413770049'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/388308813413770049'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/imknsiz-batailledan-imknsiz-d0cumentsa.html' title='İMKÂNSIZ BATAİLLE&apos;DAN İMKÂNSIZ  &quot;D0CUMENTS&quot;A'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-5338098609203538772</id><published>2008-01-01T18:05:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T18:12:30.408+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Savaş'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Düşünce'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Barış'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Eşitlik'/><title type='text'>Savaş Etkeni Olarak Soyutlama Anlayışı</title><content type='html'>&lt;span style="font-family:verdana;font-size:85%;"&gt;Bugün yalanla savaş arasında çözülmez bir bağlantı bulunmaktadır; bugün diyorum, çünkü söz konusu olan sözcükleri kendi kendine bağlayan bir bağlantı değildir. Bize kendini sunduğu haliyle varoluşun edimselliğinde, savaşın yalana, çift biçimli yalana bağlı olduğunu onaylamamak olanaksızdır: Başkasına söylenen yalan ve kişinin kendisine söylediği yalan; zaten her ikisi de sıkıca birbirine bağlı ve belki de hukuken birbirinden ayrılmazdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kendine yalan söylemeyen kişi; modern biçimleri altında savaşın, değeri olan hiçbir karşı fikre sahip olmayan bir keşmekeş olduğunu saptamadan edemez; bu belki de yalnızca, savaşın, silahsız bir hasma karşı yöneltilen salt bir saldırı olduğu yerler dışında böyle değildir -kuşkusuz bu da salt bir görünüştür-; ama bu durumda da savaş, sözcüğün tam anlamıyla savaş olmaktan çıkıp cezalandırıcı bir girişim gibi sunularak üstü örtülmeye çalışılan basit ve salt bir haydutluğa dönüşür; propagandanın tükenmez kaynakları da bu üstünü örtme girişimi için iş başındadır.&lt;br /&gt;Bambaşka bir durumda, yani gerçekten silahlanmış hasımlar arasında çatışkı bulunduğunda, bugün biliyoruz ki her türlü risk, tasarlayışımızın sınırını aşar ve yıkılışlar, bütün görünüşler uyarınca, elde edilmek istenen faydaları aşıp geçer. Olgular önümüzde, hepimiz için dolaysızca okunabilir ve dışa vurdukları öğretinin, nasıl olup da hâlâ insanların büyük çoğunluğu için değilse de hiç olmazsa geleceklerinin bağımlı olduğu sözüm ona sorumlu bireyler için, ölü bir anlam olarak kaldığını kavramak çok zor. Ama açık ki burada yalanın rolü, her türlü düşünmenin (reflexion) berisinde belirleyicidir. Savaşı, onu yapmaya ya da ona maruz kalmaya karşı olanlara kabul ettirmek ancak organize yalan yoluyla umulabilir. Bu arada belirtelim ki" yapmak" ve "maruz kalmak" fiilleri arasındaki ayırım bugün silinmiştir; ve bu nokta üzerinde dikkat yoğunlaştırılmı-yor. Savaşı kabul ettirmek için bugün artık çıkarcılık düzlemine yerleşmeye kimse cesaret etmez, yalnızca zorunluluğun ya da sözüm ona dinî gerekliliğin düzleminde yer alınır. Sözüm ona dinî olanın kategorisi, ırk savaşlarını olduğu kadar devrimci savaşları, sınıf savaşlarını da kaplar. Böyle yönlendirilmiş olan her propagandanın temelinde yalan olduğunu göstermek elbette çok kolaydır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama gerçeği söylemek gerekirse bu bir girişten başka bir şey değil. Burada taslağını çıkarmakla kendimi sınırladığım araştırma, yalanı ve soyutlamayı bağlayan uygun kişiyi belirlemekle ilgilendiğimizde başlıyor. Bu kez de şunu belirtelim ki kavramsal bir bağlantının kuruluşuna girişmek değil de tarihsel varoluşun içine yerleşmek söz konusu olabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öncelikle soyutlama ile soyutlama anlayışını ayırmak uygun düşecektir; ama bu ayrımı yapmak kolay değildir. Soyutlama kendi başına ele alındığında, hangi türden olursa olsun, belirlenmiş bir amaca ulaşmak için girişilmesi kaçınılmaz olan düşünsel bir işlemdir. Psikoloji, soyutlama ile eylem arasındaki içsel bağı mükemmel bir şekilde günışığına çıkardı. Soyutlamak, öncelikle yapılması gereken fazlalıkları atma girişimidir; fazlalıkların bu atılışı özde akla dayanan bir özellik sunabilir. Bu demektir ki zihin, hedeflenen sonucun elde edilebilmesi için gerekli olan yöntemli unutmalar hakkında açık seçik bir bilinci saklı tutmalıdır. Ama bir tür büyülenmeye boyun eğerek öncelikli koşullarına ilişkin bilincini yitirdiği ve kendisi yalnızca bir tutum hatta son çare olan bir şeyin yapısı hakkında aldandığı da olur. Soyutlama anlayışı, bu yanılgıdan koparılmaz, hatta onun, bu yanılgının ta kendisi olduğunu da zevkle söyleyeceğim. Soyutlama anlayışının, belli açılardan, emperyalizmin düşünsel dünyadaki dönüşümü olarak ele alındığını söylemek yanlış olur mu? Belki de az okunan Baron SeiUiere0' bu noktayı yeterince seçik olarak görmüştür. Önceliği, bütün diğerlerinden yalıtılmış belli bir kategoriye keyfî olarak bağladığımız andan başlayarak soyutlama anlayışının kurbanları oluruz. Ama önemli olan bu işlemin, görünüşlere rağmen, özde düşünsel bir düzlemde bulunmadığını iyice kavramaktır. Aslında söz konusu işlemin, değişmezcesine tutkulu olma özelliğini günışığına çıkartacak genelleştirilmiş bir psikanalize çağrıda bulunmak uygun olacaktır. Bu, örneğin insan gerçekliğinin bütününü ekonomik olgulardan yola çıkarak yorumlamaya yönelen herkes için en üst derecede doğrudur. Bu konuda en ufak bir yanılsamaya meydana vermemek için örneğin bir Marxçmm sanat sorunlarından söz ettiğini duymak yeterlidir. Sanat yaratımının özelliklerini, aynı dönemde ağır basan ekonomik koşulların altına yerleştirmeye yönelme edimi, hangi türde olursa olsun, akla uygun bir doğrulamaya sahip olamaz. Ve bu alanda, böylesi indirgemelerde hıncın rolünü günışığına çıkaran Nietzsche'nin ve özellikle de Scheler'in tamamlayıcı çözümlemelerine başvurmanın önemi ortadadır. Burada, doğrudan doğruya "bu şundan ibarettir...", "bu şundan başka bir şey değildir..." türündeki genel formüllerin karşısında yer almak gerekir; değerden boşandıran her indirgeme, hıncın yani tutkunun temelindedir ve gerçeğin belli bir bütünselliğine karşı girişilen bir tür suikasta denk düşer. Bu bütünselliğin hakkını tanımayı, yalnızca, açıkça somut olan bir düşünce umut edebilir. Ama görmemiz gereken nokta, salt görünüşler ya da salt üstyapılar olarak adlandırılanları kurban ettikten sonra geriye kalan ve tek başına saklı tutulmak istenen tortu öğesine yönelik belli bir kurgusal yüceltmenin, bu indirgemenin hep karşı tarafında yer aldığıdır. Burada mutlak olarak genel olan bir fenomen var ve bu gerçeküstücülerin polemiklerinde olduğu kadar Marxçı eleştirilerde de göz önüne çıkabilir. Kuşkusuz, geleneksel ve tepkisel bir felsefe de, dışlama (exclusion) anlayışıyla kendini yönlendirdiğinden belli bir noktaya kadar benzer belirlemelere yol açar. Ama yine de yapılması gerekli önemli bir ayrım var, çünkü herşeye rağmen bu felsefe, benim soyutlama anlayışı olarak adlandırdığım anlayışın, en kökten biçimde karşıtında yer alan, geçmişe ve insanca-tanrısal belli bir emanete saygılı bir eğilim taşır; söylenebilecek tek şey şudur: Bu düşünme tarzı da, tıpkı bütün diğerleri gibi, dokunduğu her şeyi kaçınılmazcasına çarpıtan soyutlama anlayışının egemenliği altında, tam olarak, kendini katılaştırma, kurutma ve arındırma (steriliser) tehlikesiyle hep yüz yüzedir. Bu soyutlama anlayışı, gözümüzün önünde bir şekilde Bay Ju-lien Benda'nm(2&gt; kişiliğinde ete kemiğe bürünmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama soyutlama anlayışının tutkuya dayalı bu aşağı yanlarının bilincine varılır varılmaz, bunların, olabilecek en kuşkulu savaş etkenlerinin içinde yer aldıklarını anlamak da olanaklılaşır; ve bu noktada, birbirine bağlı pek çok gözlem kendisini dayatır. Bunlardan en önemlisi bence şu: Sonuçta ortadan kaldırmaya hazır olmam gereken başka varlıklara karşı savaş eylemine girişmemi benden istedikleri andan başlayarak (bunu isteyenler, Devlet ya da bir parti veya askerlik yahut da dini bir grup vb. olabilir), yok etmeye yönlendirilmiş olduğum varlığın bireysel gerçekliğine yönelik bilincimi kaybetmem zorunludur. Onu günah keçisine* dönüştürmek için, soyutlama yoluyla onu değiştirmek kaçınılmazdır; o, komünist ya da antifaşist yahut faşist vb. olacaktır. Burada, zihin tarafından bilinçli olarak ortaya konulan bir girişimin bulunduğunu aslında hiç düşünmedim. Hakikat çok daha derindir. Bana öyle geliyor ki burada söz konusu olan, hınç öğesinin, kuramsal ayrıştırma eğilimiyle bağlı bulunduğu bir düzenleniştir. Bu düzenleniş, örneğin hayranlıkla seyreden kişinin bütünü ile hayranlıkla seyredilen kişinin bütünü arasındaki bir tür gerilim olan kaynağındaki haliyle ve saf biçimiyle hayranlığa, özde karşıdır. Gerçekten şunu da belirteyim ki, -bu bana yapılabilecek en önemli gözlem olarak görünmekte- hayranlıkla seyretmenin (contemplation) olağanüstü geri çekilişi, bir yandan soyutlama anlayışının gelişimine bağlıyken bir yandan da, daha vahim bir şey olarak dünyadaki savaş anlayışının yoğunlaşmasının bağlaşığıdır (correlatif). Hayranlıkla seyretme sorunuyla barış sorunu, yalnızca birbirlerini desteklemekle kalmayıp bir ve aynı konuyu oluştururlar; ama bir kez daha belirtelim ki, kendi başına ele alındığı haliyle soyutlamadan doyum sağlama eğilimi ile hayranlıkla seyretme arasında karşıtlık bulunmaması olanaksızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çok daha ileri gidip yaşadığımız dünyanın, soyutlamaların soyutlama olmayı sürdürerek cisimleştikleri, başka deyişle, ete kemiğe bürünmeksizin maddeleştikleri bir dünya olduğunu gözlemlemek gerekir ve bu, onun mahkûm edilmiş bir dünya olduğunu belki de en açık biçimde gösteren çizgilerden biridir. (Örnek vermek ya da açık kılmak için, çağdaş dünyada mimarlığın olağanüstü yoksulluğunun bu genel olguya bağlı olduğunu söyleyeceğim.) Çağdaş dünyada, kitle idesinin uğursuz kullanımını bu perspektif içinde ele almak gerekir. Kitleler...işte benim anladığım anlamda, gerçeğe yani faydacı bir biçimde güce, kuvvete dönüştüğü halde bir soyutlama olarak kalan soyutlamanın en anlamlı, en tipik örneği.Gerçekleştirilen bu tür soyutlamalar, bir biçimde savaşa yani, kısaca birbirlerini yıkmaya doğru önceden düzenlenmiştir. Ve bu noktada, en çeşitli ve en somut gelişmeler işin içine girer: örneğin, bütün uğursuz etkileriyle yüksek tirajlı basın bu türden soyutlamaya açıkça bağlıdır. Son araştırmalarımın ana konularından birini yeniden ele alarak, bu basının temelde düşünmeye (reflexion) karşı, olabilir her düşünmeye karşı, ama aynı zamanda da -ve tersine- düşünme adını hak eden her şeye karşı, ki bundan, kendine ait en içten etkinlik olan titizliğin bilincine vararak, aksine, somuttan yana ve somutun yararına işlemesi gereken düşünmeyi anlıyorum; basının işte bu düşünmeye karşı yönlendirilmiş olduğunu söyleyeceğim. "Somuttan yana, somutun yararına" deyişlerinde düşünmesiz bilinci (conscience irreflechie) yakalayan bir yan var; böylece somutun, kendini öncelikle sunduğu, yola çıkılması gereken nokta olduğu sanılıyor. Ama hiçbir şey bundan daha yanlış değildir; ve bu noktada Bergson, Hegel'le birleşir. Somut, sürekli olarak fethetmeye yöneldiğimizdir. Başlangıçta yer alansa, işlenmemiş soyutlamaların bir pıhtı gibi durduğu, adlandırılamayan ve adlandırılmamış bir tür karmaşadır. Somut olan, bilimsel olarak ele alman soyutlamanın ötesinden yeniden tutulabilir ve yeniden fethedilebilir. Aynı sorun, benzer terimlerle barış için de söz konusudur. Hiçbir yanılsama, barışın, başlangıçta yer alan bir durum olduğuna inanmaktan daha tehlikeli değildir; kendini başlangıçta ortaya koyan, savaş bile demlemeyecek bir şeydir ama savaşı gizlice içinde barındırır. Araştırmanın bu noktada içselleşmesi gerektiğini ve hayranlıkla seyretme ile barış arasındaki yukardaki bağlantıların bu içselleşme sayesinde aydınlanabileceğin! gözlemleyelim. Her birimiz kendimize, kendi kendimizle barış durumuna hangi koşullar altında girdiğimizi sormalıyız; bu iç barış durumunun başlangıçta yer almadığını, alamadığını ve yalnızca bir sonuç, en zor, en üst düzeyde bir varış olduğunu iyi biliriz. Ama gözleri körleşmiş bazı düşünürlerin varsaydığına karşı olarak, kardeşlerimizle barışık değilsek kendimizle barışık olamayacağımızı da gayet iyi biliriz. Kardeşlerimiz diyorum ve burada en şematik taslaklarını çizmiş olduğum bu nokta, kardeşliğin özü üzerine yapılacak olan bir araştırmayla açığa çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oysa, soyutlamada kardeşlik hiç yoktur ve olamaz. Bu bakımdan hiçbir şeyin, Fransız Devrimi insanlarına doyum sağlayan formüllerden daha yanıltıcı ve yalancı olmadığını düşünüyorum. Onlar safdillikle inandılar, çünkü özgürlüğün, eşitliğin ve kardeşliğin aynı düzlemde yer alabileceği, tam olarak gelişmemiş bir felsefeden etkilenmişlerdi. Ama tam da burada, hiçbir şeyin bundan daha az uygun olmadığını düşünmekteyim. Eşitliğin soyutlamaya dayandığını kabul etmeyi bilelim, eşit olanlar insanlar değildir, çünkü insanlar üçgenler ya da dörtgenler değildir. Eşit olan, eşit olarak konulması gerekenler asla varlıklar değil de, bu varlıkların birbirlerinde tanımaları gereken haklar ve ödevlerdir; bu tanıma olmaksızın kaos olur, bütün ürkütücü sonuçlarıyla tiranhk olur -en kabanın en asil karşısındaki üstünlüğü olur.&lt;br /&gt;Ama haklarla ilişkili olandan, varlıklarla ilişkili olana geçmeye kalkışıldığında, trajik bir hatanın suçlusu olunur ve eşitlikçilik olarak adlandırılan şeyin, bugün tanığı olduğumuz canavarca sapıklıklara hangi diyalektikle ulaştığını göstermek kolay olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu diyalektik açıkça, soyutun bir kategorisi olan eşitliğin, yalana dönüşmeksizin ve bunun sonucunda da demokratik olmayan her rejimde görülenleri aşan eşitsizliklere yol açmaksızın varlıklar alanına geçemeyecek bir şey olmasına dayanır. Burada da karşımıza çıkan yine savaştır ama artık tanınmaz biçimler altındadır, çünkü aslında, toplam bir güçsüzlüğe indirgenmiş milyonlarca varlığın sistemli ezilişi olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç unutmamalıyız ki milyonlarca, on milyonlarca varlığın köleliğe indirgendiği bir dünya barış içinde bir dünya olarak değerlendirilemez; ama öte yandan, söylenebilecek her şeye rağmen, böylesi büyük bir haksızlık durumu, hukukun temel ilkelerinin dile gelmediği, hatta tasarlanmadığı dönemlerde var olabilecek olan durumdan kökten farklıdır. Düşünen bir zihin için en ürkütücü skandal korkusu, biçimsel olarak hiç kimsenin karşı çıkma cesaretini tam olarak gösteremeyeceği bu ilkelerle, en temel hakların sistemli çiğnenişi arasındaki hoşgörülemez çelişkidir. En ciddi sorunsa, bu çelişkinin, basit düşünsel bir veri olarak değil de varoluşun içinde nasıl olup da olanaklı olduğudur. Ortaya koymaya çalıştığım, tam da, bir tür zekâ hastalığı olarak değerlendirilen soyutlama anlayışının bu çelişkiyi olanaklı kıldığıdır. Ayrıca "zekâ hastalığı" deyişi de ta-mıtamına uygun bir deyiş değildir. Soyutlama anlayışının kökeninde tutku bulunur. Demek ki, yüzeysel bir biçimde kendini, basitçe zekânın bir hastalığı olarak gösteren şeyin kaynaklarını görmek için daha fazla derinleşmek gerekir. Bu da, henüz ele almadığımız başka bir araştırmanın konusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;color:#333333;"&gt;( Cogito güz 5 1995 - Gabriel Marcel - Fransızca'dan Çeviren: Medar Atıcı )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-5338098609203538772?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/5338098609203538772/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=5338098609203538772&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5338098609203538772'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5338098609203538772'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/sava-etkeni-olarak-soyutlama-anlay.html' title='Savaş Etkeni Olarak Soyutlama Anlayışı'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-2036547135221162190</id><published>2008-01-01T15:38:00.001+02:00</published><updated>2008-01-01T16:50:50.838+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Google'/><title type='text'>Google'da Profesyonel Arama Yapmak</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Google gerçekten de çok akıllı bir arama motoru.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Ama ne yazık ki sadece çok az kullanıcı bu mükemmel arama aracının gerçek gücünden haberdar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Çoğu kullanıcının Google kullanımı bir ya da iki anahtar kelime girip "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Google'da ara&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;" düğmesine tıklamak ve karşılarına gelen sonuçlardan istediklerini seçmek ile sınırlı. Tabii bu şekilde kullanıcının karşısına gelen sonuç sayısı 10.000 veya 100.000 olunca gerçekte elde edilmek istenen sonuçlara  ulaşılamıyor. Neyse ki daha iyi yöntemler de var ve bu şekilde sonuç sayısı daha etkin çalışılabilecek düzeylere çekilebiliyor.Daha etkin ve daha iyi doğru arama yapabilmeniz için mutlalaka bilmeniz gereken profesyonel ipuçlarını bulunmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Doğru arama&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;İsterseniz standart, isterseniz de gelişmiş arama arayüzünü kullanın, hedefinize daha yakın sonuçlara ulaşabilmek için hep doğru arama yöntemini kullanmalısınız. Google size bütün olanakları sunuyor. Doğru yöntemi kullanıp sonuçlara hemen ulaşmak veya yanlış yöntemle samanlıkta iğne aramak arasındaki seçim tamamen size kalmış.İzlenebilecek birçok farklı yol olsa da, bir Google araması temelde altı adımdan oluşmalıdır:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;• Google'ı açıp arama satırını doldurmadan önce ne aradığınızı biraz daha düşünün, özellikle aradığınız öğeyi diğerlerinden ayırabilecek özellikler ve anahtar kelimeler bulmaya çalışın. Hedefinizin sahip olmaması gereken özellikler de işinize yarayacaktır. Bu hazırlık size sadece zaman kazandırmakla kalmaz, aradığınız doğru sonuçlara ulaşmanızı da garanti altına alır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;• Arama stratejinizi belirleyin. Kullanmak istediğiniz bütün anahtar kelimeleri bir kenara yazın (ne kadar çok, o kadar iyi). Eğer mümkünse aramanızı operatörlerle daha da detaylandırın. Arama operatörlerini kullanmak yerine "&lt;/span&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Gelişmiş arama&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;" özelliğinden yardım almayı da deneyebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;• Anahtar kelimelerinizi arama satırına girdikten sonra "Google'da ara" düğmesine tıklayın. Arama satırına en fazla 10 anahtar kelime veya 256 karakter girebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;• Sonuç sayfasında size sunulan sonuçlarınızı değerlendirin.Eğer sonuçlar beklediğiniz gibi değilse arama stratejinizi değiştirin. Başka anahtar kelimeler veya operatörler kullanmayı denemelisiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;• Sonuç listesini tekrar inceleyin ve he&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;definize en yakın olduğunu düşündüğünüz bir sonuca tıklayın.&lt;br /&gt;• Eğer hedefinize ulaştıysanız, yararlı olabilecek bilgileri bir kenara kaydedin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uzun bir süreç gibi gözükse de, denediğinizde aslında tekrar tekrar arama yapıp sonuçlar arasında kaybolmaktan daha hızlı bir yöntem olduğunu göreceksiniz. özellikle doğru anahtar kelimeleri bulup aramanızı daha sonra bunlar üzerinden detaylandırmak size önemli bir zaman kazandıracaktır. Bu şekilde hem daha az zaman harcarsınız, hem de çok daha doğru sonuçlara ulaşırsınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Doğru operatörlerini kullanın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Çoğu Google kullanıcısı arama motorlarının ardı ardına yazılan iki anahtar kelimeyi "AND" operatörü ile birbirine bağladığını bilmez. Aslında "AND" her iki kelimeyi de içeren dokümanların arandığını gösterir. Eğer iki kelimeden en az birinin bulunduğu dokümanların gösterilmesini  istiyorsanız, bunları "AND" yerine "OR" operatörü ile bağlamalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Aramanın dışında tutun&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;Google arama yaparken sık kullanılan kelimelerle tekil harfleri yararlı sonuçlar üretmediklerinden ve aramayı yavaşlattıklarından dolayı hesaba katmaz. örneğin "How does a CPU work" (Burada tırnak işaretlerini sadece okunabilirliği arttırmak için kullanılmıştır) şeklindeki aramada sadece "CPU" ve "work" kelimeleri aramaya dahil edilir. Atlanılan bu kelimeler sonuç listesinde en üstte gösterilir. Bu kelimeleri mutlaka aramanıza eklemek istiyorsanız başlarına "+" karakterini yerleştirebilirsiniz. örneğin üstteki aramada diğer kelimeleri de sonuçlara eklemek için "+How +does +a CPU work" yazmalısınız. Burada önemli olan "+" karakterinin doğrudan dikkate alınması istenilen kelimenin önünde olması ve bir sonraki artıdan önce bir boşluk bırakılmasıdır. İkinci bir yöntem ise bütün aramanızı tırnak işaretleri içine yerleştirmektir. Bu şekilde anahtar kelimeleriniz aynen yazdığınız şekilde ve sırayla aranır.&lt;br /&gt;Kullanılabilen aritmetik operatörlerden diğeri de eksi işaretidir. Bu şekilde anahtar kelimelerinizi, cümleciklerinizi ve kelime gruplarınızı arama sonuçlarınızdan çıkartabilirsiniz. Başında eksi işareti (-) olan anahtar kelimeler, sonuçlarınız arasında yer almaz. Başka bir deyişle, eksi ile belirttiğiniz kelimeyi içeren sonuçlar arama sonuçlarından çıkartılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Yıldız ve tilda ila arayın&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Yıldız (asterisk) karakterini de Google aramasında kullanabilirsiniz. Bu şekilde Google verdiğiniz cümlecik içinde yıldız yerine gelmesi gereken kelimeyi arar. örneğin "Halkalı gezegen *" sorgusunu girdiğinizde karşınıza Satürn ile ilgili sonuçlar çıkacaktır. Bu yöntemin önemli bir avantajı her dilde uygulanabilmesidir. Bu sayede Google'ın son zamanlarda daha da geliştirdiği bu "boşluğu doldur" aramasının Türkçe uyarlamasını beklemeniz gerekmez. Eğer bir aramada doğru anahtar kelimeleri kullanıp kullanmadığınız konusunda emin değilseniz, Google'dan alternatif eş anlamlı kelimeleri de aramasını isteyebilirsiniz. Bu kimi zaman çok yararlı olabilir, çünkü her web sayfasında belirli bir konu için aynı kelimeler kullanılmaz. Google'da eş anlamlı kelimelerle beraber arama yapmak için tek yapmanız gereken kelimenin önüne [ALT]+[Ü] tuş kombinasyonunu kullanarak tilda (~) operatörünü koymaktır. Bu şekilde hem aradığınız kelimenin, hem de eş anlamlılarının geçtiği web sayfaları listelenir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Birebir arama&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;En çok kullanılan ve en basit operatörlerden biri tırnak işaretidir. Bu operatör yardımı ile birden fazla kelimeyi bir kelime grubu haline getirip arayabilirsiniz. Bunun için aradığınız kelime grubunu arama satırına tırnak işaretleri içinde girin. Bu şekilde Google kelimeleri sizin yazdığınız şekilleri ile ve aynı sırada arar. örneğin İstanbul Teknik Üniversitesi size ayrı ayrı kelimelerin geçtiği sonuçları da verirken "İstanbul Teknik Üniversitesi" size sadece bu kelime grubunun olduğu gibi geçtiği web sayfalarının listesini verir. Başka bir deyişle, bu sayede içinde üniversite kelimesi geçen tüm sunuçlar değil, sadece İstanbul eknik Üniversitesi ile ilgili sonuçlar listelenecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Ansiklopedik bilgiler&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Google ile ansiklopedik bilgileri bulmak neredeyse çocuk oyuncağı, örneğin İstanbul'da yaşayanların sayısını öğrenmek için tek yapmanız gereken "istanbul'un nüfusu" (tırnak işaretleri ile) sorgusunu girmek. Eğer Litvan-ya'nm başkentini merak ediyorsanız çok kolay: "Litvanya'nm başkenti" yazın Google cevaplasın. Bu aramayı benzer şekilde farklı dillerde de kullanabilirsiniz. örneğin "Birthplace "Jack London"" girdiğinizde Google hemen "San Francisco" cevabını verecektir. Günlük gazetenizin verdiği bulmacada "Akira Kurosawa'nın bir filmi" sorusunda mı takıldınız? Google'a sorun: "Akira Kurosawa filmleri". Bu konuda örnek sınırsız ve sonuçlar gerçekten harika. Tek dikkat etmeniz gereken nokta ise iki farklı dili aynı sorguda kullanmamaya çalışmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Google dizininde arayın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Google dünya çapında milyarlarca web sitesini tarar ve sonuçlan devasa verita-banında saklar. Kullanıcılar için zor olansa bu devasa bilgi birikiminden doğru olanı ayıklayıp bulmaktır. Bu durumda Google dizini işinizi kolaylaştırabilir. Konulara göre düzenlenmiş bu katalogun güzel yanı bilgisayar tarafından değil, insanlar tarafından oluşturulmuş olmasıdır. Bu şekilde web sayfalan ayrıntılı taranmış ve doğru kategorilere yerleştirilmiş olur. Google dizinini istediğiniz gibi gezebilir ve isterseniz içinde arama da yapabilirsiniz. Katalog her ne kadar bilgisayarlar tarafından oluşturulan otomatik indeks kadar veri içermese de, insan eli değdiği için kalitesi oldukça yüksektir. Ayrıca kimi kullanıcılar anahtar kelimelerle arama yapmak yerine dizin içinde gezinmeyi tercih ederler. Google dizinine ulaşmak için ana sayfada arama satırının üzerindeki  "Dizin" bağlantısına tıklayın. İkinci bir yol ise tarayıcının adres   satırına   Türkçe   dizin   için "&lt;a href="http://directory.google.com.tr/"&gt;http://directory.google.com.tr&lt;/a&gt;", İngilizce dizin için ise "&lt;a href="http://directory.goog-le.com"&gt;directory.goog-le.com&lt;/a&gt;" adreslerini girmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Özel aramalar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Eğer basit bir arama sizi istediğiniz sonuçlarına götürmediyse, gelişmiş arama özelliklerini kullanabilirsiniz. Burada farklı operatörleri bir arada görebilir ve bunları beraberce, operatör işaretlerini kullanmaya gerek kalmadan kolaylıkla kullanabilirsiniz. Bu şekilde aramanızı daraltıp daha etkin sonuçlar elde edebilirsiniz.  Bu gelişmiş arama penceresine ulaşmak için ana sayfada arama satırının yanındaki "Gelişmiş arama" bağlantısına tıklamalısınız.&lt;br /&gt;Google'ın gelişmiş arama sayfasından kullanabileceğiniz işlevler şunlardır:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Anahtar kelimeleri veya kelime gruplarını aramak.&lt;br /&gt;• Belirli anahtar kelime ve kelime gruplarını aramanın dışında tutmak.&lt;br /&gt;• Aramayı belirli bir web sitesinin sayfaları ile sınırlamak.&lt;br /&gt;• Belirli bir web sitesini aramanın dışında tutmak.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;•&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt; Yapacağınız aramayı belirli bir dil ile sınırlandırmak.&lt;br /&gt;• Belirli bir dosya biçimindeki bilgileri aramak.&lt;br /&gt;• Aramayı belirli bir zaman aralığı ile sınırlandırmak.&lt;br /&gt;• Anahtar kelimelerin dokümanın neresinde (başlık, adres, bağlantı, içerik) geçmesi gerektiğini belirlemek.&lt;br /&gt;• Verilen bir sayfaya bağlantı veren diğer sayfaları bulmak.&lt;br /&gt;• Verilen bir sayfaya benzer sayfaları bulmak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Sonuçları bul ve Dil&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Gelişmiş arama penceresindeki bu kısım dört başlıktan oluşur. Bu başlıklar sayesinde anahtar kelimelerinizi istediğiniz biçimde aramanıza ekleyebilir veya aramanızın dışında tutabilirsiniz. Bu başlıklardan ilki, bir ya da birden fazla anahtar kelimenin indekslenmiş dokümanların  herhangi bir yerinde aranmasını sağlar. Anahtar kelimeleri giriş sıranız önem taşımaz. Girdiğiniz bütün anahtar kelimeleri içeren dokümanlar sonuç listesine eklenir.&lt;br /&gt;"Aynen girildiği gibi" kısmı ise girilen anahtar kelimelerin girilen sıra ile aranmasında kullanılır. Bu, normal aramada anahtar kelimelerinizi tırnak işaretleri arasında almanızla aynı işlevi görür.&lt;br /&gt;"Kelimelerden herhangi biri" satırına girdiğiniz kelimeler teker teker veritabanında aranıp elde edilen sonuçlar listelenir. Bu işlem de "OR" operatörü ile aynı sonucu verir.&lt;br /&gt;Son sorgu satırı, yani "Bu kelimeler hariç" satırı ise aramanızdan istediğiniz anahtar kelimeleri çıkarmanızı sağlar. İşlevi normal aramada kullandığınız eksi operatörü ile aynıdır.&lt;br /&gt;Eğer Türkçe sonuçlar size yetmiyor ve İngilizce, Almanca veya başka bir dildeki sonuçları görmek istiyorsanız bu kısımdaki listeden istediğiniz dili sevebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Dosya biçimi ve Tarih&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;(ioogle sadece HTML taraması yapmaz. Bunun yanında PDF, SWF gibi Adobe biçimleri ile DOC, XLS gibi MS (MS Office biçimlerini de okuyabilir. Bu sayede aramanızı belirli bir dosya biçimi için sınırlandırabilirsiniz. Bu şekilde hem Google'ın arama yükünü hafifletir hem de hedeflediğiniz sonuçlara daha yakın sonuçlar elde edersiniz. Bunun isin önce ilk seçeneği "Sadece bu" şeklinde seçerek seçeceğiniz dosya biçiminin gösterilmesini istediğinizi belirtin ve ardından ikinci listeden dosya biçimini seçin. Eğer anahtar kelimelerin belirli dosya biçimlerinde geçmeyeceğinden eminseniz benzer şekilde ilk listeden "Bu alan dışında" seçeneğini işaretleyip ikinci listeden arama dışında tutmak istediğiniz dosya biçimini seçebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(0, 0, 153);"&gt;Dosya biçimleri hakkında ufak bir ipucu:&lt;/span&gt; Genellikle PDF biçimdeki dosyalarda reklam bulunmaz. Bu şekilde sonuçlarınız arasındaki reklam kirliliğini azaltabilirsiniz.&lt;br /&gt;Eğer geçen sene Nobel ödülü kazananları arıyorsanız aramanızı belirli tarihlerle sınırlayabilirsiniz. Bunun için "Tarih" satırını kullanmalısınız. Buradaki listeden "üç ay", "altı ay" veya "bir sene" seçeneklerinden birini işaretleyerek bu süre zarfında eklenen sayfalara erişebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Geçiş yerleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Google gelişmiş aramada anahtar kelimenizin veya kelime grubunuzun dokümanda geçmesi gereken yeri belirlemenize de izin veriyor. Kullanılabilir seçenekler ise şunlar: *• Sayfanın herhangi bir yerinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Sayfanın başlığında.&lt;br /&gt;• Sayfanın içeriğinde.&lt;br /&gt;• Sayfa adreslerinde.&lt;br /&gt;• Sayfaya bağlantılarda.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Sayfanın herhangi bir yerinde" seçeneği ön tanımlı olarak seçilidir. Bu anahtar kelimenin geçtiği yerin önemli olmadığını gösterir. "Sayfanın başlığında" seçeneğinde ise sadece web sayfalarının başlıkları aranır. Eğer bir konu hakkında genel bilgilere ulaşmak istiyorsanız bu seçeneği kullanmanızı tavsiye ederiz. Bunun dışında bu seçeneği belirli bir anahtar kelimenin geçtiği başlık sayısını bulmakta da kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;Sayfanın içeriğinde yapılacak bir arama HTML sayfasının metin içeriğinde yapılır. Eğer metinlerin içindeki belirli bir kelime grubunu arıyorsanız bu seçeneği kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;Eğer "Sayfa adresleri" seçeneğini işaretlerseniz anahtar kelimeleriniz sayfa URL'lerinde (Uniform Resource Lo-cator, bir internet sayfasının internet adresi) aranır. Bu seçenek sonuçlarınızı oldukça kısıtlayacaktır. Eğer anahtar kelimelerinizin belirli bir kurumun web sitesinde aranmasını istiyorsanız bu seçenek işinize yarayacaktır.&lt;br /&gt;Son seçenek olan "Sayfaya bağlantılarda" seçeneğinde ise Google anahtar kelimenizi bağlantı metinlerinde araı ve bulduğu bağlantıların hedef sayfalarını listeler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Alanlar / Siteler&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Alanlar (domain) bilgi teknolojilerinde geniş ağlar üzerindeki mantıksal alt ağlar olarak tanımlanır ve internet ortamında önemli organizasyon yapılarıdır. örneğin internete ulaşabilen her bilgisayar bir alana dahildir.&lt;br /&gt;Kimi zaman sonuçlarınızı iyileştirmek için sorgunuzu belirli alanlarla sınırlamak mantıklı olabilir, örneğin bir Nokia cep telefonu modeli hakkında ayrıntılı bilgiye ulaşmak istiyorsanız aramanızı "Nokia.com" alanı ile sınırlandırabilirsiniz.&lt;br /&gt;Google "Alanlar / Siteler" kısmında size iki seçenek sunuyor: Aramanızı belirli alanlarla sınırlamak veya aramadan çıkarmak. Aramanızı belirteceğiniz bir alan ile sınırlandırmak için bu kısımda ilk önce açılır menüden "Sadece bu" seçeneğini işaretlemeli ve daha sonra sağ kısımdaki boşluğa alan adını yazmalısınız. Eğer alanı aramanızdan çıkarmak istiyorsanız açılır menüden "Bu alan dışında"  seçeneğini  işaretlemelisiniz. Bir alan veya site içinde yapılan aramalarda alan adını tam olarak bilmelisiniz. Eğer burada en üst seviye alanlarını (Top Level Domains, TLD) kullanırsanız aramanızı kolaylaştırabilirsiniz. Bu en üst seviye alanlar internet adreslerinin sonundaki ".com" gibi son kelime   gruplarıdır,   örneğin  Türkiye'deki sitelerde bir arama yapmak için buraya "com.tr" alan adını girmeyi deneyelirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Kullanım hakları ve SafeSearch&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Google'ın İngilizce sitesini kullanıyorsanız gelişmiş arama penceresinde kullanım haklarıyla ilgili bir bölüm olduğunu da göreceksiniz. Google'ın normal aramada göz ardı ettiği kullanım haklarını gelişmiş aramada seçime bağlı hale getirebilirsiniz. Bu şekilde sadece ücretsiz dokümanların gösterilmesini sağlayabilir ve indireceğiniz dökümanlan gönül rahatlığı ile kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;Kimi arama sonuçlan arasından uygunsuz içerikli siteleri elemek isteyebilirsiniz. Bu, özellikle küçük çocukların aynı bilgisayarı kullandığı durumlarda mantıklıdır. Google, SafeSearch filtresi ile bu siteleri sonuçlar arasından eleyerek daha düzgün bir liste oluşturabilir. SafeSearch her ne kadar yüzde 100 güvenlik sağlamasa da, uygun olmayan çoğu siteyi eleyebilir. Şimdilik sadece Google'm İngilizce sitesinin gelişmiş arama penceresinde bulabileceğiniz SafeSearch kısmından istediğiniz zaman filtreyi açıp kapatabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Sayfa temelli arama&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Google gelişmiş arama sayfasında "Sayfa temelli arama" olarak adlandırılan bir arama işlevi sunar. Bu özellik sayesinde girdiğiniz bir sayfaya benzer sayfaları veya o sayfaya bağlantı veren sayfaları bulabilirsiniz. Bunun için "Gelişmiş arama" sayfasında en alt kısımdaki alanları kullanmalısınız. Normal bir aramanın tersine bu aramadaki parametreleri aynı anda kullanamazsınız. Benzer sayfaları bulmak için "Sayfaya benzer sayfaları bul" satırının yanındaki giriş alanına istediğiniz bir web sayfasının adresini yazın. Bu şekilde anahtar kelime kullanmakla uğraşmadan,kolayca benzer sayfalar bulabilirsiniz. Bu şekilde benzer sitelerin listesi karşınıza çıkacaktır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;&lt;br /&gt;Bağlantıları arayın&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Web sayfalarını birbirine bağlamaya yarayan köprüler (hyperlink) internetteki en önemli işlevlerden birini yerine getirirler. Ama bu bağlantıların önemli bir eksiği vardır: Köprüler sadece tek yönlü çalışır. Çalıştığınız sayfadan bir köprü ile başka bir sayfaya geçebilirsiniz. Ama geldiğiniz siteden ilk siteye geri dönebileceğinizi kimse garanti edemez. Bu sorunun çözümü ise web tarayıcılarından gelir: Tarayıcılar gezdiğiniz adresleri kronolojik olarak sakladıklarından geri düğmeleri ile bir önceki sayfaya dönmenize olanak tanırlar. Google'ın arama motorları bütün internetteki bağlantıları tarar, kaynak ve hedef adresleri veritabanına kaydeder. Bu sayede istediğinizde belirli bir sayfaya bağlantı veren diğer sayfaların listesini oluşturabilirler. Normal bir kullanıcı için bu özellik pek çekici olmayabilir. Ama özellikle web sitesi yöneticileri ve web sitesi sahipleri için bu işlev büyük önem taşır. Bu şekilde web sitelerinin veya başka sitelerin popülerliklerini ve kalitelerini kontrol edebilirler. Bağlantıların çokluğu bir web sayfasının ciddiliği için kesin bir bilgi olmasa da az sayıda bağlantı verilen sayfaların çok eğlenceli olmadığı da gerçek. Belirli bir sayfaya bağlantı veren kurallar vardır.&lt;br /&gt;Bunlardan bazıları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Birbirinin tersi işlev gören operatörleri bir arada kullanmayın.&lt;br /&gt;• Belirli sonuçları en baştan engelleyen operatörleri bir arada kullanmayın, örneğin tatil geziniz için site ararken "Tatil site:de site:fr" operatörünü kullanmanız size Almanya ve Fransa'dan sonuçlar getirmez. Eğer her iki grup siteden de sonuçlar gelmesini istiyorsanız operatörler arasında "OR" operatörünü kullanın (Tatil siterde OR siterfr).&lt;br /&gt;Bir operatör arama içinde ya sadece bir kez geçmeli, ya "OR" ile bağlanmış&lt;br /&gt;olmalı, ya da "include:", "filetype:", site:" ve "group:" ile birleştirilmiş olmak zorundadır.&lt;br /&gt;• Aramanızı farklı operatörleri kullanarak sınırlandırmaya çalışın, örneğin e-posta güvenliği ile ilgili bir arama yaparken "e-mail intitle:Güvenlik -si-te:microsoft.com.tr" sorgusunu kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;Bu arama size ana metninde "e-mail", başlığında ise "Güvenlik" kelimeleri geçen sonuçları gösterir ve Micro-soft'un Türkiye sitesi bu aramanın dışında tutulur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;hr&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-2036547135221162190?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/2036547135221162190/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=2036547135221162190&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2036547135221162190'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2036547135221162190'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/googleda-profesyonel-arama-yapmak.html' title='Google&apos;da Profesyonel Arama Yapmak'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-2701904169505972918</id><published>2008-01-01T15:32:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T15:37:14.656+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Google'/><title type='text'>Google Language Tools - Çevirmeniniz</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yaptığınız arama bilmediğiniz dillerde sonuçlar veriyorsa Google'ın dil araçlarından faydalanabilirsiniz. Google daha çevirebildiği diller listesine Türkçeyi eklememiş olsa da web sayfalarının bildiğiniz bir diğer dile çevrilmesini sağlayabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bunun için Google iki seçenek sunuyor.&lt;br /&gt;Bunlardan ilki &lt;span style="color: rgb(204, 0, 0); font-style: italic;"&gt;arama sonuçlarındaki bir web sayfasını doğrudan çevirmek&lt;/span&gt;.&lt;br /&gt;Ama bunun için aramanızı çevrilmesini istediğiniz dile ait Google sitesinden (örneğin İngilizce için google.com, Almanca için google.de) yapmalısınız. Çıkan sonuçlarda farklı dilde olan sonuçların yanındaki "&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0); font-weight: bold;"&gt;Bu sayfayı çevir&lt;/span&gt;" bağlantısına tıkladığınızda Google hedef sayfanızdaki metinleri çevirmeye çalışacaktır. Metinlerin grafik olarak girildiği veya Flash ve benzeri eklentilerle verildiği sitelerde ise ne yazık ki bu hizmetten yararlamlamıyor. Çevrilen sayfada üst kısımda ise orijinal web sayfasını yeni bir tarayıcı penceresinde açmanızı, arama sonuçlarına geri dönmenizi veya bu üst kısmı kaldırmanızı sağlayan bağlantıları bulabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun dışında &lt;a style="color: rgb(255, 102, 0); font-weight: bold;" href="http://www.google.com/language_tools"&gt;www.google.com/language_tools&lt;/a&gt; adresine girerek. Google'ın bütün dil araçlarına tek bir sayfadan ulaşabilirsiniz, örneğin birkaç kelimenin karşılıklarını öğrenmek istiyorsanız bunları "Translate" kısmındaki metin penceresine girip alttaki açılır listeden kaynak ve hedef dilleri belirleyip "Translate" düğmesine basmanız yeterli. Burada Google'ın kısa metinleri de çevirmesini sağlayabilirsiniz. Yapmanız gereken metni kopyalayıp metin penceresine yapıştırdıktan sonra aynı şekilde hedef dili belirlemek.&lt;br /&gt;Unutmamanız gereken ise bu otomatik çevirilerin sadece ham çeviriler olduğu. Yani önemli yerlerde kullanmadan önce mutlaka tekrar gözden geçirmelisiniz. Ama bu kadarı da çoğunlukla metnin işinize yarayan kısmını anlamanıza yetecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Google dil araçlarını bilmediğiniz bir dille yazılmış e-postalarınızı tercüme ettirmek için de kullanabilirsiniz. Yapmanız gereken yine sadece iletinizi kopyalayıp metin giriş kutucuğuna kopyalamak. Bu şekilde en azından iletinin ne hakkında olduğunu genel hatları ile öğrenmiş olursunuz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-2701904169505972918?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/2701904169505972918/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=2701904169505972918&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2701904169505972918'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2701904169505972918'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/google-language-tools-evirmeniniz.html' title='Google Language Tools - Çevirmeniniz'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-2511082778294497012</id><published>2008-01-01T15:15:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T15:25:58.041+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Google'/><title type='text'>Alert-E-posta ile Arama Sonuçları</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Eğer bir web kullanıcısı veya bir araştırmacı olarak belirli bir konuda sürekli en güncel bilgilerden veya en son değişiklerden haberdar olmak istiyorsanız &lt;span style="color: rgb(153, 51, 153); font-weight: bold;"&gt;Google Alert&lt;/span&gt;'i mutlaka denemelisiniz. Bu sayede istediğiniz web aramalarına abone olabilir ve belirlediğiniz aralıklarla yapılacak otomatik aramaların sonuçlarının size e-posta ile gönderilmesini sağlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Google'ın bu yararlı hizmetinin kullanımları ise saymakla bitmez:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;• Belirli bir konuyu daha yakından takip etmek için kullanabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;• Güncel bir haberin ve bununla ilgili konuların nasıl geliştiğini izleyebilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;• Rakiplerinizi veya belirli bir iş dalındaki gelişmeleri izlemek için kullanabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;• Favori takımınız hakkında en güncel haberlere kolayca ulaşabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Google sizi kuracağınız uyarılar açısından da sınırlamıyor.&lt;br /&gt;&lt;a href="http://www.google.com/alerts"&gt;www.google.com/alerts&lt;/a&gt; adresinden ulaşabileceğiniz hizmeti kullanmak için tek ihtiyacınız bir Google hesabı.Eğer bir hesabınız yoksa Google e-posta adresinizle belirlediğiniz bir şifreyi girerek hemen bir hesap oluşturabilirsiniz.&lt;br /&gt;Bir uyarı oluşturmak için ilk önce &lt;span style="font-style: italic; color: rgb(204, 102, 0);"&gt;Google Alerts&lt;/span&gt; sayfasında sağ bölümdeki ilk giriş satırına ilgilendiğiniz metin kriterini girin. Daha sonra bir alt satırda kullanmak istediğiniz uyarı türünü seçin. Daha beta sürümünde olan hizmette şimdilik beş farklı uyarı türünden biri seçilebiliyor:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;• News &lt;/span&gt;- Haber arama motorunda, girdiğiniz arama kriterine uygun güncel ilk on haberin size e-posta ile iletilmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;• Web &lt;/span&gt;- Web arama motorunda kriterinize uygun 20 site belirlendiğinde e-posta adresinize bir ileti gönderilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;• Blogs&lt;/span&gt; - Google Blog aramasında istediğiniz metni içeren ilk on öğenin bildirilmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;• Groups&lt;/span&gt; - Aradığınız metni içeren ilk elli grup liste halinde e-posta adresinize gönderilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;• Comprehensive&lt;/span&gt; - Aradığınız metnin Google'ın farklı arama motorlarında verdiği sonuçlan içeren geniş kapsamlı bir iletinin adresinize gönderilmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Uyarı türünüzü de belirledikten sonra "&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;How often&lt;/span&gt;" kısmında aramanın ne sıklıkta yapılmasını istediğinizi belirleyin.&lt;br /&gt;"&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Daily&lt;/span&gt;" seçeneği ile &lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;günlük&lt;/span&gt;, "&lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt;Weekly&lt;/span&gt;" seçeneği ile &lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt;haftalık&lt;/span&gt; aramalar yaptırabilir ya da "&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(204, 102, 204);"&gt;As it happens&lt;/span&gt;" seçeneğini işaretleyerek yeni bir sonuç bulunur bulunmaz adresinize e-posta gönderilmesini sağlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;Daha sonra ileti alma sıklığınızı değiştirmek isterseniz aldığınız e-postaların sonundaki bağlantıları kullanabilirsiniz. En alt satıra da iletileri almak istediğiniz e-posta adresinizi girdikten sonra tek "&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Create alert&lt;/span&gt;" düğmesine basın.&lt;br /&gt;Artık arkanıza yaslanıp çalışkan &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Google&lt;/span&gt;'ın sizin için toplayacağı sonuçlan beklemeye başlayabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-2511082778294497012?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/2511082778294497012/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=2511082778294497012&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2511082778294497012'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2511082778294497012'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/alert-e-posta-ile-arama-sonular.html' title='Alert-E-posta ile Arama Sonuçları'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-5847921804334494101</id><published>2008-01-01T15:11:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T15:15:24.556+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Google'/><title type='text'>Google Hesabı Oluşturun</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kimi hizmetleri sadece Google hesabınızla kayıt olduğunuzda kullanabiliriniz.&lt;br /&gt;Bunun için e-posta adresinizle hesap şifrenizi girmelisiniz. Bu hesap bilgileriniz sayesinde hesabınız üçüncü kişilerin izinsiz kullanımından korunmuş olur.Ayrıca bu bilgiler sizin Google hizmetlerini kullanırken kişisel profiller oluşturmanıza da yarar.Bu profiller daha sonra Google tarafından size daha uygun sayfalar oluşturmak için kullanılır. Google bu kişisel verilerinizi her hizmet için ayrı ayrı veritabanlarında tutmak yerine tek ortak bir veritabanında tutar ve böylece daha önce hiç kullanmadığınız bir hizmet bile ilk açışınızda kısmen size özelleştirilmiş halde karşınıza çıkar. Bütün bu özel verileriniz hesaplarınızı oluştururken dijital olarak imzaladığınız anlaşmalarda yer almadıkça veya tarafınızdan belirtilmedikçe üçüncü kişilere verilmez. Goog-le'da bir hesap açmak için şu &lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;adımları&lt;/span&gt; izlemelisiniz :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Web tarayıcınızın adres satırına "www.google.com/accounts/NewAc-count" adresini girin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Karşınıza gelen pencerede e-posta adresinizi ve bu hesap için kullanmak istediğiniz şifreyi girin.&lt;br /&gt; Alttaki açılır listeden bölge olarak Türkiye'yi seçtikten sonra resimde gördüğünüz güvenlik metnini altındaki giriş satırına yazın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Genel kullanım şartnamesini okuduktan sonra kabul ediyorsanız alttaki "I accept. Create my account" düğmesine tıklayın. Kullanıcı adınız başkası tarafından kullanılmıyorsa Google hesabınız hazır demektir.&lt;br /&gt;Artık bu hesap bilgileriniz ile bütün Google hizmetlerini kullanabilirsiniz. Hesabınızın ayarlarını istediğiniz zaman değiştirebilir veya hesabınızı tümüyle silebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-5847921804334494101?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/5847921804334494101/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=5847921804334494101&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5847921804334494101'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5847921804334494101'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/google-hesab-oluturun.html' title='Google Hesabı Oluşturun'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-4335451033346096765</id><published>2008-01-01T14:44:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T15:10:56.647+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='İnternet'/><title type='text'>RSS Yayınlarını Başlangıç Sayfanıza Yerleştirin</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0); font-family: verdana; font-weight: bold;"&gt;RSS &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;, belirli içeriklerin bilgisayarlar veya diğer elektronik aygıtlar gibi abonelere otomatik olarak ulaştırılmasını sağlayan bir yöntem.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu şekilde her abone en yeni içerikleri kolay ve hızlı bir şekilde edinebiliyor.&lt;br /&gt;Bu tür RSS yayınlarını kolayca başlangıç sayfanıza ekleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;Google RSS veya Atom gibi yaygın kullanılan tekniklerle yayın yapan sitelerden gelen verileri kolayca işleyebiliyor.&lt;br /&gt;Tek ihtiyacınız yayının yapıldığı kaynağın (örneğin bir web blog'u) tam web adresi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;• İlk önce kişiselleştirilmiş web sayfanızı açın ve "&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;Konu ekle&lt;/span&gt;" düğmesine bir kez tıklayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;• Daha sonra eklenebilecek konuların çıktığı pencerede arama satırının yanındaki "&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;URL'ye göre ekle&lt;/span&gt;" bağlantısına tıklayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;• Yeni oluşan giriş satırına istediğinin &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(102, 0, 204);"&gt;RSS&lt;/span&gt; yayınının tam yolunu girin ve "Ekle" düğmesine tıklayın.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-4335451033346096765?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/4335451033346096765/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=4335451033346096765&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/4335451033346096765'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/4335451033346096765'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/rss-yaynlarn-balang-sayfanza-yerletirin.html' title='RSS Yayınlarını Başlangıç Sayfanıza Yerleştirin'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-97298456529066785</id><published>2008-01-01T14:39:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T14:43:48.778+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Google'/><title type='text'>Google ve Kişisel Bilgileriniz</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Google Mail, Toolbar, Desktop, Takvim ve Belgeler:&lt;/span&gt; Google bütün bu önemli yazılımları kullanıcılara ücretsiz sunuyor. Karşılığında ise tek istediği kullanıcının kişisel hayatının ayrıntıları.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Artık herkes web'de gezinirken arkasında dijital izler kaldığını biliyor. Bu Google hizmetleri için de aynen geçerli. Bir sonraki gezi için Google'da yapılan aramalar, pazarlama ve reklamcılarının elde etmek için yüklüce para vermeye hazır olduğu bilgiler. Google ise siz web'de arama yaparken, yaptığınız aramalarda istediğinizi tıklarken bilgisayarınıza yerleşmiş çerezlerden bu bilgileri kolaylıkla edinebiliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ama iş bu kadarla da kalmıyor. Google Mail kullanıcıları hesapları açılırken Google'ın ileti metinlerini tarayacağını kabul etmiş oluyorlar. Google Belgeler ve e-tablolar'da ise veriler zaaten Google sunucularında bulunuyor. Sosyal arkadaşlık hizmeti Orkut kullananlar kolayca yeni arkadaşlar edinebiliyor. Ama bu şekilde renk tonundan kişiliğine, sevdiği yemekten cinsel tercihlerine kadar birçok konuyu içeren detaylı profillerini de Google'ın ellerine emanet etmiş oluyor. Böylece bütün yaşamınız boyunca Google sizi takip edebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; ►&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Kullanıcı izleme:&lt;/span&gt; Farklı hizmetlerde oluşturduğunuz profillerin bir araya toplandığı en önemli bileşen ise Google hesabınız. Google Mail'de, Orkut'da, Google Alerts'de, Google Calendar'de, Sitemap'de, Blogger'da, Google News Alert'de, Docs&amp;amp;Spreadsheets'de, alış&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;veriş yaparken ve kişisel aramalarda bir Google hesabının olması hep şart koşuluyor. Google'ın kişisel bir hesap gerektiren hizmetlerin sayısını artırmasına şaşırmamak gerek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yanlış anlaşılmaması için ufak bir hatırlatma yapalım: Web'de bilgi toplayan sadece Google değil. Bütün firmalar web'de kullanıcı bilgisi toplama peşinde. Kimisi bu işi kendi yollarıyla yapmaya çalışırken kimisi de Google gibi bu işin ustasından bu bilgileri hazır alıyor. Bir web gezgini olarak da hangi hizmete Google hesabınızla girip hangisine girmeyeceğinizi biraz düşünmeniz gerekiyor. Ne de olsa artık özel bilgiler edinmek herkes için çok kolay. Google ile gezinirken bilgisayarınızda bıraktığınız izler: Kullanım için hesap bilgilerinizi vermeniz gereken Google hizmetlerinde arkanızda birçok iz kalır.&lt;br /&gt;İşte bunlardan bazıları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;•    Web aramasında statik veriler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;•    Çerezler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;•    Bilgisayar içeriğiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;•    Blogger'da belirttiğiniz fikirleriniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;•    Ürün aramalarınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;•    Google Mail'de ileti içerikleriniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;► Böyle korunabilirsiniz:&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;•    Çerezleri engelleyerek (Kişiselleşti-rilmiş hizmetlerden vazgeçersiniz).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;•    Web'de anonim gezinerek (Bunun için ek yazılımlara ihtiyaç duyarsınız).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;•    Önemli verilerinizi bilgisayarınızda saklamayarak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;•    Hesap gerektiren hizmetleri kullanmayarak.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-97298456529066785?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/97298456529066785/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=97298456529066785&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/97298456529066785'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/97298456529066785'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2008/01/google-ve-kiisel-bilgileriniz.html' title='Google ve Kişisel Bilgileriniz'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-260287425080108981</id><published>2007-12-31T17:01:00.001+02:00</published><updated>2007-12-31T17:07:12.602+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Google'/><title type='text'>Sık Kullanılanlar</title><content type='html'>Hangi web tarayıcısını kullanırsanız  kullanın hepsinin bir sık kullanılanlar klasörü vardır ve bunu istediğiniz şekilde düzenlemenize olanak tanınmıştır.&lt;br /&gt;Sık sık kullandığınız Google hizmetleri ve işlevlerine kolay ulaşabilmek için hepsinin burada kısayollarını oluşturabilirsiniz. Ama listeniz kalabalık ise sadece tanımlar yetmeyebilir.&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Sık kullanılanlara ekle&lt;/span&gt;" komutu (Internet Explorer) ile arşivinize aldığınız her adres listenizde bir yere yerleşir ve sonuçta &lt;span style="color: rgb(102, 102, 102); font-style: italic;"&gt;-zamanla-&lt;/span&gt; karmakarışık bir liste olur.&lt;br /&gt;Eğer Google hizmetlerini sık kullanıyorsanız bunları ayrı bir klasöre yerleştirmeniz işinizi kolaylaştıracaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;► İnternet tarayıcınızı açın ve "&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Sık Kullanılanlar&lt;/span&gt;" menüsünde "&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Sık kullanılanları Düzenle&lt;/span&gt;" seçeneğine tıklayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;► "&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Yeni klasör oluştur&lt;/span&gt;" seçeneğine  tıklayın ve "&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Google&lt;/span&gt;" adında bir klasör  oluşturun.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;► Daha önce oluşturmuş olduğunuz bir öğeyi klasörün içine taşımak için öğeyi işaretledikten sonra farenizin sol tuşuna basılı tutarak öğeyi klasörün üzerine sürükleyin ve bırakın. Daha sonra oluşturacağınız öğeler için ise sık kullanılanlara ekleme penceresinde "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic; color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Google&lt;/span&gt;" klasörünü seçerek içinde oluşturulmasını sağlayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;► Klasörün içindeki öğeleri farenizle tutup sürükleyerek istediğiniz sıraya getirebilirsiniz. Aynı şekilde &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Google&lt;/span&gt; klasörünüzü de listenizde hareket ettirip üst sıralara getirebilirsiniz.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-260287425080108981?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/260287425080108981/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=260287425080108981&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/260287425080108981'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/260287425080108981'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/hangi-web-taraycsn-kullanrsanz-kullann.html' title='Sık Kullanılanlar'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-5821137952415685</id><published>2007-12-31T16:55:00.000+02:00</published><updated>2007-12-31T16:57:37.858+02:00</updated><title type='text'>Google ve Kişisel Bilgileriniz</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Google Mail, Toolbar, Desktop, Takvim ve Belgeler: Google bütün bu önemli yazılımları kullanıcılara ücretsiz sunuyor. Karşılığında ise tek istediği kullanıcının kişisel hayatının ayrıntıları.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Artık herkes web'de gezinirken arkasında dijital izler kaldığını biliyor. Bu Google hizmetleri için de aynen geçerli. Bir sonraki gezi için Google'da yapılan aramalar, pazarlama ve reklamcılarının elde etmek için yüklüce para vermeye hazır olduğu bilgiler. Google ise siz vveb'de arama yaparken, yaptığınız aramalarda istediğinizi tıklarken bilgisayarınıza yerleşmiş çerezlerden bu bilgileri kolaylıkla edinebiliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ama iş bu kadarla da kalmıyor. Google Mail kullanıcıları hesapları açılırken Google'ın ileti metinlerini tarayacağını kabul etmiş oluyorlar. Google Belgeler ve e-tablolar'da ise veriler zaaten Google sunucularında bulunuyor. Sosyal arkadaşlık hizmeti Orkut kullananlar kolayca yeni arkadaşlar edinebiliyor. Ama bu şekilde renk tonundan kişiliğine, sevdiği yemekten cinsel tercihlerine kadar birçok konuyu içeren detaylı profillerini de Google'ın ellerine emanet etmiş oluyor. Böylece bütün yaşamınız boyunca Google sizi takip edebiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;► &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kullanıcı izleme:&lt;/span&gt; Farklı hizmetlerde oluşturduğunuz profillerin bir araya toplandığı en önemli bileşen ise Google hesabınız. Google Mail'de, Orkut'da, Google Alerts'de, Google Calendar'de, Sitemap'de, Blogger'da, Google News Alert'de, Docs&amp;amp;Spreadsheets'de, alış-&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;veriş yaparken ve kişisel aramalarda bir Google hesabının olması hep şart koşuluyor. Google'ın kişisel bir hesap gerektiren hizmetlerin sayısını artırmasına şaşırmamak gerek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Yanlış anlaşılmaması için ufak bir hatırlatma yapalım: VVeb'de bilgi toplayan sadece Google değil. Bütün firmalar vveb'de kullanıcı bilgisi toplama peşinde. Kimisi bu işi kendi yollarıyla yapmaya çalışırken kimisi de Google gibi bu işin ustasından bu bilgileri hazır alıyor. Bir vveb gezgini olarak da hangi hizmete Google hesabınızla girip hangisine girmeyeceğinizi biraz düşünmeniz gerekiyor. Ne de olsa artık özel bilgiler edinmek herkes için çok kolay. Google ile gezinirken bilgisayarınızda bıraktığınız izler: Kullanım için hesap bilgilerinizi vermeniz gereken Google hizmetlerinde arkanızda birçok iz kalır. İşte bunlardan bazıları:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;•&lt;/span&gt;    &lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Web aramasında statik veriler.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:verdana;" &gt;•    Çerezler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:verdana;" &gt;•    Bilgisayar içeriğiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:verdana;" &gt;•    Blogger'da belirttiğiniz fikirleriniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:verdana;" &gt;•    Ürün aramalarınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:verdana;" &gt;•    Google  Mail'de  ileti  içerikleriniz. ► Böyle korunabilirsiniz:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:verdana;" &gt;•    Çerezleri engelleyerek (Kişiselleştirilmiş hizmetlerden vazgeçersiniz).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:verdana;" &gt;•    VVeb'de anonim gezinerek (Bunun için ek yazılımlara ihtiyaç duyarsınız).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:verdana;" &gt;•    Önemli verilerinizi bilgisayarınızda saklamayarak.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);font-family:verdana;" &gt;•    Hesap gerektiren hizmetleri kullanmayarak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;hr /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-5821137952415685?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/5821137952415685/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=5821137952415685&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5821137952415685'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5821137952415685'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/google-ve-kiisel-bilgileriniz.html' title='Google ve Kişisel Bilgileriniz'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-4614267524548800748</id><published>2007-12-31T16:53:00.000+02:00</published><updated>2007-12-31T16:55:35.882+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Google'/><title type='text'>Google için Kısayollar</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Eğer kısa sürede bir Google hizmetine onu bırakamayacak kadar bağlandıysanız Windows masaüstünüze hizmete çabuk ulaşmak için bir kısayol oluşturabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Örneğin sıklıkla kullandığınız hizmet &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Google Mail&lt;/span&gt; için bir kısayol istediğinizi varsayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bunun için ilk önce masaüstüne farenizin sağ tuşuyla tıklayıp "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Yeni&lt;/span&gt;" üzerine gelip açılan alt menüden "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Kısayol&lt;/span&gt;" seçeneğini işaretleyin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açılan diyalog penceresinde konum kısmına &lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Google Mail&lt;/span&gt;'in adresini, yani "&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;http://mail.google.com&lt;/span&gt;" adresini girdikten sonra "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;İleri&lt;/span&gt;"ye tıklayın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir sonraki aşamada kısayol için istediğiniz adı belirleyin ve pencereyi onaylayıp sihirbazdan çıkın.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Masaüstünüzde yani bir simge oluştuğunu göreceksiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Artık bu simgeye tıklayarak doğrudan Google Mail'e ulaşabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer hizmetler için de benzer şekilde simgeler oluşturabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-4614267524548800748?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/4614267524548800748/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=4614267524548800748&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/4614267524548800748'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/4614267524548800748'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/google-iin-ksayollar.html' title='Google için Kısayollar'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-7927173973357374945</id><published>2007-12-31T16:52:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T14:39:50.607+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Google'/><title type='text'>Google Gadgets : Küçük yardımcılarınız</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;&lt;span style="color: rgb(51, 153, 153);"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 0);"&gt;Widget'larla ya da diğer adı ile Gad-get'larla ilk olarak Mac Os X'in "Dash-board"unda tanışmıştık. Bu küçük yardımcı yazılımlar sayesinde güncel hava durumuna, son dakika haberlerine, bir VVikipedia arama kutusuna, bir RSS yayını okuyucusuna, spor karşılaşmalarının sonuçlarına veya borsa sonuçlarına erişmek mümkün. Hem seçenekler bu kadarla da sınırlı değil. Yavaş yavaş kullanıcılara reklam ulaştırmanın bir yolu olarak da karşımıza çıkmaya başlayan bu yazılımcıkların tek sorunu kullanılabilmeleri için bilgisayara yüklenmelerinin gerekmesi. Bu yüzden iş yerinizde farklı, evinizde farklı bilgisayarla çalışıyorsanız bunları her bilgisayara ayrı ay rı yüklemelisiniz. Bunun yanında kimi Gadget'lar sadece Windows XP veya Vista'da bulunan belirli yazılım kitap lıklarına da ihtiyaç duyuyor. Bu da kul lanılabildikleri işletim sistemlerini sı nırlıyor. Eğer bilgisayarınızın uygun ol&lt;br /&gt;mamasına rağmen bu tür yardımcı yazılımları mutlaka kullanmak istiyorsanız, Google'ın kişiselleştirilmiş başlangıç sayfasını kullanabilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;• iGoogle - Küçük yazılımcıklar:&lt;/span&gt; Google, Google Desktop ile klasik Gadget desteği sağlıyor. Ama bunun yanında farklı bilgisayarlarda çalışanlar veya kurulumun mümkün olmadığı durumlar için alternatif yollar da sunuyor. Bu şekilde bilgisayarınıza bir sürü Gadget yüklemek yerine kişisel Google ana sayfanıza aynı işlevleri gören istediğiniz kadar ufak araç yerleştirebiliyorsunuz. Bunun için tek ihtiyacınız ise bir Google hesabı.Eğer bir &lt;span style="color: rgb(102, 102, 0);"&gt;GMail&lt;/span&gt; veya bir &lt;span style="color: rgb(0, 153, 0);"&gt;Google Maps&lt;/span&gt; hesabınız varsa zaten ön gereksinimlere sahipsiniz demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Google'ın iGoogle adını verdiği bu sistemin diğer VVidget sistemlerine karşın önemli üstünlükleri var. Bunlardan en önemlisi kullanılan bilgisayara bağımlı olmaması,&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;iGoogle&lt;/span&gt; çalıştıgınız bilgisayar ister evinizde ister işinizde olsun, ister &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Linux&lt;/span&gt; tabanlı bu sistem olsun,isterse de Windows olsun hepsinde sorunsuz çalışabiliyor. Bu özellikle iGoogle'ı &lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(102, 102, 102);"&gt;Gadget&lt;/span&gt; kurulumu yapamayacağınız internet kafeler veya özel internet bilgisayarları gibi sistemlerde kullanılabilecek mükemmel bir işlev haline getiriyor.Bunun yanında bu gibi halka açık alanlarda bilgilerinizin güvenliğini de artırıypr. Bu şekilde örnegın bir internet kafeden banka bilgilerinize ulaşırken tuş kullanımlarınızı kaydeden keylogger yazılımlarından korkmadan sanal klavye kullanarak ralıatsa çalışabilirsiniz. Bunun yanında &lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;iGoogle&lt;/span&gt;'ı Internet Explorer'dan farklı web tarayıcıları ile de kullanabilirsiniz. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Opera&lt;/span&gt; ve &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Firefox&lt;/span&gt;'un güncel sürümleri &lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;iGoogle&lt;/span&gt;'ı sorunsuz destekliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kişisel başlangış sayfanızı oluşturmaya başlamak için ana sayfada sağ üsteki "&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;Oturum açın&lt;/span&gt;" bağlantısına tıklayın ve kullanıcı bilgilerinizi girin. Ardından "&lt;span style="color: rgb(102, 0, 0);"&gt;iGoogle&lt;/span&gt;" bağlantısına tıklayın. Karşınıza gelen pencerede &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Google&lt;/span&gt; sizin için kimi araçları ön tanımlı olarak seçtiğini göreceksiniz. Bunlar dışındaki popüler araçlar ise ilk bölmede bulunur. Daha geniş bir yazılım yelpazesi için "Tüm koleksiyondan seçme yapın" seçeneğine tıklayın. Araç ekledikçe başlangıç sayfanız gitgide dolacaktır. Bu durumda bu küçük yardımcılarınızı konularına göre sekmelere ayırmanız işinizi kolaylaştırır, örneğin bir sekmeye ufak araçları, diğer bir sekmeye RSS yayını okuyucularınızı, üçüncü bir sekmeye ise günlük haberleri yerleştirebilirsiniz. Gadget'larla dolu bir sayfa size yarardan çok zorluk çıkarır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gadget'ların sıralanması ve yerleştirilmesi işini her zaman "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;sürükle ve bırak&lt;/span&gt;" mantığına göre yapabilirsiniz. İstemediğiniz öğeleri ise sağ üstlerindeki "&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;X&lt;/span&gt;" simgelerine tıklayarak kapatabilirsiniz. Gereçlerin kendi ayarlarını değiştirmek için ise sağ köşelerindeki aşağı ok simgesine tıklayarak açılan menüde "&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Ayarları düzenle&lt;/span&gt;" seçeneğine gelmelisiniz. Bu şekilde örneğin hava durumu gerecinin hangi şehirdeki hava durumunu hangi sıcaklık birimine göre göstermesi gerektiğini belirleyebilirsiniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;• Google - Veri toplama:&lt;/span&gt; Google diğer hizmetlerinde olduğu gibi bu hizmetini de karşılıksız yapmıyor ve belirli amaçlar güdüyor. Yukarıda belirttiğimiz gibi bu hizmeti kullanabilmeniz için bir Google hesabına ihtiyacınız var ve Google bu şekilde kullanıcılarının geniş kapsamlı kişisel profillerini belirleyebiliyor. Bunlardan da sizin bilgisayar başındaki davranışlarınızı ve alışkanlıklarınızı belirleyebiliyor. Çoğu zaman bu kullanıcı için pek bir önem taşımasa da &lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Google&lt;/span&gt; için kullanıcısının profilini çıkarmak bulunmaz bir nimet. Aramalarınızın neler olduğu, nerelerden ne yediğiniz hep Google'ın veritabanlarında toplanıp işleniyor. Yasal açıdan ise Google şirketinin Amerika'da olması oradaki yasaların geçerli olmasına neden oluyor ve yerel yasalar çoğunlukla Go-ogle'ı bu verileri toplamaktan alıkoyamıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;Eğer Google'ın bu veri toplama alışkanlığı hoşunuza gitmiyorsa yapmanız gereken başta Google hesabınıza girmeden "&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;iGoogle&lt;/span&gt;" bağlantısına tıklamak ve istediğiniz değişikleri gerçekleştirmek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-7927173973357374945?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/7927173973357374945/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=7927173973357374945&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7927173973357374945'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7927173973357374945'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/google-gadgets-kk-yardmclarnz.html' title='Google Gadgets : Küçük yardımcılarınız'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-7306008965834507456</id><published>2007-12-31T16:21:00.000+02:00</published><updated>2007-12-31T16:59:53.983+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Google'/><title type='text'>Size Has Google</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Google'ın basit ve düzenli arayüzü aramalarınızı en kolay ve hızlı şekilde yapmanızı sağlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0); font-style: italic;"&gt;Ancak isterseniz bu arayüzü değiştirebilir ve kişisel bir başlangıç sayfası oluşturabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Google, kullanıcılarma arama motorunu istekleri ve zevkleri doğrultusunda kişiselleştirme olanağı sunuyor. Google'ı size özel hale getirmek için arama satırının yanındaki "Tercihler" bağlantısına tıklamalı veya tarayıcınızın adres satırma &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;www.google.com.tr/preferences&lt;/span&gt; &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;yazmalısınız. Burada istediğiniz değişiklikleri yaptıktan sonra tek yapmanız gereken sağ kısımdaki "Tercihleri kaydet" düğmesine tıklamak. Google'in tercihlerinizi bilgisayarınızda saklayabilmesi için ise tarayıcınızı çerezlere (Cookies) izin verecek şekilde ayarlamış olmalısınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;font-family:verdana;" &gt;Doğru ayarlar&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Eğer isterseniz Google'ın 100'den fazla dilde gösterilmesini sağlayabilirsiniz. Seçenekleri doğru anlayabilmek için ilk&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;önce dil ayarlarını yapmalısınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Dil seçenekleri:&lt;/span&gt; Çoğunlukla arayüz dili olarak Türkçe kullanacak olsanız da buradan Google'ın arayüzünü istediğiniz dile çevirebilirsiniz. Bunu en üst bölmedeki açılır listeden istediğiniz dili işaretleyerek yapabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Arama dili ise arama sonuçlarına etki eden bir özelliktir, örneğin bu şekilde sadece Türkçe olan arama sonuçlarını gösterilmesini sağlayabilirsiniz. Bunun yanı sıra arama sırasında "Türkiye'den sayfalar" seçeneğini işaretleyerek arama sonuçlarınızı daha farklı bir ölçütle de sınırlandırabilirsiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Arama için Google "Herhangi bir dildeki siteleri ara (tavsiye edilir)" şeklinde bir öneride bulunsa da genelde sizi sadece Türkçe sayfalar ilgilendirir. Bu yüzden burada "Türkçe" seçeneğini &lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;işaretlemeniz aradığınızı daha kolay bulmanızı sağlar. Diğer dillerde arama yapmak istediğinizde ise sadece arama penceresinde arama satırının altındaki seçenekten "Web" seçeneğini işaretlemeniz yeterli.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;•&lt;span style="font-weight: bold;"&gt; Daha hızlı bir liste&lt;/span&gt; - Gösterilecek sonuçların sayısını belirleyin: Sonuç sayısı satırındaki açılır menü yardımı ile sayfa başına gösterilecek arama sonuçlarının     sayısını     belirleyebilirsiniz. 10'dan 100'e kadar beş farklı sonuç sayısı belirlemek mümkün. Bizim önerimiz 10 veya 20 gibi görece az bir sonuç sayısı seçmeniz. Bu şekilde sonuçlar arasında gezinmek için birkaç tık daha gerekse de upuzun listelerde kaybolmaktan kurtulursunuz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sonuç penceresi&lt;/span&gt; - Yeni bir tarayıcı penceresi: Sonuç penceresi kısmında ise tıkladığınız sonuçların yeni bir pencerede mi yoksa aynı pencerede mi açılması gerektiğini belirleyebilirsiniz. So- j nuçların yeni pencerede açılması, diğer j sonuçlara da bakmak istediğinizde sizi j her seferinde tarayıcınızın "Geri" düğ&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;mesine basarak sonuç penceresine dönmekten kurtarır. Böylece sonuçlarınız bir pencerede hep sabit kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Güvenli gezinti&lt;/span&gt; - Kötüler dışarı: Güvenli arama aynı bilgisayarı ailedeki gençlerin de kullandığı durumlarda oldukça yararlı bir özellik olabilir. Ama güvenli arama özelliği şimdilik Google'ın Türkçe sayfasında îngiliz veya Alman sitelerinde olduğu gibi kullanıcı tarafından seçilebilir değil. Bunun yerine Google orta seviye bir güvenli aramayı sürekli olarak uyguluyor. Ama mutlaka "SafeSearch" özelliğini kullanmak istiyorsanız Google'ın ingilizce sitesini kullanabilirsiniz. Bunun için ilk önce  anasayfadaki  "Google.com  in English" seçeneğine, sonra da arama satırının yanındaki "Preferences" bağlantısına tıklayın. Gelen tercihler sayfasında "SafeSearch filtering" kısmında karşınıza üç farklı filtreleme seçeneği çıkar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1-   "Use moderate filtering"&lt;/span&gt;: Google bu orta seviye filtre  etkinleştirildiğinde grafik arama sonuçlarındaki rahatsız edici resimleri filtreler. Normal metin taramasındaki öğeler ise taranmaz.&lt;br /&gt;Eğer herhangi bir ayar yapılmazsa Google bu fıltreleme seçeneğini uygular.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2-    "Use strict fıltering":&lt;/span&gt; Bu üst seviye filtrelemede ise resimlerle beraber rahatsız edici metin öğeleri de taranır ve filtrelenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3-    "Do not filter my search results":&lt;/span&gt; Bu seçenek güvenli arama işlevini devre dışı bırakır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;hr /&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-7306008965834507456?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/7306008965834507456/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=7306008965834507456&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7306008965834507456'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7306008965834507456'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/size-has-google.html' title='Size Has Google'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-7590734898939861387</id><published>2007-12-29T00:30:00.000+02:00</published><updated>2007-12-29T00:31:44.576+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>KARŞILIKLI ÖĞRETME STRATEJİSİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Karşılıklı öğretme modelinde öğretmen, öğrenme stratejilerini nasıl kullandığını sesli bir biçimde düşünerek gösterir, model olur. Daha sonra öğrencilerin bu öğrenme stratejisi ile öğrenmeleri için onları teşvik eder, destekler ve öğrenme stratejilerini kullanmalarına yardım eder.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Karşılıklı öğretme, özellikle dört kavrama (anlama) stratejisini kazanmada etkilidir. Bunlar; "özetleme, kendi kendine soru sorma, açıklığa kavuşturma ve tahmin etme"dir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu stratejileri öğretmek için öğretmen, önce sesli düşünerek nasıl özet yapılacağını öğrencilere gösterir. Daha sonra metin ile ilgili nasıl soru sorulacağını yine sesli düşünerek açıklayıp soru sorar. Üçüncü adımda metinde tam olarak anlaşılmayan, açıklığa kavuşturulması gereken noktaları sesli düşünerek bulur ve açıklayarak bu basamağı da model olarak örneklendirir. En son ve dördüncü basamakta da metnin bundan sonra nasıl devam edebileceğini yine sesli düşünerek tahmin eder.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Öğretmen stratejiyi model olarak gösterdikten sonra bu kez öğrenciler öğretmenin rolünü alır ve kendileri stratejiyi kullanarak arkadaşlarına model olurlar. Bu yaklaşımı kullanırken öğrencilerin küçük gruplara ayrılmalarının sağlanması ve grup içinde her bir öğrencinin öğretmen rolünü alması daha etkili bir yol olabilir. Öğrenciler stratejiyi sesli düşünerek uygularken gerek öğretmenlerinden gerekse diğer arkadaşlarından dönüt alarak desteklenmeli, stratejiyi öğrenmeye teşvik edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sonuç olarak, kendi kendine öğretebilen yani kendi öğrenmesini sağlayabilen (öğrenmeyi öğrenen) öğrenciler yetiştirebilmemiz için öncelikle öğretmenlerimizin gerek hizmet öncesinde gerekse hizmet içinde, bu özelliklerle donanık hâle gelmeleri gereklidir. O hâlde kendi kendine öğretebilen, yani öğrenmeyi öğrenmiş öğretmenler yetiştirmek, öğretmen yetiştiren kurumların da temel amacı olmalıdır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-7590734898939861387?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/7590734898939861387/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=7590734898939861387&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7590734898939861387'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7590734898939861387'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/karilikli-retme-stratejisi.html' title='KARŞILIKLI ÖĞRETME STRATEJİSİ'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-2407257828492107293</id><published>2007-12-29T00:26:00.000+02:00</published><updated>2007-12-29T00:30:51.698+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>DOĞRUDAN ÖĞRETİM STRATEJİSİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Aşağıda öğrenme stratejilerini doğrudan öğretim modeliyle öğretme basamakları özetlenmiştir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 1&lt;/span&gt;: Dersin hedeflerini açılayınız ve öğrencileri öğrenmeye hazır hâle getiriniz: Öğrencilerin dikkatini öğrenilecek konu üzerine çekme ve dersin hedeflerini açıklamada, öğrenme stratejilerini öğrendikleri takdirde daha kolay ve etkili olarak öğrenebileceklerini, daha iyi performans gösterip yüksek notlar alacaklarını somut örneklerle gösteriniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 2&lt;/span&gt;: Belirli bir strateji açıklayıp gösteriniz : Sözel açıklamalar ve gösterme (demonstrasyon) yoluyla stratejiyi öğretiniz. Öğrencinin stratejiyle ilgili önceki bilgileri ile yeni bilgilerini ilişkilendiriniz ve stratejinin nasıl işlendiğini öğrencilere gösteriniz. Özellikle yüksek sesle düşünerek, stratejiyi kullandığımızda öğrenme için zihnimizde ne olup bittiğini, ne gibi bilişsel süreçlerin harekete geçtiğini, ne gibi işlemlerin olduğunu öğrencilere açıklayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 3&lt;/span&gt;:Öğrencilere, sizin rehberliğinizde alıştırma fırsatları sağlayınız: Anında dönüt almaları için stratejiyi daha iyi kullanan öğrenciler arkadaşlarına rehberlik edebilirler. Ancak, bu rehberliğin de sizin denetiminizde olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 4&lt;/span&gt;:Öğrencilerin stratejiyi anlayıp anlamadıklarını kontrol ediniz ve dönüt veriniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 5&lt;/span&gt;:Öğrencilerin alıştırma yapmalarını durdurup stratejiyi kullanırken ne tür problemlerle karşılaştıklarını belirleyiniz. Öğrencilerin stratejiyi kullanırken zihinlerinde ne olup bittiği hakkında sesli düşünmelerini sağlayınız ve yaptıkları ile ilgili dönüt veriniz. Strateji ile ilgili tartışmayı sürdürünüz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Basamak 6:Bağımsız alıştırma ve transfer yapmalarını sağlayınız. Stratejiyi bağımsız olarak kullanmaları için fırsatlar veriniz ve daha sonra alıştırma ödevlerini ne derece başardıklarını birlikte değerlendiriniz. Sonuçları hakkında bilgi vererek eksiklerini tamamlamaları, yanlışlarını düzeltmeleri için gerekli ipuçlarını sağlayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 6&lt;/span&gt;:Bağımsız alıştırma ve transfer yapmalarını sağlayınız. Stratejiyi bağımsız olarak kullanmaları için fırsatlar veriniz ve daha sonra alıştırma ödevlerini ne derece başardıklarını birlikte değerlendiriniz. Sonuçları hakkında bilgi vererek eksiklerini tamamlamaları, yanlışlarını düzeltmeleri için gerekli ipuçlarını sağlayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-2407257828492107293?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/2407257828492107293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=2407257828492107293&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2407257828492107293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2407257828492107293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/dorudan-retim-stratejisi.html' title='DOĞRUDAN ÖĞRETİM STRATEJİSİ'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-8417752955499898864</id><published>2007-12-29T00:25:00.000+02:00</published><updated>2007-12-29T00:26:42.255+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>ÖĞRENME STRATEJİLERİNİ ÖĞRETME YAKLAŞIMLARI</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Öğrenme stratejilerinin öğretimi de herhangi bir konu alanındaki bilginin öğretiminden büyük bir farklılık göstermez. Bu nedenle öğretme stratejilerinin işlendiği kitapçıkta açıklanan tüm öğretme stratejileri, öğrenme stratejilerinin öğretiminde de kullanılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Özellikle öğrenme stratejilerinin ne olduğunun ve nasıl kullanılması gerektiğinin öğretiminde doğrudan öğretim ve karşılıklı öğretme yaklaşımları kullanılmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-8417752955499898864?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/8417752955499898864/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=8417752955499898864&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8417752955499898864'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8417752955499898864'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/renme-stratejilerini-retme-yaklaimlari.html' title='ÖĞRENME STRATEJİLERİNİ ÖĞRETME YAKLAŞIMLARI'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-5665449451422860497</id><published>2007-12-29T00:22:00.001+02:00</published><updated>2007-12-29T00:25:00.552+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>YÜRÜTÜCÜ BİLİŞ STRATEJİSİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yürütücü biliş; bireyin kendi düşünme ve öğrenme yollarının farkında olması .e kendi öğrenmesini etkili olarak düzenleyebilmesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yürütücü bilişin iki temel öğesi vardır. Bunlar;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; color: rgb(0, 0, 153);"&gt;1.   Bireyin kendi öğrenme (biliş) yolları hakkındaki bilgisi,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;2.   Bireyin kendi öğrenmesini izlemesi, kontrol etmesi ve en etkili öğrenme stratejilerini seçip uygulaması, kendi öğrenmesini düzenlemesidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Aşağıda öğrencinin kendi öğrenmesini kontrol etmesi, yönlendirmesi ve dü-:er emesini kapsayan bir yürütücü biliş stratejisinin basamakları verilmiştir. Öğret-~e~ier bu stratejiyi de bir öğrenme materyali üzerinde sesli düşünüp örneklendire--e*. öğrencilerin öğrenmelerine ve kullanmalarına rehberlik edebilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 1&lt;/span&gt;:Bu basamakta öğrenci bir çalışma plânı yapmalı, zaman çizelgesi düzenlemeli ve öğrenme birimine ne derece konsantre olduğunu izlemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 2&lt;/span&gt;: Öğrenme birimindeki önemli ve kendisine zor gelen şeyleri belirlemelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 3&lt;/span&gt;: Kapsamı kendine özgü bir biçimde ifadelendirmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 4&lt;/span&gt;: Öğrendiklerini ortaya çıkarmalı, anahtar noktaları ve güçlük olan noktaları yeniden çalışarak sindirmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 5&lt;/span&gt;: Bilginin uygulanmasına ilişkin kendine soru sormalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Basamak 6&lt;/span&gt;: İzleme sonuçlarına göre hatalarını analiz etmeli ve çalışma yöntemlerini değiştirmeli ya da kendine ve konuya uygun hâle getirmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Sonuç olarak öğrenci, kendi bilişsel ve duyuşsal özelliklerini tanıyarak kendine özgü bir çalışma zamanı, plânı yapmayı; kendi öğrenmelerini izlemeyi ve sonuçlara göre de kendi öğrenme düzenini sürdürmeyi ya da öğrenme stratejisini değiştirmeyi öğrenmektedir. Kendi öğrenme biçimini kontrol edip daha etkili öğrenmesi çın gerekli düzenlemeleri yapmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-5665449451422860497?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/5665449451422860497/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=5665449451422860497&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5665449451422860497'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5665449451422860497'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/yrtc-bili-stratejisi.html' title='YÜRÜTÜCÜ BİLİŞ STRATEJİSİ'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-6196609754425188345</id><published>2007-12-29T00:19:00.000+02:00</published><updated>2007-12-29T00:22:13.493+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>OKUDUĞUNU ANLAMA (SQ4R) STRATEJİSİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Okuduğunu anlamada kullanılan en eski stratejilerden biridir. Bu strateji altı basamaktan oluşur. Öğrencilere öğretiminde de öğretmen bu altı basamağı adım adım sesli düşünerek öğrencilere her basamakta ne yapılacağını uygulayarak gös-ter-meli, model olmalıdır. Daha sonra da öğrencilerin kendilerinin bir başka okuma parçasında, bu stratejiyi kullanarak okuduk-larını anlamalarına rehberlik etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu basamakların uygulanışı aşağıdaki gibidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1. &lt;/span&gt;  Göz gezdirme: Öğrenci okuma materyalini ana başlık ve alt başlıklara dikkat ederek gözden geçirir. Okuma parçasının hangi konu ile ilgili olduğunu tahmin eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2. &lt;/span&gt; Soru sorma: Öğrenci ana başlık ve alt başlıkları dikkate alarak okuma materyali ile cevaplandırılabilecek sorular sorar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3.&lt;/span&gt;  Okuma: Öğrenci ana fikre dikkat ederek ve sorduğu soruların cevaplarını araştırarak materyali derinlemesine okur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4.&lt;/span&gt;   Yansıtma: Öğrenci okuduğu metin hakkında düşünür. Okuduğu metnin görsel imajlarını oluşturmaya çalışır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; color: rgb(153, 0, 0);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5. &lt;/span&gt;  Bakmadan cevaplama: Öğrenci kitabı kullanmaksızın 2. basamakta sorduğu soruları, kendi kendine ya da başka birine yüksek sesle cevaplar. Metinde bulunan önemli bilgi listelerini ya da diğer olayları ezbere sesli ya da sessiz olarak tekrar eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6.&lt;/span&gt; Yeniden gözden geçirme: Öğrenci materyale dönerek bilgiyi yeniden gözden geçirir, organize eder. Hatırlayamadığı, anlayamadığı, cevaplamakta güçlük çektiği yerleri yeniden okur ve soruları tekrar cevaplar. Bu okuduğunu anlama stratejisi, hem bilgiyi anlamlandırarak bilginin kısa sü-reü bellekten uzun süreli belleğe geçişini sağlayan hem de bilginin kolay bir biçimce geri getirilmesine (hatırlanmasına) yardım eden önemli bir etkinliktir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-6196609754425188345?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/6196609754425188345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=6196609754425188345&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/6196609754425188345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/6196609754425188345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/okuduunu-anlama-sq4r-stratejisi.html' title='OKUDUĞUNU ANLAMA (SQ4R) STRATEJİSİ'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-3470312016441879644</id><published>2007-12-29T00:07:00.002+02:00</published><updated>2007-12-29T00:19:46.936+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>ÖRGÜTLEME STRATEJİLERİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Örgütleme stratejileri de yukarıdaki eklemleme / genişletme stratejileri gibi yeni bilgiyi anlamlandırmayı sağlayan stratejilerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bunlar; not alma, özetleme, uzamsal temsilciler oluşturma gibi öğrencinin bilgiyi kendine göre yeniden organize ettiği öğrenme stratejileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Not alma:&lt;br /&gt;Not alma, öğretmenin ya da kitabın sunduğu bilgiyi, öğrencinin yeniden organize ederek kendisi için daha anlamlı hale getirmesidir.&lt;br /&gt;•    Öğrencinin, not alabilmesi için önemli bilgiyi önemsizden ayırt etmesi gerekir.&lt;br /&gt;Bu durumda öğrenci not alabilmek için;&lt;br /&gt;•    Öğrenme konusu üstünde dikkatini yoğunlaştırmalı;&lt;br /&gt;•    Konunun ana hatlarını çıkarmalı;&lt;br /&gt;•    Daha sonra da bu ana hatların içine önemli fikirleri yerleştirmelidir.&lt;br /&gt;Not almayı ve daha sonra çalışmayı kolaylaştırmak için, tablo ve matris çizilip, önemli bilgiler bu tablo ya da matrisin içine yerleştirilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 51, 255);"&gt;Not alma, öğrencinin anlamlı öğrenmesini sağladığı gibi, daha sonra bilgiyi tekrar etme ve gözden geçirmesini hızlandırır, kolaylaştırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51); font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Özetleme:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;Öğrencinin yazılı materyali özetlemesi, etkili çalışma ya da öğrenme stratejilerinden biridir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;Özetleme Stratejisinin Öğretiminde İzlenecek Basamaklar:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1. &lt;/span&gt;  Metindeki önemsiz bilgiyi tanıma ve çıkarma&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.  &lt;/span&gt; Metindeki ana fikri belirleme ve kendi sözcükleriyle ifade etme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3. &lt;/span&gt;  Her paragraftaki en temel cümleyi seçme ve yeniden ifade etme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4.  &lt;/span&gt; Metnin ana fikri ve yan fikirleri arasındaki ilişkileri, anlamını bozmadan, çok kısa olarak bütünleştirme.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;Özetleme ile ilgili öğretim, zaman alıcı olmakla birlikte, hatırlama ve kavramayı artırmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;Aşağıda bir özetleme örneği verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;Öğrencilerinin kendi kendilerine öğretebilen(öğrenmeyi öğrenen) bireyler hâline gelmesi için çaba harcayan öğretmen, öğrencilerine aşağıdaki açıklamayı yapmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;"Bu gün okuduğumuz şeyi daha iyi anlamak için ve anlayıp anlamadığımızı kontrol etmek için yeni bir yol öğreneceğiz. Bu yolun adı özet yapmadır. Bu yolun birkaç basamağı vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;•    Önce okuyacağımız metni gözden geçireceğiz (hızlıca okuyacağız).&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;•    Daha sonra anlayıncaya kadar okuyacağız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;•    Metindeki önemli olmayan bilgileri eleyeceğiz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;•    Önemli fikirleri listeleyeceğiz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;•    İçlerinden metinde işlenmek istenen ana fikri bulacağız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;•    Bu ana fikri desteklemek üzere her paragrafa ait temel fikri (ana fikre ait yan fikirler) bulup kendi sözcüklerimizle kısa bir biçimde yazacağız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;Bugün "Aslan ile Tavşan" adlı kısa bir öyküyü özetleyeceğiz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;• Şimdi baştan sona kadar öyküyü bir okuyalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(204, 102, 0);"&gt;ASLAN İLE TAVŞAN&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Ormanda azılı bir aslan yaşamaktadır. Ormandaki tüm hayvanlar korku içindedir. Çünkü aslan, onları rahat bırakmamakta, her gün birini yakalayıp yemektedir. O gün sıranın kimde olduğu belli değildir. Hayvanlar, korku içinde yaşamaktan kurtulmak için bir çare ararlar. Düşünür, taşınır, aralarından bir heyet seçer aslana gönderirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  Ey ormanların padişahı, her gün içimizden birini yakalıyor, yiyorsun. Buna bir diyeceğimiz yok. Ama bu zahmet niye? Sen tahtına otur. Biz sana her gün birini yollarız. Sen de rahatça yersin. Böylece sen rahat, biz de huzur içinde günlerimizi geçiririz, derler.&lt;br /&gt;Bu öneri aslanın hoşuna gider, kabul eder. Ondan sonra da her sabah hayvanlardan biri gelip aslana yem olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günlerden bir gün sıra tavşana gelir. Hayvanlar: "Eh ne yapalım, kısmet se-ninmiş. Haydi vakit geçirmeden yola düş. Aslanı kızdırmaya gelmez." derler. Ancak, tavşan işi ağırdan alır. Seke seke aslanın yanına vardığı zaman, vakit bir hayli ilerlemiştir. Açlıktan ateş püsküren aslan: "Nerede kaldın? Gecikmene sebep ne?" diye kükrer. Tavşan yapmacık bir telâşla terlerini siler, boynunu büker:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Aman efendim, ben saygıda kusur etmedim. Sabah erkenden yola çıktım. Ama bir başka aslan yolumu kesti. Elinden kurtulup size gelinceye kadar neler çektim, bir bilseniz, der. Aslanın öfkesi iyice kabarır : "Kimmiş bu küstah! Bu ormanda ben egemenim, burada benim hükmüm geçer" diye söylenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tavşan bu gelişmeden hayli memnun olur. Öteki aslanı bir parça daha över. Bu sözler üzerine aslan dayanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  Düş önüme, çabuk göster bu alçağı, diye kükrer. Tavşan kızgın aslanı alır getirir bir kuyu başına,&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  İşte sultanım, yolumu kesen burada yatıyor, bakınız nasıl da kurulmuş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslan hırsla kuyuya bakar. Suda kendi görüntüsünü görür. Hırlamaya başlar. Kuyudan kendi hırıltısı daha güçlü çıkar. Tavşan bu durumda :&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-  Görüyor musunuz efendim? Size nasıl da meydan okuyor, der. Aslan büsbütün hiddetlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;-   Bir ülkede iki padişah olmaz, parçalamalıyım onu, diye söylenir ve sonra güm. Kendini kuyuya atar.&lt;br /&gt;Her şey bitmiştir artık.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmen sesli düşünerek; "şimdi öyküyü iyice anlayacak biçimde okuyalım. Bu arada da öyküdeki önemli bilgiler nelerdir? Önemsiz bilgiler nelerdir? Yani çıkardığımız zaman öykünün anlamını bozmayan, öyküyü süslemek için yazılmış bilgiler hangileridir? Düşünelim." Okuma bittikten sonra:&lt;br /&gt;Ne dersiniz çocuklar bu öykünün ana fikri ne olabilir, birlikte düşünelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Leyla: Tavşanın aslanı yenmesi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Tavşan aslanı neden yenmek istesin?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hakan: Hayvanları yiyerek korku ve huzursuzluk yarattığı için&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;- Eveet, peki bu güçlü hayvanı tavşan nasıl yendi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elif : Zekâsını kullanarak, oyuna getirdi.&lt;br /&gt;(Diğer öğrencilerden de gelecek pek çok cevap alınır ve ana fikre yönlendirilir.)&lt;br /&gt;Şimdi bütün bu konuştuklarımızı düşünerek öykümüzün ana fikrini ifade edelim.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•    Kaba gücümüze güvenip başkalarını korkutmamalıyız, başkaları zekâsıyla bizi yenebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•    Şimdi tekrar öykümüze dönelim; birinci paragrafa bir göz atalım; ana fikrimizi destekleyen temel fikir nedir, onu bulalım...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce bu paragraftaki önemsiz bilgiler hangileridir? Onları açıklayalım. Şimdi temel fikri ifade edelim. (Öğrencilerden çeşitli cevaplar alınır; yönlendirilir ve birinci paragraftaki temel fikir kısaca ifade edilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bir konunun, bir okuma parçasının anahtarlarını oluşturmada, diğer stratejilerin öğretiminde olduğu gibi, öğretmenin sesli düşünerek ana hatları oluşturması, böylece öğrenciye rehberlik etmesi gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;ÜÇGENLER&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.&lt;/span&gt;  Açılarına göre üçgenler&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;a)&lt;/span&gt; Dar açılı üçgenler&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;b)&lt;/span&gt;  Dik açılı üçgenler&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;c)&lt;/span&gt; Geniş açılı üçgenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2. &lt;/span&gt;  Kenarlarına göre üçgenler&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; font-weight: bold;"&gt;a) &lt;/span&gt; İkizkenar üçgenler&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;b)&lt;/span&gt;  Eşkenar üçgenler&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;c)&lt;/span&gt; Çeşit kenar üçgenler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;b. Şematize etme (haritalama): Şemalar, fikirler arasındaki ilişkilerin görsel temsilcileri olduğundan, belli bir konuda hangi fikirlerin en temel fikirler olduğu, diğerleriyle nasıl ilişkilendiğini açık olarak görmemize ve bilgiyi anlamlandırmamıza yardım eder.&lt;br /&gt;"Kavram şemaları (haritaları), yol haritaları gibidir. Ancak, kavram haritaları yerlerden ziyade, fikirler arasındaki ilişkileri gösterir.&lt;br /&gt;Öğrenciye bilgiyi şematize etmeyi öğretmek için; öncelikle onlara, konudaki anahtar fikri ve anahtar ilişkilerle ilgili diğer başlıkları tanımayı öğretmek gerekir. Dana sonra, temel fikir ve yan fikirler arasındaki ilişkiler, mantıksal bir yapı içinde organize edilir. Bilgi şemaları bazen hiyerarşik bir yapı içinde örgütlenir, bazen de nedensel ilişkileri gösterecek biçimde oluşturulurlar.&lt;br /&gt;Bilgi şeması oluşturmada genellikle aşağıdaki adımlar izlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;1.  Ana fikri, kavramı ya da diğerlerinin üstündeki en temel ilkeyi belirleyiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;2.  Ana fikri ya da kavramı destekleyecek ikincil fikirleri ve kavramları belirleyiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;3.  Şemanın merkezine ya da en tepesine ana fikri yerleştiriniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;4.  Ana fikir etrafındaki ikincil fikirleri, ana fikirle ve birbirleriyle ilişkilerini görsel olacak biçimde gruplaymız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bilgi şeması oluşturmak, birçok öğrenci için çok eğlencelidir. Aynı zamanda Dilgiyi anlamlı olarak öğrenmesini sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-3470312016441879644?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/3470312016441879644/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=3470312016441879644&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/3470312016441879644'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/3470312016441879644'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/rgtleme-stratejileri.html' title='ÖRGÜTLEME STRATEJİLERİ'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-6263102128037223076</id><published>2007-12-29T00:07:00.001+02:00</published><updated>2007-12-29T00:07:50.231+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>EKLEMLEME/ GENİŞLETME STRATEJİLERİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Öğrencinin kendisinde var olan bilgiye ekleme yapmasını ya da kendi bilgisini genişletmesini sağlayan stratejilerdir. Eski ve yeni bilgiler arasında ilişki kurmayı sağlayarak anlamlı öğrenmeye yardım eder. Özellikle benzetimler, yeni bilginin daha önceki bilgiyle yapay ilişkiler kurmamızı ve yeni bilgiyi anlamlandırmamızı sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Örneğin; kan dolaşımı, daha önce öğrenilmiş olan bir şehrin su şebekesine benzetilebilir. Kalp, su pompasına; atar ve toplar damarlar da şehrin temiz ve kirli su borularına benzetilebilir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-6263102128037223076?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/6263102128037223076/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=6263102128037223076&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/6263102128037223076'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/6263102128037223076'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/eklemleme-geniletme-stratejileri.html' title='EKLEMLEME/ GENİŞLETME STRATEJİLERİ'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-5543636144295378815</id><published>2007-12-29T00:02:00.000+02:00</published><updated>2007-12-29T00:07:12.878+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>ANLAMLANDIRMAYI (KOTLAMAYI) GÜÇLENDİRİCİ ÖĞRENME STRATEJİLERİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Öğretmen, konunun öğrenilmesini sağlamak için nasıl uygun öğretim stratejilerini seçerek öğrencilerin öğrenmelerine yardım ediyorsa; öğrencinin de kendi kendine öğretebilmesi için uygun öğrenme stratejisini seçmesi beklenir. Ancak ilköğretimin ilk beş yılında öğretmen öğrenciye uygun öğrenme stratejisini seçme ve kullanma konusunda gerek rehber olmalı; gerekse model olarak öğrenmesini sağlamalıdır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Örneğin; öğrenci, sözcükleri, basit ilişkileri, ilkeleri, olguları öğrenme ve hatırlamada bellek destekleyici öğrenme stratejilerini kullanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Daha karmaşık öğrenme hedeflerine (kavrama, uygulama, analiz, sentez, değerlendirme) ulaşmak için; benzetimler, not tutma, özetleme, ana hatları belirleme, bilgiyi şematize etme (bilgi haritası çıkarma), bilgiyi tablolaştırma gibi örgütleme stratejilerini etkili olarak kullanabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İlköğretimde uygulanabilecek &lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;BELLEK DESTEKLEYİCİ STRATEJİLERDEN&lt;/span&gt; bazıları aşağıda verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;a) Anahtar Sözcük Yöntemi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Özellikle yabancı dildeki sözcükleri öğrenmek için kullanılmakla birlikte çok :es: konu alanlarının kavram ve olgularının (kim, ne, nerede, ne zaman, ne yaptı icarına cevap veren bilgi) öğrenilmesinde de kullanılabilir. Örneğin; ülkelerle başkentlerinin, söylenişleri aynı anlamları farklı sözcüklerin öğrenilmesinde bu yöntem kullanılabilir.&lt;br /&gt;Bu yaklaşımı uygulamak için;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•    Birinci aşamada, öğreneceğiniz yabancı dildeki sözcüğün söylenişine uygun olarak kendi dilimizde bir sözcük seçmeniz gerekir. Bu anahtar sözcük mümkün olduğunca somut isimlerden seçilmelidir.&lt;br /&gt;Örneğin;&lt;br /&gt;İngilizce      : Tie ("Tay" olarak okunuyor; kravat anlamına geliyor.&lt;br /&gt;Türkçe        : Tay, atın yavrusu anlamına geliyor.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•    İkinci aşamada, yabancı dildeki sözcüğün anlamı ile kendi dilinizdeki anahtar sözcüğü bir cümle içinde imaj oluşturacak biçimde kullanmak gerekmektedir. Örneği devam ettirecek olursak;&lt;br /&gt;Çocuklar, tayın boynuna kravat bağlamışlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer örnekler:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İngilizce      : Top : üstünde, (okunuşu; top)&lt;br /&gt;Türkçe        : Top (anahtar sözcük)&lt;br /&gt;imaj oluşturan cümle&lt;br /&gt;Çocuğun topu duvarın üstüne kaçtı.&lt;br /&gt;İngilizce      : One : Bir, (okunuşu; van)&lt;br /&gt;Türkçe        : Van (anahtar sözcük)&lt;br /&gt;İmaj oluşturan cümle&lt;br /&gt;Van ilimizde bir göl vardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;b)  Baş Harflerle Düzenleme Stratejileri:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Bir ilke, olay, yer, tarih vb. bilgiler sözcüklerin baş harflerinin birleştirilmesiyle kısaltmalar oluşturularak hatırlanabilir.&lt;br /&gt;Örneğin; Osmanlı Devleti'nin Kuruluş Dönemindeki Savaşlar: Sırpsındığı Savaşı&lt;br /&gt;I.  Kosova Savaşı Niğbolu Savaşı Ankara Savaşı Varna Savaşı&lt;br /&gt;II.  Kosova Savaşı&lt;br /&gt;Görüldüğü gibi bu savaşların baş harfleri SINAV II olarak kısaltılarak hatırlanabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir diğer yaklaşım da hatırlanması gereken bilginin ya da sözcüğün baş harfleriyle cümleler oluşturmadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; Öğrenci Türkiye'deki en yüksek üç dağın adlarını sırasıyla öğrene-cekse dağ isimlerinin baş harfleriyle bir cümle oluşturarak hatırlayabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;1.Ağrı                         2. Erciyes                     3. Kaçkar&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Ayşe                           Erikleri                          Kaçırıyor&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Sert ünsüzleri öğrenmek için &lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;f, s, t, k, ç, ş, h, p&lt;/span&gt; Fıstıkçı  Şahap gibi&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 0, 0);"&gt;c) Kafiye ya da Ritm Oluşturma Stratejisi:&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; genellikle İsveç, İsviçre ile karıştırılır. Kuzey ülkelerini bir arada veren aşağıdaki kafiyeli ve ritmli cümleler kolayca öğrenmeyi sağlayabilir. İsveç, Norveç, Danimarka Türkiye'nin Başkenti Ankara&lt;br /&gt;Yukarıdaki gibi kafiye ve ritmle ilişkilendirilen pek çok bilgi kolayca hatırlanabilir. Öğretmenler, kafiye ve ritm oluşturmada da öğrencilere yardım ederek rehberlik etmelidir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-5543636144295378815?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/5543636144295378815/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=5543636144295378815&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5543636144295378815'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5543636144295378815'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/anlamlandirmayi-kotlamayi-glendirici.html' title='ANLAMLANDIRMAYI (KOTLAMAYI) GÜÇLENDİRİCİ ÖĞRENME STRATEJİLERİ'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-4301415970870805763</id><published>2007-12-28T23:56:00.000+02:00</published><updated>2007-12-29T00:01:54.371+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>ÖĞRENME STRATEJİLERİ VE ÖĞRETİMİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Geleneksel olarak okullarda, öğrencilerin çok çeşitli bilgiyi öğrenmeleri beklenir. Ancak çoğu zaman bu bilgileri nasıl öğrenebileceklerine ilişkin bilginin öğretimi ihmal edilmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Oysa iyi bir öğretim, öğrenciye nasıl öğreneceğine, nasıl hatırlayacağına, kendi kendini nasıl güdüleyeceğine ve kendi öğrenmesini etkili olarak nasıl kontrol edip yönlendireceğine rehberlik etmeyi kapsar. Diğer bir deyişle; etkili öğretim, öğrencilerin öğrenme stratejilerini öğrenmelerine rehberlik eder.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Öğrenme stratejileri, öğrencinin kendi kendine öğretebilmesi için kullandığı işlemlerdir. Bu nedenle öğrenme stratejisi öğretiminin temel amacı, öğrencilerin kendi öğrenmelerini kendilerinin sağlamasına yardım etmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Öğrencinin kendi kendine öğretebilmesi için aşağıdaki basamakları uygulamasına rehberlik ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.&lt;/span&gt;   Hedefi analiz edip tanımlama: Bu basamakta ne öğrenileceği ve bu öğrenmenin nerede, ne zaman gerçekleşeceği belirlenir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2. &lt;/span&gt; Stratejiyi plânlama: Birinci basamakta ne öğrenileceği, nerede, ne zaman öğrenileceği belirlendikten sonra; bu öğrenmeyi sağlayacak strateji ya da stratejilerden oluşan bir plân hazırlayacaktır. Örneğin; öğrenci "bu konuyu şöyle çalışırsam, şu yolları kullanırsam daha başarılı olurum" gibi düşünüp öğrenme plânını belirleyecek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3.&lt;/span&gt;  Stratejiyi uygulama: Bu basamakta öğrenci, öğrenme hedefine ulaşmak üzere belirlediği öğrenme stratejisi ya da stratejilerini uygulayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4.&lt;/span&gt;  Stratejilerin sonuçlarını izleme: Bu basamakta öğrenci seçtiği öğrenme stratejisinin kendisini amaca ulaştırmada ne derece yardım ettiğini belirleyecek. Örneğin; konuyu şematize ederek çalışmam anlamamı kolaylaştırdı mı?, Ezberlemem gereken sözcüklerin baş harfleriyle cümle kurma stratejisi hatırlamamı kolaylaştırdı mı? vb. sorularla seçtiği öğrenme stratejisinin etkili olup olmadığını ortaya koyacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5.&lt;/span&gt;  Stratejiyi uygun hâle getirme: Eğer 4. basamakta sorulan sorulara alınan cevaplar evet ise, strateji öğrenmeye yardım etmiştir. Bu durumda öğrenci, strateji değiştirmesine gerek olmadığına karar verir. Ancak strateji, öğrenme bakımından tatminkâr bir sonuç vermediyse durumu yeniden gözden geçirip hedefine daha uygun bir strateji plânlayacaktır.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-4301415970870805763?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/4301415970870805763/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=4301415970870805763&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/4301415970870805763'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/4301415970870805763'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/renme-stratejileri-ve-retimi.html' title='ÖĞRENME STRATEJİLERİ VE ÖĞRETİMİ'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-3896640998008765722</id><published>2007-12-28T23:51:00.000+02:00</published><updated>2007-12-28T23:56:48.471+02:00</updated><title type='text'>PSİKO-MOTOR BECERİ ÖĞRENME VE ÖĞRETİMİ</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Beceri öğrenmeyle ilgili iki farklı yaklaşım bulunmaktadır. Bunlardan biri; becerinin her parçası ayrı ayrı öğrenilip daha sonra birbirine zincirlenmesi ile beceri kazanılmaktadır. Örneğin; bir müzik aleti çalmada önce notalar ve diğer ifadeler ayrı ayrı öğrenilerek daha sonra üst üste eklenebilir. Ancak son yıllarda, beceri öğrenmede daha gözde yaklaşım, bilgiyi işleme kuramına dayalı olan bilişsel yaklaşımdır. Bu yaklaşıma göre; becerinin işlem ve alt işlemlerini kapsayan hiyerarşik bir örgütleme olan model oluşturulur. Bu modelde yer alan işlem ve işlem basamaklarının nasıl ka-zanalıcağına ilişkin stratejiler plânlanır. Bu planda uyarıcı-tepki birimlerinin zincirlendiği bir seri hareket değil, beceriyi çok çeşitli durumlarda kullanmak önemlidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Beceri öğrenmede hareketler, beceri programı çerçevesinde alıştırmalarla geliştirilmektedir. Öğrencinin öğrenme özelliklerine göre, beceri öğrenme sırasında gerektiğinde beceri programının kapsadığı model ve plânda değişiklikler yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Psiko-Motor Becerilerin Öğretiminde Dikkat Edilecek İlkeler&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;1.   Becerinin ve öğrencinin özelliklerini analiz ediniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;2.  Öğrenciye, becerinin modelini kazanmasında yardım ediniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;3.  Öğrencinin beceriyi göstermesi için plân yapmasına yardım ediniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;4.   Öğrenci için uygun alıştırmalar düzenleyiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;5.  Öğrencilere dönüt sağlayınız; yetersiz davranışları düzeltmeleri için gerekli düzenlemeleri yapınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 102, 51);"&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 102, 0);"&gt;6.  Öğrencinin bağımsız öğrenme alıştırmaları yapmasını, beceriyi değişik durumlarda kullanmasını (transferini) sağlayınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.  Becerinin ve öğrencinin özelliklerini analiz ediniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Becerinin kapsadığı alt beceriler analiz edilerek, nasıl öğrenecekleri belirlenmelidir. Gerek becerinin hiyerarşik yapısının analiz edilmesi, gerekse bu yapının nasıl öğrenileceğinin belirlenmesi; öğrencinin performans düzeyinin tanınması ve öğrencinin özelliklerine uygun öğretimin düzenlenmesi için gereklidir. Böylece öğrencinin beceriyi kazanabilmesi için gerekli olan özelliklerden; "hangilerine sahip, hangileri nasıl geliştirilebilir, öğretim nasıl düzenlenmeli ki öğrenci beceriyi kazana-bil-sin?" soruları kolayca cevaplanabilir.&lt;br /&gt;Aşağıda "blok flüt çalma" becerisinin alt basamakları analiz edilmiştir.&lt;br /&gt;BLOK FLÜT ÇALMA BECERİSİNİN ANALİZİ&lt;br /&gt;•    Blok flütü doğru tutma&lt;br /&gt;•    Doğru nefes alma ve doğru üfleme&lt;br /&gt;•    La-sol ve si notaları ile doğru tutuş ve doğru ses çıkarma&lt;br /&gt;•    Ses temizliğini sağlama&lt;br /&gt;•    Dil ve parmak uyumunu sağlama&lt;br /&gt;•    La-sol ve si seslerine fa-mi-re-do ve ince do seslerini ekleme (Analiz Doç. Dr. Gökay YILDIZ tarafından yapılmıştır.)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2. Öğrencinin becerinin modelini görmesini sağlayınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Öğretmen, beceriyi canlı ya da bir filmle göstererek öğrenciye model oluşturur; beceriye ilişkin genel bir görüş kazandırır.&lt;br /&gt;Örneğin; öğretmen öğrenciye blok flüt çalmayı öğretecekse önce kendisi blok flütü çalmalı, çocuğa model oluşturmalıdır.&lt;br /&gt;Özellikle video kasetler oldukça faydalıdır. Öğrenciler, modelin hareketlerini ve kendi hareketlerini gözleyerek, kendi kendilerine öğrenebilirler. Ancak beceriyi öğrenmeye henüz yeni başlayan öğrenciler için, öğretmenin açıklama ve rehberliği gereklidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğretmenler, öğrencilere yaratıcı ürünlerin nasıl oluşturulabileceğini de somut olarak göstermelidir. Burada öğrencilerin öğretmenin ortaya koyduğu ürünü değil, yaratıcı ürünü nasıl oluşturduğunu gözleyerek kazanması sağlanmalıdır. Yara-tıcı dans, yaratıcı yazma, resim, müzik vb. alanlarda yaratıcı ürünler ortaya koyabilirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3.&lt;/span&gt; &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Öğrencinin beceriyi göstermesi için, plân yapmasına yardım ediniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; blok flüt çalmayı öğrenmek isteyen bir öğrenci kendisi için bir d z~&lt;br /&gt;yaptığında beceriyi göstermedeki başarısı artacaktır. Örneğin;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•    Blok flüt çalma becerisini kazanmak için ne gibi alıştırmalar yapılacak?&lt;br /&gt;•    Alıştırmalar ne kadar süre ile ve ne zaman yapılacak? vb. sorulan sorup öğrenci, yanıtlarını verdiği zaman kendisine bu beceriyi kazanmak için bir plân yapmış olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4. Öğrenci için uygun alıştırmalar düzenleyiniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Öğrenciler için uygun alıştırmalar düzenlemek, tüm becerilerdeki yetkinliği artırmada gereklidir. Düzenlenecek alıştırmaların şu dört koşulu karşılaması gerekir:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;a)&lt;/span&gt; Alıştırma öncelikle tüm beceri ile ilgili olmalıdır. Örneğin; masa tenisi oynama becerisini kazanmak için önce, vücudu uygun pozisyona getirme, raketi uygun şekilde tutma, sonra topa vurma alıştırmaları değil, önce tüm becerileri kapsayan alıştırmalar yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;b)&lt;/span&gt;  Beceri bütünüyle kazanıldıktan sonra, tüm becerinin gösterilmesinde yetkinliğe ulaşmak için gerekli alt becerilere doğru yönelmeli kritik alt becerilere dönük alıştırmalar yapılmalıdır.&lt;br /&gt;Örneğin; blok flüt çalma becerisini kazanmak için; önce tüm becerileri kapsayan basit bir şarkıyı çalma becerisi kazanıldıktan sonra, blok flüt çalmada yetkinleşmek için, kritik alt beceriler olan "blok flütü doğru tutma", "doğru nefes alma ve üfleme" ve diğer becerileri kazanmak üzere alıştırmalar yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;c)&lt;/span&gt;  Beceri olabildiğince gerçek koşullarda gösterilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;d) &lt;/span&gt;Dördüncü olarak da alıştırmalar uzun süreli az sayıda değil, kısa süreli çok sayıda derse dağıtılmalıdır. Alıştırma süresi, bireyde yorgunluk ve bıkkınlık meydana getirerek öğrenmeyi engellememelidir. Ancak, bireyin gerekli beceriyi göstermesini sağlayacak bir zamanı da kapsaması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 204, 0);"&gt;Örneğin;&lt;/span&gt; blok flütü çalma becerisini kazanmak için sürekli olarak bir kez dört saat çalışmak yerine birer saat çalışmak daha yararlı olabilir.&lt;br /&gt;Ayrıca, alıştırmalar bireyin alıştırmadan doğan yorgunluğunun geçmesini sağlayacak kadar uzun ve aynı zamanda beceriyi unutmasına neden olmayacak kadar kısa aralıklarla yapılmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5.  Öğrenciye dönüt veriniz ve yetersiz davranışları düzeltmesi için gerekli düzenlemeleri yapınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Öğrenciye gösterdiği becerinin doğruluğu yanlışlığı ya da eksikliği hakkında bilgi verilmeli ki; öğrenci, doğru davranışlarını sürdürsün, eksik ve yanlışlarını ise, nasıl düzeltmesi gerektiğini öğrenerek beceriyi geliştirebilsin.&lt;br /&gt;Özellikle psiko-motor becerilerin kazanılmasında anında dönüt verilmesi gerekir. Aksi hâlde geri dönülmesi güç olan zararlar meydana gelebilir. Örneğin; alnını mindere koyarak takla atmaya çalışan öğrenci boynunu kırabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6.  Öğrencinin bağımsız öğrenme alıştırmaları yapmasını ve beceriyi transfer etmesini sağlayınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Okullarda beceri, okul dışında birçok farklı etkinlikte kullanılabilmesi için öğretilmektedir.&lt;br /&gt;Bu nedenle, becerinin en üst düzeyde geliştirilebilmesi için öğrencinin farklı Koşullarda bağımsız olarak alıştırma yapması gerekmektedir. Öğretmen, grupla öğretim yaptıktan sonra öğrencilere, bağımsız olarak farklı koşullarda alıştırma yapmaları ve kendi kendilerini değerlendirmeleri için zaman vermelidir. Ayrıca, tüm öğrencilerin birbirlerinin gösterdiği beceriyi değerlendirmeleri de sağlanmalıdır. Böylece öğrencilerin beceriyi farklı koşullarda bağımsız olarak gösterme özellikleri gelişeceği gibi kendilerini ve başkalarını izleme ve değerlendirme becerileri de gelişecektir.&lt;br /&gt;Örneğin; çocuğun blok flüt çalma becerisini değişik durumlarda göstermesi için farklı şarkıları çalma, değişik enstrümanlarla birlikte çalma vb. bağımsız alıştırmalar düzenlenebilir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-3896640998008765722?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/3896640998008765722/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=3896640998008765722&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/3896640998008765722'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/3896640998008765722'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/psiko-motor-beceri-renme-ve-retimi.html' title='PSİKO-MOTOR BECERİ ÖĞRENME VE ÖĞRETİMİ'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-2595726398734053774</id><published>2007-12-28T23:46:00.000+02:00</published><updated>2007-12-28T23:50:59.272+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Yaratıcı Problem Çözme</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yaratıcı problem çözme, daha genel bir problem çözme türüdür. Sınıfta ve günlük yaşamda karşılaştığımız pek çok problem tek boyutlu değil, çok boyutludur ve yaratıcı düşünmeyi gerektirir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Yaratıcılık, değişik durumlarda esnek, akıcı, özgün, alışılmıştan farklı bir şekilde düşünmeyi kapsar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Özgünlük, benzersiz cevaplar üretme olarak tanımlanmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Esneklik, değişen koşullara uyum sağlama yeteneğidir. Öğretmenler düzenleyecekleri farklı ortamlarla öğrencilerin esnek düşünmelerini destekleyecek alıştırmalar yapmalarına yardım edebilirler.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Akıcılık, fikirlerin hızlı bir şekilde sıralanmasıdır. Örneğin; çocuklara beyaz ve yenilebilir şeyleri sıralayın diye sorulduğunda; süt, ekmek, un, patates ezmesi, şeker, tuz diye sıralayan çocuğun akıcılık puanı, bunlardan sadece süt, un, şeker gibi daha az yiyecek adı verenden daha yüksektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Öğrencilerin yaratıcılığını, yani özgün, akıcı, esnek düşünmesini daha önce                '&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;sabitleşmiş ön öğrenmeler engelleyebilir. Ayrıca, duygusal faktörler de yaratıcı                r&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;problem çözmeyi engelleyebilir. Çocuktaki "hata yapma" korkusu, onu yaratıcı prob-                '&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;lem çözmekten alıkoyan Çocuk hata yapmaktan korkmadığı zaman yaratıcı problem çözme durumları daha eğlenceli ve güdüleyicidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yaratıcı Problem Çözme Öğretiminde Kullanılacak Stratejide Aşağıdaki Altı Öğenin Bulunması Gerekir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.&lt;/span&gt;  Kuluçka (tasarlama) için zaman veriniz&lt;br /&gt;Yaratıcı problem çözmede önemli olan nokta çözüme ulaşmak için acele etmekten kaçınmaktır. Bu durumda da tek boyutlu problem çözmede olduğu gibi t                problemin tam olarak anlaşılması önem taşımaktadır.&lt;br /&gt;[Örneğin; "Gökçe elmalı poğaçayı fırında 45 dakikada pişirmektedir. Bu durumda "Üç elmalı poğaçanın pişirilmesi ne kadar zaman alır?"&lt;br /&gt;Öğrencilerin çoğu acele ederek üç ile 45'i çarpmışlardır. Oysa biraz daha düşünerek problemi anlasalardı, üç elmalı poğaça aynı anda fırında pişeceğinden dolayı bir poğaça ile üç poğaçanın pişirme süresinin eşit olacağını göreceklerdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.&lt;/span&gt; Yargıyı erteleyiniz.&lt;br /&gt;Yaratıcı problem çözmede, öğrenciler bir çözüm yolunu denemeden önce tüm olasılıkları düşünmeleri için yargıyı ertelemeye teşvik edilmelidir. Birçok çözüm yolunu görmeyi sağlayan yöntemlerden biri beyin fırtınasıdır. Ne kadar saçma olursa olsun tüm kişilerden fikirler alınır ve biri muhtemel çözüm olarak değerlendirilir. Örneğin; "Sınıf temsilcisini en adil biçimde nasıl seçelim?" Beyin fırtınası yoluyla tüm öğrencilerin düşündüğü olası çözümler alınır. Onlardan en uygun olanına karar verilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3.&lt;/span&gt;  Uygun bir hava yaratınız.&lt;br /&gt;Yaratıcı problem çözme becerisi; rahat, neşeli, eğlenceli bir ortamda gelişir. Öğrencinin olağan dışı, hayal ürünü fikirlerine karşı öğretmenler saygı göstermeli, onları bu fikirlerini ifade etmeye teşvik etmeli; çocuk, hata yapma korkusu yaşamamalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4. &lt;/span&gt; Problemi analiz ediniz ve özelliklerini listeleyiniz. Problemin temel özelliklerini, öğelerini analiz etmek gerekir.&lt;br /&gt;Örneğin; "Bir kişi apartmanının üçüncü katından aşağıdaki manava, ipe bağlanmış hafif bir torba sarkıtarak içinin doldurulmasını istemiştir. Ancak, torba, havada uçuştuğundan ip ile sarkıtması çok zor olmaktadır."&lt;br /&gt;Bu durumda torbanın savrulmaması için ne yapardınız? diye sorulduğunda öğrenciler çeşitli cevaplar vermişlerdir. Bu cevaplardan bazıları şunlardır: &lt;br /&gt;                  &lt;br /&gt;•   "Torbayı atmaz, aşağıya iner kendim alırdım."&lt;br /&gt;•   "Daha ağır bez bir torba seçerdim."&lt;br /&gt;•   "Torbanın içine taş koyardım."&lt;br /&gt;•   "Torbaya ağırlık yapsın diye torbanın ağzını çamaşır mandalı ile tutturarak&lt;br /&gt;sarkıtırdım."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yukarıdaki cevaplardan en yaratıcı, en kolay ve en tehlikesizi kuşkusuz sonuncusudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Naylon torbanın sarkıtılamayacak kadar hafif olduğu, problemin temel nedeni olarak belirlendiğinde çözüme daha kolay ve daha yaratıcı olarak ulaşılabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5. &lt;/span&gt; Öğrencilerin yaratıcı bilişsel yeterlikleri öğrenmelerine rehberlik ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrencilere yaratıcı problem çözme için belirli stratejiler öğretilebilir.&lt;br /&gt;Öğrencileri;&lt;br /&gt;•    Problemi zihinde açık bir şekilde anlamaya,&lt;br /&gt;•    Olağan dışı fikirler düşünmeye,&lt;br /&gt;•    Birçok fikir üretmeye,&lt;br /&gt;•    Olasılıkları şematize etmeye, teşvik ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6.&lt;/span&gt; Öğrencilerin yaratıcı problem çözmeleri için çok sayıda alıştırma yapmalarını ve bilgilendirici dönüt almalarını sağlayınız.&lt;br /&gt;Örneğin; çocuğuyla birlikte bir baba, arsayı satın almak üzere bakmaya gitmiştir. Alıcı satıcıya:&lt;br /&gt;"Acaba arsa kaç metre karedir?" diye sorar. Satıcı da yaklaşık olarak 500 mama tam olarak kaç molduğunu bilmediğini söyler. Çocuğun babası ile satıcı "Tam olarak nasıl ölçelim? Yanımızda da ölçmek için hiçbir şeyimiz yok, adımlayalım bari." diye konuşurken, çocuk, acaba nasıl bir çözüm bulmuş dersiniz?&lt;br /&gt;Çocuk, yanlarında duran otomobili göstererek "Baba, otomobilin kilometresini sıfırlayalım. Boyunu ve enini otomobille dolaşarak ölçelim. Sonra da enini ve boyunu çarpıp alanını bulalım" der.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-2595726398734053774?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/2595726398734053774/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=2595726398734053774&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2595726398734053774'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2595726398734053774'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/yaratc-problem-zme.html' title='Yaratıcı Problem Çözme'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-6217753244732824315</id><published>2007-12-28T23:19:00.000+02:00</published><updated>2007-12-28T23:40:19.737+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Kavram Öğrenme ve Öğretimi</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:85%;"  &gt;Belirli kavramlar çocuklara ne zaman, hangi düzeyde öğretilmelidir? Yaşamın ilk yıllarında, çocukların kavramları öğrenebilmeleri, sinir sisteminin olgunlaşmasına bağlıdır.&lt;br /&gt;Kavram öğrenme dört düzeyde gerçekleşmektedir. Bunlar; somut düzey, tanıma düzeyi, sınıflama düzeyi ve soyut düzeydir. Kavram öğrenme dört düzeyde gerçekleştiği gibi, öğrencinin gelişim düzeyi ve ön öğrenmeleri dikkate alınarak kavram öğretimi de doğal olarak bu dört düzeyde gerçekleşmektedir.&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(102, 0, 0);font-family:verdana;" &gt;A. SOMUT DÜZEY VE TANIMA DÜZEYİNDE KAVRAM ÖĞRETİMİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Çocuklar somut ve tanıma düzeyindeki birçok kavramı aileden, komşudan kısacası informal eğitim yoluyla öğrenir. Ancak bazı kavramların somut ve tanıma düzeyinde öğrenilmesi ilköğretim, orta öğretim hatta yüksek öğretim düzeyinde sürer. Örneğin; delta, mikroskop vb. kavramlar okul yıllarında somut ve tanıma düzeyinde öğrenilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Hangi yaşta olursa olsun öğrencinin kavramı somut ve tanıma düzeyinde öğrenmesini sağlamak için aşağıdaki öğretim ilkelerini uygulamak gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1. &lt;/span&gt;  Kavramın gerçek maddesi (kendisi), resmi ya da diğer temsilcileri sınıfa getirilmelidir. Örneğin; sınıfta bir çiçeğin çeşitli bölümleri incelenecekse sınıfa, çeşitli bölümlerinin görülebileceği çiçekler getirilir. Çiçeklerin her bir bölümü somut olarak görülür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2. &lt;/span&gt; Öğrencilere maddenin adı verilmeli, madde ile adı arasındaki ilişki kurmaları sağlanmalıdır. Çocuklar okula gelmeden önce bazı kavramların adı, sözcük dağarcıklarında bulunmayabilir. Ancak, gerek okul öncesi eğitim gerekse okul sırasında kavramların adları çocuklara verilmelidir. Çocuk kavramın adı ile kendisini ilişkilendirmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3.&lt;/span&gt;   Maddenin doğru tanınmasından ve adlandırılmasından hemen sonra bilgilendirici dönüt verilmelidir. Örneğin; Çocuk, taç yaprağını bulup gösterdikten sonra "Aferin taç yaprağı doğru gösterdin." diyerek doğru davranışı pekiştirmeli; yanlış gösterdi ise neden yanlış yaptığı açıklanıp, taç yaprağın ne olduğu çiçek üstünde tekrar öğrenci ile birlikte bulunarak gösterilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4.&lt;/span&gt;  Öğrencinin maddeyi tanıyıp tanımadığını belirlemek üzere madde daha sonra tekrar gösterilmeli ve adıyla ilişkilendirilmesi sağlanmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5.&lt;/span&gt;  Gerekirse 1. ve 4. maddeler tekrar edilmelidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; color: rgb(102, 0, 0);"&gt;B. SINIFLAMANIN BAŞLANGIÇ DÜZEYİNDE KAVRAM ÖĞRETİMİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İlköğretime gelmeden önce çocuklar çevrelerinde somut örneği olan birçok kavramı sınıflama düzeyinde öğrenmiştir. Örneğin; meyve kavramının kapsamında yer alan elma, armut, portakal vb. ayırt edip sınıflayabilirler. Ancak "ağırlık ölçüleri", "isim" gibi kavramları ilköğretim yıllarında öğrenirler. Hatta bazı soyut kavramları lise hatta üniversite yıllarında kazanırlar. Örneğin; eğitim, öğrenme, öğretme stratejileri vb. kavramları üniversitede öğrenirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sınıflamanın başlangıç düzeyinde kavram öğretmede kullanılan ilkeler aşağıda sırayla verilmiştir. Bu ilkeler kullanılarak öğrencilerin bazı kolay örnekleri sınıflandırmalarına rehberlik edilebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1&lt;/span&gt;. Öğrencilere kavramın en az iki farklı örneği ile çok kesin bir ya da iki örnek olmayanını veriniz.&lt;br /&gt;Örneğin; üçgenleri öğretirken çeşitli üçgenleri örneklendirmek üzere üçgen biçimindeki kartonları, örnek olmayan durumlar için de dikdörtgeni, kareyi, beşgeni kartonlarla gösterebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örnek olanlar, öğrencinin kavramın belirgin özelliklerini tanımasına yardım etmelidir. Örnek olmayanlar da örneğin bazı özelliklerini taşımakla birlikte, bazı temel özellikler bakımından farklı olmalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2.&lt;/span&gt; Öğrencilerin örneklerle kavramın adını ilişkilendirmelerine yardım ediniz.&lt;br /&gt;Bu süreç kavramın somut ve tanıma düzeyinde öğretimi için gerekli olmakla birlikte, kavramla ilgili ön öğrenmelerin hatırlanmasını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; öğretmen, üçgen çeşitlerine uygun ve uygun olmayan nesneleri (üçgen biçiminde fotoğraf ve resim çerçevesi, sehpa, masa, gönye vb.) öğrencilere göstererek, üçgen biçiminde olan nesneleri öğrencilerden alır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3.&lt;/span&gt; Öğrencilerin, kavram özelliklerini özellikle de aynı düzlemde bulunan kavramlar varsa, kavramı diğerlerinden ayıran bir ya da iki kritik özelliğini ifadelendirmelerine yardım ediniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin; öğrencilere üçgenleri göstererek tümünün de üç kenarlı olduğu, üç köşeli olduğu, iç açılarını ölçerek tümünün iç açılarının toplamının (düzlemde) 1805 olduğu buldurulabilir. Öğrenciler bulamadıkları takdirde, öğretmen kavramın özelliklerini öğrencilere göstererek açıklayabilir. Sonra tekrar öğrencilerden örnekler isteyebilir. Öğrenciler, üç kenarlı, üç köşeli kapalı düzlem şekiller çizip kesebilirler.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4.&lt;/span&gt;  Öğrencilerin kavramı tanımalarına yardım ediniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Sınıflamanın başlangıç aşamasında, öğrencilerin kavramın tanımını yapması çok gerekli değildir. Ancak öğrenciler, tanımda geçen sözcükleri anlayarak kullanmalıdır. Bu nedenle kavramın tanımını öğrencilerin kendilerinin yapmalarına yardım ediniz. Örneğin; üçgen kavramında geçen "kenar", "köşe", "iç açı" gibi kavramları somut olarak kendileri görerek, duyarak, ölçerek ne anlama geldiğini öğrenmelidirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5. &lt;/span&gt;  Öğrencilere kavramın yeni örneklerini ve örnek olmayanlarını vererek onların kavramı farklı durumlarda tanımaları ve sınıflamalarını sağlayınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6.&lt;/span&gt;   Öğrencilere bilgilendirici dönüt veriniz.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Öğrencinin, örneği doğru betimleyip betimlemediğini bilmesi, doğru betimlemedi ise neden (nerede) hata yaptığını öğrenmesi, kavramı doğru öğrenmesini sağlayacaktır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Örneğin; çocuk üçgen yerine başka bir şekli tanımlıyorsa, bilgilendirici dönüt verilmediği takdirde yanlış öğrenmeyle devam edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;C. GELİŞMİŞ VE SOYUT DÜZEYDE KAVRAM ÖĞRETİMİ&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Etkili bir öğretimle, çocukların 10-12 yaşlarda soyut düzeyde kavram öğrenebildikleri gözlenmiştir. Ancak bu yaşlarda her koşulda soyut düzeyde kavram öğrenmeye hazır olmadıkları da ortaya çıkmıştır.&lt;br /&gt;Kavramı plânlı bir şekilde öğretme, üst düzeyde kavram öğrenmeyi sağlamaktadır. Öğretimin etkililiği iki temel faktöre bağlıdır:&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;a.&lt;/span&gt;  Ön koşul öğrenmeler tam olmalıdır. Kavramın soyut düzeyde öğretilmesini sağlamak için, kavramın sınıflanmasının başlangıç düzeyinde öğrenilmiş olması gerekir.&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 102, 0);"&gt;b. &lt;/span&gt; Kavram öğretiminde pek çok durumda test edilmiş ilkeleri kullanmak gerekir. Bu ilkelerin basamak basamak nasıl uygulanacağı aşağıda verilmiştir.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1.&lt;/span&gt;   Öğrencileri kavram öğrenmeye hazırlayınız.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2&lt;/span&gt;.   Kavramın örneklerini ve kavrama örnek olmayanları veriniz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3.  &lt;/span&gt;Öğrencilerin, örnekleri ve örnek olmayanları belirleyebilmeleri için öğrenme stratejisi kazanmalarına yardım ediniz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4.  &lt;/span&gt;Öğrencilerin kavramların adlarını ve özelliklerini kazanmalarına yardım ediniz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5.  &lt;/span&gt;Öğrencilerin kavramları tam anlamalarına yardım ediniz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6.  &lt;/span&gt;Öğrencilerin kavramları kullanmalarını sağlayınız.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;7.&lt;/span&gt;  Öğrencilere dönüt veriniz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;Bu basamakların nasıl uygulanacağı aşağıda açıklanmıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1. &lt;/span&gt;Öğrencileri kavram öğrenmeye hazırlayınız.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;Öğrencileri kavram öğrenmeye hazırlamak için öncelikle bu kavramı niçin öğrenmeleri gerektiği ve nerelerde kullanacakları açıklanarak, dikkatleri ve ilgileri kavram üstüne yoğunlaştırılır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 51);"&gt;Öğrencinin öğreneceği kavramlarla ilgili hiyerarşi ve kavramlar arası ilişkiler, yani kavram şeması (haritası) verilerek öğrencinin anlamlı öğrenmesi sağlanır. Öğrenmenin oluşumunda açıklandığı gibi; kavram şeması (haritası), bilgiyi anlamlı bir biçimde örgütleyerek öğrenmeye yardım eden bir öğrenme stratejisidir.&lt;br /&gt;Kavram şeması (haritası) bir kavram hiyerarşisinde, öğrencinin kavramların yerlerini ve birbirleriyle ilişkilerini görmesine yardım ederek bilgiyi uzun süreli belleğe göndermede anlamlı kotlama yapmasını ve bilgiyi geri getirmesini (hatırlamasını) kolaylaştırır. Öğrenciye temel bir çerçeve sağlayarak ayrıntıyı nereye yerleştireceğine yol gösterir. Ayrıca, öğreneceği yeni kavramın daha önce öğrenmiş olduğu kavramlar arasındaki yerini görmesine, sınırlarını çizmesine rehberlik eder.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2. &lt;/span&gt;Öğrencilere kavram örneklerini ve örnek olmayanları sununuz.&lt;br /&gt;Kavram hiyerarşisinde herhangi bir kavram öğretirken, bir kavram örneği (kendisi) d.ğer kavramların örnek olmayanıdır. Örneğin; eğer ikiz kenar üçgeni öğretiyorsanız, eşkenar üçgen ve çeşit kenar üçgenler örnek olmayanlardır&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kavram hiyerarşisinde iki ya da daha fazla kavram arasındaki ilişkileri öğrenmede aynı düzlemdeki kavramın öğrenilmesi, aşamalı iki kavramın öğrenilmesinden daha kolaydır.&lt;br /&gt;Yine aynı örneği devam ettirecek olursak ikizkenar üçgen, eşkenar üçgen, çeşitkenar üçgen "kenarlarına göre üçgenler" kavramının aynı düzlemdeki alt kavramlarıdır. Örnek olanları ve örnek olmayanları aynı düzlemdeki bu kavramlardan verdiğimiz takdirde öğrencilerin kavramlar arasındaki benzerlik ve farklılıkları anlamlandırmaları kolay olur.&lt;br /&gt;O halde "ikizkenar üçgen" kavramını öğrenmek için örnek olanlar; çeşitli büyüklükteki ikizkenar üçgen biçimleridir. (Bunlar çeşitli kartonlardan kesilip hazırlanabileceği gibi çevredeki eşyaların yüzeylerinden de örnekler gösterilebilir.) Örnek olmayanlar ise; eşkenar ve çeşit kenar üçgenlerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3. &lt;/span&gt;Öğrencilerin örnek ve örnek olmayanları tanımaları için strateji geliştirmelerine yardım ediniz.&lt;br /&gt;Öğrenci bu amaçla strateji geliştirdiğinde daha sonra dışsal destek ve dışsal dönüt ihtiyacı azalır.&lt;br /&gt;Öğrenciye kazandırılacak bir strateji şu olabilir: Kavramın belirgin özellikleri öğrenciye verilir ve bu özelliklerin örnek olan ve olmayanlarda bulunup bulunmadığına öğrenci bakabilir.&lt;br /&gt;Örneğin; ikizkenar üçgen öğretilirken verilen örnekte ve örnek olmayanda aşağıdaki özelliklerin bulunup bulunmadığı sorulabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;4.  Öğrencilerin kavramların adını ve özelliklerini kazanmalarını sağlayınız.&lt;br /&gt;Öğretmenler genellikle ünitenin başında bu amaçla anahtar sözcük listeleri verirler. Ancak verilen bu sözcük listeleri temel kavramın özelliklerini tanımlamaya yeterli olmalıdır. Örneğin; "ikizkenar üçgen" kavramının özelliklerini tanımlamada kullanılabilecek sözcük listeleri şunlar olabilir: "Kapalı düzlem", "ikizkenar", "açı", "eşit açı", "taban açısı", "üçgen" vb.&lt;br /&gt;İkizkenar üçgenin özellikleri yukarıdaki anahtar sözcüklerin kullanıldığı "Nesi var?" oyunu yolu ile de bulunabilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;5.  &lt;/span&gt;Öğrencilerin kavramları tam olarak anlamalarını sağlayınız.&lt;br /&gt;Sunuş yoluyla öğretimin uygulandığı durumda kavramı adlandıran sözcüklerin tanımı genellikle öğretmenler tarafından yazılı ya da sözlü olarak verilir. Daha sonra kavram örnekleri ve örnek olmayanları sunulur. Böylece öğrencinin kavramın özelliklerini bulup çıkarması ve tanımlaması için fazla zaman harcanmadığı gibi yanlış öğrenmeler de önlenmiş olur.&lt;br /&gt;Kavramı tanımlamada kullanılacak sözcükler çocuğun gelişim düzeyine uygun olmalıdır. 10-12 yaş civarında yaygın olarak kullanılan tanımların, teknik tanımlardan daha kolay ve etkili öğrenildiği gözlenmiştir. Teknik tanımlar ise 14 ve üstündeki yaşlarda etkili olarak kullanılabilmektedir.&lt;br /&gt;Örneğin; "ikizkenar üçgen" için yaygın olarak kullanılan tanım; iki kenarının uzunluğu eşit olan üçgendir. Teknik tanım ise; iki kenarının uzunluğu ve taban açıları eşit olan düzlemsel kapalı basit şekillerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenci tanımda geçen tüm terimlerin anlamlarını bilmeli ki kavramın tanımını anlayabilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;6.  &lt;/span&gt;Öğrencilerin kavramları kullanmalarını sağlayınız.&lt;br /&gt;Öğrenilen kavramı, öğrencinin çok çeşitli durumlarda kullanmasını sağlayarak öğrendiklerini transfer etme fırsatları yaratınız. Örneğin; "ikizkenar üçgen' kavramının kullanımını örneklendirecekleri ilkeler ve problem çözme alıştırmaları ver-niz.&lt;br /&gt;Örneğin; iki kenarı eşit üçgenin taban açıları da gerçekten eşit mi? Ölçüp kontrol edelim.&lt;br /&gt;•    İki ikizkenar üçgen nasıl bir dörtgen yapar?&lt;br /&gt;•    İkizkenar üçgenin iç açılarının toplamı 180° midir?&lt;br /&gt;7.  Öğrencilere dönüt veriniz.&lt;br /&gt;Öğrenciye öğrenme sonuçları hakkında bilgi vermek, onları her zaman belirsizlikten kurtarıp öğrenmelerini sürdürmelerini sağlayacaktır. Böylece doğru öğrendiklerinin farkına vararak ya da eksik ve yanlış öğrenmelerini tamamlayarak tam öğrenmelerine rehberlik edilecektir.&lt;br /&gt;Yukarıda kavram öğretiminde tüme varım (örnek-kural-örnek) ve sunuş yoluyla öğretim yaklaşımlarının bir kombinasyonu verilmiştir. Aşağıda ise kural-örnek kavram öğretimi ömeklendirilmiştir.&lt;br /&gt;Kural-örnek kavram öğretme stratejisi dört temel adımı kapsamaktadır:&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;1.   &lt;/span&gt;Kavramın üst ve aynı düzlemde yer alan kavramlarla ilişkilerini tanımlayınız (kavram şeması verme). Kavramın temel özelliklerini belirleyiniz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;2.   &lt;/span&gt;Kavramın tanımını açıklayınız ve özelliklerinin anlaşıldığından emin olunuz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic;"&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;3.&lt;/span&gt;  &lt;/span&gt;Temel özellikleri somutlaştıran kavram örneklerini ve örnek olmayanları veriniz.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 102, 0);"&gt;4&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;.  &lt;/span&gt;Son olarak kavram örneklerini ve örnek olmayanlarını karışık olarak sununuz. Öğrencilerden doğru örnekleri ve örnek olmayanları gruplandırmalarını ve gruplandırmalarına temel teşkil eden özellikleri açıklamalarını isteyiniz.&lt;br /&gt;Aşağıda verilen ders örneğinde bu basamakları belirlemeye çalışınız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ders             : Türkçe&lt;br /&gt;Sınıf             : İlköğretim IV. sınıf&lt;br /&gt;Konu            : Soru cümleleri&lt;br /&gt;Hedef           : Soru cümlelerini kavrayabilme&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hedef davranışlar  :&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;1.&lt;/span&gt;   Soru cümlesini kendi ifadesiyle tanımlama&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 102, 255);"&gt;2.   &lt;/span&gt;Soru cümlesinin özelliklerini örnek vererek açıklama&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(51, 51, 255);"&gt;3. &lt;/span&gt;  Soru cümlesi ve diğer cümlelerin özellikleri arasındaki benzerlik ve farklılıkları açıklama&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•    Öğretmen, teypten soru cümlelerini kapsayan bir küçük olayı öğrencilere dinletir.&lt;br /&gt;•    Teypten dinlediğimiz olayı "kim özetleyecek?" diye sorar. "İşte size bir soru cümlesi!"&lt;br /&gt;Dinlenen olayda geçen "soru cümlelerine" öğrencilerin dikkatini çeker. Örneğin;&lt;br /&gt;"Ayşe nereye gitmişti?",&lt;br /&gt;"Ayşe İzmir'e niçin gitti?",&lt;br /&gt;"Orada ne yaptı?" gibi olayda geçen cümleleri yazarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha önce cümle türlerinden olumlu ve olumsuz cümleleri görmüştük. Bugün de soru sözcükleriyle kurulan cümlelerin ne olduğunu, ne amaçla kullandığımızı ve özelliklerini öğreneceğiz. Soru cümlelerini öğrendikten sonra, sorularımızı daha doğru olarak sorup yazacağız. Biz dilimizi doğru konuşup doğru yazmalıyız ki başkalarıyla kolayca anlaşabilelim. Başkaları da bizim ne istediğimizi, ne söylediğimizi kolayca anlayabilsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•    Şimdi daha önce yazdığımız cümlelere bir bakalım, "Soru cümlesi ne işimize yarıyor?"&lt;br /&gt;"Bilinmeyen şey/leri, kişi/leri, zamanı vb. öğrenmek için kullanılan cümlelere soru cümlesi denir."&lt;br /&gt;O hâlde soru cümlesini bilinmeyen bir şeyi öğrenmek, için kuruyoruz. Şimd. şu cümlelere dikkat edelim; neleri öğrenmeye çalışıyoruz?&lt;br /&gt;•    Ayşe nereye gitmişti?("Yer" cevabı alınmaya çalışılır.)&lt;br /&gt;•    Ayşe İzmir'e ne zaman gitti?("Zaman" cevabı alınmaya çalışılır.)&lt;br /&gt;•    Gelecek hafta İstanbul'a kim gidecek? ("Kişi" cevabı alınmaya çalışılır.)&lt;br /&gt;•    "O hâlde değişik bilgileri öğrenmek için değişik soru sözcükleri kullanıyoruz."&lt;br /&gt;"Ayrıca soru cümlelerinin sonuna da soru işareti koyuyoruz."&lt;br /&gt;Şimdi şu cümlelere bakınız ve hangilerinin soru cümlesi olduğunu siz söyleyiniz.&lt;br /&gt;•    Ahmet bugün nereye gitti?&lt;br /&gt;•    Yarın, sanırım yağmur yağacak.&lt;br /&gt;•    Ebru ne zaman okula başlayacak?&lt;br /&gt;•    Kitaplarını yerine yerleştir.&lt;br /&gt;Gökçe: "Sanırım bir ve üçüncü" cümle; birinci cümlede Ahmet'in bugün gittiği yer öğrenilmek isteniyor; ayrıca cümlenin sonunda da soru işareti var.&lt;br /&gt;Onur: "Gökçe'ye katılıyorum. Üçüncü cümlede de Ebru'nun okula başlama zamanı öğrenilmek isteniyor ve bu cümlenin sonunda da soru işareti var."&lt;br /&gt;Öğretmen: "Evet çocuklar cevaplarınız çok doğru. Güzel. Şimdi sizlerle, sorular soracağınız bazı oyunlar oynayalım.&lt;br /&gt;•    Öğretmen bir grup çocuğa değişik öykü kitapları verir. "Şimdi arkadaşlarımızın okuduğu öykülerin adını öğrenelim. Haydi bakalım nasıl soracağız?" der ve öğrencilerin arkadaşlarına soru sormasını sağlar.&lt;br /&gt;•    Birkaç öğrencinin oturduğu yeri değiştirir ve arkadaşlarının oturduğu yeri öğrenmeleri için soru sormalarını ister.&lt;br /&gt;•    "Nesi var" oyununu "kim", "nerede", ne yaptı", "ne zaman", "nedir", vb. soru sözcüklerini kullanarak tanıdıkları bir devlet büyüğünü, bir yazarı ya da kendi arkadaşlarından birini betimleyerek oynamalarını sağlar.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-6217753244732824315?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/6217753244732824315/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=6217753244732824315&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/6217753244732824315'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/6217753244732824315'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/kavram-renme-ve-retimi.html' title='Kavram Öğrenme ve Öğretimi'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-2597572762342869013</id><published>2007-12-28T19:20:00.000+02:00</published><updated>2008-01-01T19:32:17.290+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Yazarlar'/><title type='text'>Afrikalı Jacques</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu Cezayirli Fransız tüm yaşamı boyunca Fransa ile Mağrip ülkeleri arasındaki tut-kusal ilişki üstüne düşündü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Berque'in hayranlık uyandıran özelliği kusurlarını öne çıkarıp erdemlerini ikinci plana atmasıdır. Kusurları şöyle sıralanabilir: muhteşem bir Gaskonyalı özellikleri, her zaman haklı olduğundan kuşku duymaması, Clemenceau'ya özgü kinizmi, Sovyet mareşalinin madalya almayı bekler havasını andıran göğsü.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Erdemleri onu zorla ele geçiriyordu: ışık saçan bir bilim, deniz yıldızı gibi bir kültür, giderek çoğalan düşünsel bir imgelem gücü. Tartışmalara ne onun düşüncelerini benimseyerek ne de ona karşı çıkarak katıldım.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;İlk kez 1947'de Fas'ta karşılaştım bu büyük Cezayirli ile. Jacques Berque Ferhat Ab-bas'ın arkadaşı ve geçici bir süre için konformizme karşı olan üst düzey bir memurun oğluydu. O, Protektora reformunu hazırlamakla görevlendirilmişti. Bu geniş kapsamlı bir çalışmaydı. Kendisinin tasarısıysa daha da kapsamlıydı: gerçek bir devrim. Mekanikleşme ve Berberi geleneklerinden esinlenen kolektifleşmeden oluşan bir tasarı söz konusuydu. Kolkhozes! rakiplerini kükretiyordu. Proje bozuldu, Berque'in tasarısı gerçekleşmedi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Jacques Berque Mısır'da hem köydeki dayanışma düzeneklerini hem de emperyalizmi incelerken beni fazlasıyla büyüleyen Nasserciliğin aşırılıklarına ve zayıflıklarına karşı uyardı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arap özgürlüğünün olumlu değerlerine etken bir destek olmaksızın ulaşamayan bir aydın düşünce bu. (Cezayir savaşı sırasında açıkça kanıtlandı bu)&lt;br /&gt;Kanımca tüm kitapları arasında en çok "İki savaş arasındaki Mağrip"i beğeniyordu. Bu kitapta, yazar, Fransız-Magreb ilişkilerinin içyüzünü ortaya çıkardı. Yazarın çözüm yollarının altında yeterince bastırılmamış bir sevecenlik yatmaktaydı.&lt;br /&gt;Bu büyük bilgini biz de sevecenlikle anıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Lirik Ozana Elveda&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;En büyük Fransız Arap dili uzmanlarından Jacques Berque araştırmalarının sonunda evrenselin şiirini, gelecekteki insanın görüşünü oluşturup tüm Avrupaya bir mesaj verdi. Bir başka deyişle, yüzyılına damga vurdu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Hiçbir zaman ölümü düşünmem". Bu tümceyi M. Serres ve benimle birlikte P. Nora'nm evindeki bir akşam yemeğinde Jacques Berque söyledi. Yazar ağırbaşlı bir gülümsemeyle başını geriye doğru uzatarak, hem koruyucu hem de meydan okuyucu bakışıyla karşısmdakilerde uyandırdığı tepkiyi gözlemliyor. Pierre konuğunu uzak bir gezegene gider gibi seyrediyor. 1974'teyiz. Michel Serres bilimin büyülediği alçakgönüllü denizci çekiciliğine dalarak çekingenlikle yansızlığa sığmıyor. Bana gelince, beni şaşırtacak bir şey yok. Ben zaten Jacques Berque'i Tunus'un yeni bağımsızlığının Cezayir isyanıyla tehlikeye düştüğü 1955 yılından beri tanıyorum. Onun yaşam, nefis, kendini tatmin etme gibi olgulara yatkın olduğunu biliyorum. O zaten cesur bir paşa, nazik bir halife, coşkun bir şeyh. Jacques Berque her an bir zafer kazanmış izlenimini uyandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O aynı zamanda ince bir Yeni Marxçı, kutsalın anlamıyla dolu bir materyalist. Yazarın dili etkili yapmacıklarla dolu, Gide ve Rimbaud'nun biçeminin özelliklerini taşımakta. Jacques Berque'in dilinin eşi bulunmaz bir özelliği de, herhangi bir tartışmayı özün doruklarına ulaştırabilmesidir. (Tarihsel ile temel arasında oluşan diyaloglara doğru)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugünün okuru Jacques Berque'de (1910'da Cezayir'de doğmuştur) Cezayirli Fransız özelliklerinin nasıl ortaya çıktığına şaşırabilir: Bu özellikler yalnız bu büyük dehanın Alexandre Arcady'nin filmlerine duyduğu hayranlıkla değil, "soylu" adı verilen biçem seçimiyle de belirginleşir. Bu Cezayir okulu klasiklere hayranlık duyuyordu. Öyle ki, Paris'ten, bütün ekinlerin başkentinden uzak olmanın neden olduğu boşluğu geleneğe kıskanç bir saygıyla kapatma isteği vardı sanki. Bilindiği gibi 50'li yıllarda Michaux, Le-ins ve Rene Char'dan Saint-Germain-des-Pres'den daha çok İskenderiye'de söz ediliyordu. Ancak 40Tı yıllarda Cezayir ve Paris'te Gide, Claudel ve Valery'nin önemi eşitti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu durum kimileyin çalkalanmalara neden oluyordu. "Fontaine" dergisine Saint-Pol Roux (Muhteşem ada verilen) hakkında yazan şair Max-Pol-Fouchet'nin bir tümcesini yineliyorduk birbirimize "Biraz çile çekmişti, taptaze temiz bir yüreği vardı yaşarken". Bu görkem yok eden esin kaynağını varsıllaştınyordu. Jacques Berque'in Mısır üzerine yazdığı büyük kitapta bu tür bir tümceye rastlanır. Ancak, bu, daha başarılı, daha doğru bir tümcedir. "Nil'den aşağı doğru inerken aslında gözlerimiz kamaşmış, yükselen Afrikalılığa doğru çıkıyorduk."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen pazar coşku verici bir olay vardı: "İslamı Tanıma" adlı bir yayın Jacques Ber-que ile ölümünden iki hafta önce kayda alınmış bir söyleşiyle açılıyor. Jacques Berque'i biraz yaşlanmış buluyorum. Kare yüzü Fernand Leger'nin tablolarındaki gibi savaşımcı. Saçları kısacık kesilmiş, çenesi çıkık ve gövdesi şişkin. Tek değişiklik gülümsemesinde gözlemleniyor: utku dolu gülüşü daha hoşgörücü bir görünüm almış, hatta, kendisini anlayıp, onu keşfetmeye çalışan dinleyiciye karşı daha minnettar. Sanki tek başına gerçekleştirdiği araştırmalarla dolu yaşamının ödülü bir bakışta yer alıyordu. Her yeni basımda Kuran çevirisini yeniden gözden geçirdiğini, her gözlemi dikkate aldığını söylüyor Jacques Berque: "Bir çeviri iki kültür arasında bir diyalog arayışından esin aldığı oranda başarılıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, Jacques Berque'e göre diyalog arayışı kültür kaynaşmasından farklı bir şey. }acques-Berque hem Arap-İslam dünyasına girmiş hem de her zaman kendi kültürüyle Arap-Islam kültürü arasındaki mesafeyi korumuştur. Son olarak kendisine inançla ilgili sorular yönelttiğimde şöyle yanıtlamıştı beni: "Zaman, zaman Müslüman olmadığımı ve olmayacağımı belirtmek için Katolik olduğumu söyleme gereksinimini duyumsuyo-rum. Kendimi varsıllaştırmak ve diğeri sayesinde kendime dönüştürmek de istiyorum, ancak ben olmaktan çıkmak istemiyorum". Endülüs'de 12. ve 13. yüzyıllarda Yahudi ve Hıristiyan din adamları, matematikçiler ve doktorlar birbirlerine destek olarak yükseli-yorlardı ve hep birlikte Aristo'yu çeviriyorlardı. Jacques Berque bunun anısına "Endülüs modeli" arayışı içindeydi. Ancak, ona göre Akdeniz'e taşman bu Endülüs çokkültür-lülüğü başat ekinleri ortadan kaldırmamalıydı. Her ülkenin kendine özgü bir kültürü olmalıydı. Özellikle Fransa bundan yoksun kalmamalıydı. Jean-Pierre Chevenement'm isteği üzerine yazdığı Eğitim Reformu Tasarısında Fransızların cumhuriyet kültürünü korumaları konusunda çok titiz davrandı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Farklılıklarla varsıllaşma düşüncesinin Berque evreninde son derece önemli bir yeri vardır ve bu düşünce çok çeşitli araştırma alanlarına kadar yayılıp ışık saçar. "Yukarı Atlas'ın Toplumsal Yapıları" başlıklı araştırması ne denli somut olursa olsun (Bu çalışmanın yankıları Jacques Berque'e College de France'ın kapılarını açmıştır) Jacques Ber-que hiçbir zaman kutsaldan ve insanın global görüşünden kopuk bir toplumbilim düşünmedi. Onun bulunduğu ortamda böylesi antikonformizm örneğiydi, üniversitenin yıldırımlarını üzerine çekmekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak, diğerinin karşısında bir kez daha kendi insanlarını düşünür. Mısır'da iken, sanayi uygarlığının gelişimine, coğrafi keşiflere, yeni bir lirizmin yaratımına rağmen Aydınlanma çağının iyimserliğini yitiren Batı'yı düşünür. "Tekniğin kapitalizmi getirdiği, coğrafi yayılımm emperyalizmle sonuçlandığı, şiirin tarih için ağlamaya başladığı" andan bu yana gezegendeki hümanizm aldatmacadan başka bir şey değildir. Bununla birlikte Batı insanı ya topluca var olacak, ya da olmayacaktır. "Batı insanı toprağın en alt katmanlarında yer alan kaynaklarından en usçul geleceği yakalamak zorunda kalacaktır." Üçüncü dünya insanına gelince, bir toplum için sömürgelikten çıkmak diğeriyle yetinmeyip, eski benliğini aşmaktır.&lt;br /&gt;Eski Benlik? Pekiyi bu İslam mı? Kendisine destek olan patriklik ve derebeylik gibi? Hiç kuşkusuz. İşte ustanın dinsel bir radikalizme dönerek bağımsızlaşmaya son verebileceklerini ileri süren İslamcılara yanıtı. Bu sav Katolik kırsallıkta Fransız kimliğini bulmak isteyen yeni Petaincilerin ve halkçıların savıyla karşılaştınlabilir. Bütünleşenin "bağımsızlaşması" ve ulusal cephenin önerdiği anlaştırma arasındaki ayrım günden güne azalıyor. Le Pen'in İslamcılara saygı gösterilmesini dile getirmesi rastlantısal ve nedensiz değildir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jacques Berque'de beni en çok etkileyen, dilini ustalıkla kullanması, görkemli betimlemeleri ve içgüdüleri dışında, kendisi dile getirmese de - bağımsızlaşma düşünürü olmasıdır. - Bu Berque için XX. yüzyıl tarihinin temel olgusudur. Bence Jacques Berque belki de Charles Andre-Julien ile birlikte bağımsızlığa kavuşmayla hiçbir şeyin bitmediğini tam tersine her şeyin başladığını düşünen ilk insandı. Sartre, Fanon, Memmi gibi Berque de, sömürgenin, işçi, kadın, zenci, Yahudi gibi yabancılaştığmı düşündü. Ancak, bağımsızlaşmanın, dine dönüşün yabancılaşmayı önleyebileceğini hiç düşünmedi. Ber-que'in, bugün kimilerinin olduğu gibi hiçbir zaman sömürgelerin ne Batı'dan ne de Fransa'dan uzaklaştırılmaları gibi bir saplantısı olmadı. Tam tersine, hiç çekinmeden -özellikle Mağrip'te- birilerinin diğerlerinden yararlanabileceklerini dile getirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jacques Berque Arap başarısızlığından ve radikal İslamm görünür zaferinden çok mutsuz oldu. Özellikle yeni Cezayir trajedisi onu çok mutsuz kıldı. Sofu bir biçimde yeni bir Cezayir insanına inanıyordu: "Dünyanın Sahipsizleşmesi" bağımsızlıktan sonra Berberi-Arap ve Fransız dehası aşkının ürünleri için yazdığı şiirdir. Berque bu yeni insanı 1789 Devrimi, Auguste Comte ve Nasser ile dopdolu olan bir Ibn-Al-Arabi ve Abd-el Kader'in izinde görüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz Berque hiçbir zaman Arapla İslamı birbirinden ayırmadı. Peygamberin Arap, Kuranın da Arap dilinde yazılmasını zorunlu görüyordu. Ancak, söyleşilerimiz sırasında, Arap projesinin ve İslamm eski görkemine yeniden kavuşmasının zorunlu olduğunu düşündüğü izlemini uyandırıyordu. Ancak, bizler kimi arkadaşlar (Germaine Tillon, Maxime Rodinson, Pierre Vidal-Naquet, Jean Lacouture) Saddam Hüseyin'den kaygılanırken, Berque, gücünü yitirmiş, çökmüş ve Batı insanına verecek mesajı kalmamış Arap dünyası için "Sonunda bir şeyler oldu" demekten kendini alamadı. Beni, arkadaşlarımızı, Jean-Pierre Chevenement ve Regis Debray'ın körfez krizine ilişkin çalışmalarını onaylamak zorundaydı.&lt;br /&gt;Biz birbirimizden o kadar ayrılmadık, parlak düşüncelerinden yararlanmayı sürdürdüm. Berque Salman Ruşdi'nin büyük bir yazar olduğunu, ancak sürgündeyken sövgüden vazgeçmesi gerektiğini belirtmişti. Ruşdi, İran ya da Pakistan'da yaşasın, Ber-que onun yürekliliğine hayran oldu. Bence bu Yeni Marxçı, bu laik insan, bu cumhuriyetçi ozan, Kuran'da gücül bir laiklik bulunabileceğine inanıyordu. Ayrıca, Jacques Ber-que söz konusu kutsal kitabı bir anda reddedip ona inananlarla ilişkiyi kesmek yerine, Kuran ilkelerinin uygulanış biçimini izlemenin daha yerinde bir davranış olabileceğini düşünüyordu. Berque bu düşüncesini Aralık 1990'da "le Nouvel Observateuf'ün "İslamm Ustaları" başlıklı özel sayısında dile getirmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bizi terk eden bir doğuculuk prensi, eşsiz bir Arap dili uzmanı ve şiir bilgisi sayesinde araştırmasını matinlere kadar genişletmiş bir toplumbilimciydi. Kuşkusuz hayran olduğu Louis Massignon'un evrenine erişemeyeceğine inanıyordu. Ancak, yine büyük bir hayranlık duyduğu Braudel ve Levi-Strauss ile karşılaştırılabileceğinden o denli kuşkulanmıyordu.&lt;br /&gt;Haklıydı da.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bilgi Şairi Büyük Doğubilimcinin ölümünden Sonra &lt;span style="color: rgb(102, 0, 0);"&gt;Jacques Berque&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 0, 0);"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Tarihçi, etnograf yazar ve Kuran'ı çeviren Jacques Berque şiirsel bir biçimde yaşadı.&lt;br /&gt;Levi-Straus, Bastide, Leiris, Rodinson gibi Jacques Berque de 1914 savaşı öncesi doğmuş kuşaktan. Savaştan 20 yıl sonra, çelişkilerin en anlamsızının ardından kendini sorgulayan dünyanın çıkmazını Avrupa dışında çözmeye çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yazarın kendi kökeni Güney Batı'da ve III. Napolyon'un henüz bataklık durumundayken Cezayir'in konumuna benzer bir görünüm kazandıran Landes'larda. Jacques Berque, babasının ekinsel karmaşıklığını çözmeye çalıştığı Cezayir'de doğdu. İkisi de sömürgeli değil, yöneticiydi: olayların ve insanların yapısını farklı bir bakışla gözlemlerdi. Bu da Jacques Berque'e Fas'ta görevliyken ilk büyük kitabı "Yukarı Atlas'ın Toplumsal Yapıları" başlıklı kitabını yazmasını sağladı. Savaşın sona ermesinden önce Brazzaville konferansında ekinsel biçimlerin bağımsızlığı düşüncesi doğmuştur. O güne değin bu biçimler birlikte algılanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Mısır'da gerçekleştirdiği bir araştırma ve yaşayan antropoloji için örnekçe oluşturan Sirs Al-Layvan köyü: yaşama isteğiyle dopdolu bir halkın yoğunlaştığı küçük bir evren. Bu, Jacques Berque'in hocası Mauss'm eleştirmeyeceği bir yapıt.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Lucien Febvre'in kendisini yönlendirdiği College de France'da "Mağrip'in İç Yapısı", "Mısır", "iki Savaş Arasındaki Mağrip" başlıklı yapıtlarını oluştururken yararlanacağı toplumsal antropoloji çalışmalarını sürdürmüştür. Jacques Berque'in doğubilimciliği Massignon'unkinden farklı oldu: Ekin ya da dini hiçbir zaman ortak ya da toplu yaşamın oluşumundan ve toplumdan topluma değişiklik gösteren özelliklerinden ayırmadı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jacques Berque insanın zihinsel yönünü ortak yaşamda konumlandırıp, kavramlar yaratmak yerine bir toplumdaki, bir ülkedeki erkeklerin ve kadınların nasıl yaşadıklarını, doğayı ve koşullarını -ölüm, açlık, arzu, iş ve gözükmeyenin, dinsel ya da sihirlinin algılanış biçimi- nasıl algıladıklarını anlamaya çalışır. Sözlerin değersiz olanları, alışveriş, imgelem, "toplumsal olarak yaşanan"m sonsuz, karmaşık ve çeşitli biçimleri her zaman Jacques Berque'in ilgi alanında yer almıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jacques Berque'in yapıtlarının derin etkisi bitmedi. Tarih boyunca birbirine destek olan ya da karşı çıkan uygarlıklarda ortaya çıkan sonsuz sayıdaki ilişkiler ve bu uygarlıkların birbirlerinden bağımsız oluşları "Ekinötesi" kavramıyla anlatım buldu Jacques Berque'in evreninde. İşte, bu kavramın da derin etkisi hâlâ güncelliğini korumakta (İslam öncesi şiir çevirileri) "Uygarlıkların nasıl iletişim kurduklarını bir başka deyişle ölümden nasıl kaçabildiklerini anlamaya başlıyoruz: uygarlıklar evrendeşlikleriyle değil, benzersizlikleriyle birleşiyorlar. Jacques Berque bu sözleriyle Gide'in dünyadaki bü-tünleşmeciliğe karşı düşüncesine ve Barres'in ölümle ilgili düşüncesine yaklaşıyordu. Her şey bir yana, Jacques Berque uzlaşmadan mutluluk duyan bir Endülüs düşlüyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünür Kostos Axelos 1958'de Rue des Ecoles, de beni Berque ile karşılaştırdı. Onun deyimiyle köyden köye "göçebe yaşamı" sürdük: Mağrip'teki köylülerle, kentte yaşayan öğrencilerle, yöneticilerle konuştuk. Hatta Paris'te gezinirken kendi çevresine bakarak antropolog tutkusunu yaşıyordu.&lt;br /&gt;Gerçeği söylemek gerekirse, Berque önce ve temelde bir ozan oldu. Ozan sözcüğünü ilk ve en derin anlamıyla kullanıyorum: dünyada şiirsel bir biçimde yaşayan bir ozan çünkü o dünyanın anlamını, daha doğrusu anlamlarını çözümlemeye çalıştı her zaman. Anlam sözcüğünü çoğul biçimiyle kullanmamın nedeni, Berque'in varoluşun toplumsal anlatımını Leibniz'in düşlediği "evrensel özelliğe" indirgememesiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Jean Paulhan ile figürsüz sanat ve Müslüman sanatına ilişkin söyleşirken "göstergelerin anlam üstünde devinme"sinden söz eder. Berque yaşayan ve çağdaş kültürlerin birbirlerinin kaygılarını somutlaştırdıklarını önceden sezer. Ona göre biçimlerin doğuşu benzer biçimde algılanmamış bir doğaya karşı başkaldırı niteliğindedir. Berque sanatın göndergesinin yalın iletişiminkilerden çok daha varsıl ve çok daha derin düzeylerde yer aldığına inanır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1978'de kimi arkadaşlarla toplumsal düzeye göre düşlerin farklılığını incelediğimizde bana şöyle yazmıştı: "Düşler üzerine çalışmakta çok haklısınız. Sizin de bildiğiniz gibi birkaç pırıltı dışında son yıllarda Fransa'daki durumunu çok zayıf bulduğum ideolojiyi teselli eder düşler. Ancak belki de düşlerden, uygulamadan ve birkaç oluşturucudan kalkarak yeniden ideoloji düzenlenmelidir. Berque'in deneyimi her zaman birilerinin ve diğerlerinin yapay bir biçimde dünyadan edinecekleri izlenimden önce geldi. Bu da kuşkusuz şiirsel bir çabaydı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="color: rgb(102, 102, 102);"&gt;Cogito güz 5 - 1995 - Jean La Couture - Fransızca'dan Çeviren: Emel Ergun )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-2597572762342869013?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/2597572762342869013/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=2597572762342869013&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2597572762342869013'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2597572762342869013'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/afrikal-jacques.html' title='Afrikalı Jacques'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-2213338408086598667</id><published>2007-12-28T19:16:00.000+02:00</published><updated>2007-12-28T19:18:33.666+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tüketim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ekonomi'/><title type='text'>Aileye Ait Nesnenin Anlaşılmazlığı</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Özetle kredi, en sonunda mülkiyet baskılarından da kurtularak, çağdaş kullanıcılar toplumunu destekleme bahanesiyle, tam tersine, sosyal mitoloji ve sert bir ekonomik baskının birbirine karıştığı içselleştirme sistemini kurmuştur. Kredi yalnızca bir ahlak değildir, bir politikadır da. Nesnelere daha önce hiç sahip olmadıkları sosyo-politik bir işlev kazandırmak için kredide uygulanan yöntem, kişiselleştirme yöntemiyle bütünleşir. Kölelik dönemini yaşamıyoruz artık, artık çöküş dönemini yaşamıyoruz: bu zorunluluklar kredi boyutunda soyutlanmış ve genişletilmiştir. Sosyal boyut, zaman boyutu, eşyaların boyutu. Bu boyutta ve boyutu benimseten stratejide, nesneler hızlandırıcı, işlevleri, doyumu ve harcamaları çoğaltıcı rollerini üstlenirler -birer deneme tahtasına dönüşürler, devinimsizlikleri bile günlük hayata, öne geçiş, kararsızlık ve dengesizlik ritmini vererek merkezkaç bir kuvvet oluşturur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Aynı zamanda, sosyal hayattan kaçmak için ailevi ortamın kendilerinden sürekli geri durduğu nesneler, bugün tam tersine aile ortamını sosyal çevrenin dolambaçları ve zorluklarına bağımlı kılmaktadır.&lt;br /&gt;Krediyle -ödül ve yapay özgürlük fakat ayrıca sosyal yatırım, eşyaların ortasında bile tutsaklık ve kaçınılmazlık- yuvanın yatırımı gerçekleşir: bir tur sosyal boyut kazanılır, fakat bu, en kötü şartlarda elde edilir. Kredinin anlamsız ^nırında, örneğin senet ödemelerinin arabayı benzin yokluğundan kullanılmaz hale getirdiği durumda, yani insan tasarımının ekonomik zorunlulukla denetlendiği ve parçalandığı sınır noktasında, işte orada, güncel düzenin temel bir gerçeği ortaya çıkar, gerçek şudur; nanelerin yapılış amacı onları elde bulundurmak ve kullanmak değil, onları üretmek ve satın almaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Başka bir deyişle, ne ihtiyaçlara ne de dünyanın daha akılcı bir örgütüne bağlı kalarak biçimlenmeyip, bir üretim düzeninin ve ideolojik içselleştirmenin tekelinde sistemleşirler. Aslında, tam anlamıyla özel nesneler yoktur artık: nesnelerin çoğul kullanımı dahilinde, tüketici ve tüketici bilincinin özel dünyasını suç ortaklığı yaparak aralayan sosyal üretim düzenidir. Bu derimlemesine yatırımla, düzene etkili bir biçimde karşı koyma ve bu düzeni aşma olanağı da ortadan kalkmaktadır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 85%; color: rgb(102, 102, 102);"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;( Cogito - güz 5 1995 - Jean Baudrillard - Çeviren : Esra Özdoğan )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-2213338408086598667?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/2213338408086598667/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=2213338408086598667&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2213338408086598667'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2213338408086598667'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/aileye-ait-nesnenin-anlalmazl.html' title='Aileye Ait Nesnenin Anlaşılmazlığı'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-7630294485656710702</id><published>2007-12-28T19:15:00.000+02:00</published><updated>2007-12-28T19:18:33.667+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tüketim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ekonomi'/><title type='text'>Satın Almanın Mucizesi</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kredi erdemi (reklamcılıkta olduğu gibi), aslında satın almanın ve bunun nesnel belirlemelerinin ikiye ayrılmasıdır. Krediyle satın alma, bir nesneye gerçek değerinin belli bir bölümünü ödeyip tümüyle sahip olmakla eşdeğerdir. Çok büyük bir kazanç için ufacık bir yatırım yapılır. Senetler zaman içinde belirsizleşir, nesne sembolik bir hareket karşılığında elde edilmiş gibidir. Mitoman imgesindekine benzer bir yöntemdir bu: gerçekdışı bir hikâye için mitoman dinleyiciden beklenmedik bir ilgi görür. Yatırımı çok küçük, kârı inanılmazdır: neredeyse tek bir işarete dayanarak gerçekliğin saygınlıklarını ele geçirmiştir. O da başkalarının bilinciyle kredili yaşar. Oysa ki bilgi mantığının ve günlük uygulamanın geleneksel geçiciliğini yaratan bu gerçek dönüşümünün, çalışmadan çalışmanın ürününe doğru yol alarak olağan uygulamaya ters dönmüş olması, eşyalardan yararlanma işinin öncelenmesi, büyü sürecinin ta kendisidir.Ve alıcının ön-celenmiş nesneyle aynı anda kredide tüketip göze aldığı şey, kendisine düşlerini apan-sızca gerçekleştirme olanağı sağlayabilen bir toplumun büyülü işlevselliğinin mitosudur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kuşkusuz, sosyo- ekonomik gerçeklikle hemen karşı karşıya gelecektir, tıpkı mito-manm er geç vaktinden önce oynadığı rolle karşılaşması gibi. Maskesi düşen mitoman bozguna uğrar ya da bir başka hikaye anlatarak işin içinden sıyrılır. Kredili alıcı da vadelerle karşılaşır ve bir başka kredili nesnede psikolojik bir teselli arama şansı çok yüksektir. One geçiş bu tip davranışlarda kuraldır ve her iki durumda da en çok hayranlık uyandıran nitelik asla çıkış yolu olmamasıdır; ne mitomanın durumunda, anlattığı hikaye ve uğradığı başarısızlık arasında (bundan hiçbir gerçeklik dersi almaz) ne de kredili alıcının durumunda, satın almanın büyülü ödülü ve hemen ardından ödenmesi gereken senetler arasında bir çıkış yolu vardır. Kredi sistemi burada, insanın kendisine karşı sorumsuzluğunu doruğa ulaştırır: satın alan işi ödeyene devreder ve bu aynı adamdır, ancak sistem, zaman içindeki dengesiyle bunun farkına varılmasına engel olur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;( Cogito - güz 5 1995 - Jean Baudrillard - Çeviren : Esra Özdoğan )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-7630294485656710702?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/7630294485656710702/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=7630294485656710702&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7630294485656710702'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7630294485656710702'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/satn-almann-mucizesi.html' title='Satın Almanın Mucizesi'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-8920526107856184740</id><published>2007-12-28T19:13:00.000+02:00</published><updated>2007-12-28T19:18:33.667+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tüketim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ekonomi'/><title type='text'>Satın Alma Zorunluluğu</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Günümüzde yeni bir ahlak anlayışı doğdu: tüketimin birikim üzerindeki devinimi. One geçiş, zoraki yatırım, hızlanmış tüketim, kalıcı enflasyon (tasarruf yapmak anlam-sızlaşıyor): daha sonra çalışmayla geri almak üzere önceden satın almıyor ve bütün sistem buradan kaynaklanıyor. Böylece krediyle tam anlamıyla feodal bir duruma, derebe-yinin önceden düzenlediği işbölümüne, köle gibi çalışma durumuna geliniyor. Yine de, feodal sistemden farklı olarak, bizim toplumumuz bir suç ortaklığı üzerine kuruludur: çağdaş tüketici şu sonsuz zorunluluğu üstlenir ve içselleştirir: toplumun üretimi sürdürmesi için ve tüketicinin satm aldığını ödeyebilsin diye çalışmayı sürdürebilmesi için satın almak. Amerikan sloganlarında gayet iyi ifade edilen de budur (Packard, s.26):&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;"Satm almak çalışmayı sürdürmektir!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Satın almak sigortalanmış geleceğinizdir!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bugün bir alım, bir işsizin daha azalmasıdır. Ve bu belki de&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;SİZSİNİZ!&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bugün satın aldığın refah yarın da senin olacaktır!"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Dikkat çekici göz oyunu: sizi yüzeysel bir özgürlük adına kredilendiren bu toplumu, geleceğinizi ona bağlayarak siz kredilendirmiş oluyorsunuz. Tabii ki üretim düzeni öncelikle çalışma gücünün işletilmesi sayesinde yaşar, fakat düzen bugün, bu dönüşümlü anlaşmayla, tutsaklığın özgürlük gibi yaşanmasıyla güçlenir ve böylece dayanıklı bir sistem olarak özerkleşir. Her insanda, tüketici, üreticiyle bağlantısı olmaksızın düzenin suç ortağıdır ki üretici de aynı anda bu düzenin kurbanı durumundadır. Bu üretici-tüke-tici ayrışması, bütünleşme dayanağının ta kendisidir: her şey bu bütünleşmenin canlı ve tehlikeli bir çelişki haline dönüşmemesi için düzenlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;( Cogito - güz 5 1995 - Jean Baudrillard - Çeviren : Esra Özdoğan )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-8920526107856184740?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/8920526107856184740/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=8920526107856184740&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8920526107856184740'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8920526107856184740'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/satn-alma-zorunluluu.html' title='Satın Alma Zorunluluğu'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-9179214170470938593</id><published>2007-12-28T19:11:00.000+02:00</published><updated>2007-12-28T19:13:13.691+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tüketim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ekonomi'/><title type='text'>Tüketim Devinimi : Yeni Bir Ahlak</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;font-size:85%;" &gt;Bir kuşak, kalıt ve sabit sermaye kavramlarının yok oluşunu gördü. Bir önceki kuşağa dek, bitirilmiş bir çalışmayı somutlaştırarak elde edilen nesneler tüm mülkiyetiyle insanlara aitti. Yemek odası takımı ve araba satın almanın uzun süreli bir tasarruf çabasının sonucu olduğu vakitler henüz çok uzak değil. Elde etme hayalleriyle çalışılır: hayat çabanın ve ödülün kuralcı yolunda yaşanır fakat nesneler önlerine geldiğinde kazanmışlardır, geçmişleri aklanmıştır ve gelecek için güvenceleri vardır. Sermaye.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Günümüzde nesneler kazanılmadan önümüzdedir, simgesi oldukları çaba ve çalışma miktarını öncelerler, tüketimleri üretimlerinin önünde gitmektedir sanki. Kuşkusuz, sadece yararlanmakla kaldığım bu nesnelere karşı atalardan gelen bir sorumluluğum yoktur, bana kimse devretmedi onları ve ben de onları kimseye bırakmayacağım. Etkili kıldıkları başka bir zorunluluk var; sırtıma binmiş gibiler ve ödemelerini yapmak zorundayım. Nesneler aracılığıyla aile ya da geleneksel bir grupla ilişkide olmasam da, bütün bir toplumla ve onun istekleriyle (ekonomik ve parasal düzen, modanın iniş çıkışları vs...) ilişkideyim. Her ay onları yeniden satın almak, her yıl yenilemek gerekecek. Buradan sonra her şey değişiyor: benim için taşıdıkları anlam, örneği oldukları tasarım, gelecekleri ve kendi geleceğim. Yüzyıllardır, değişmez bir nesneler dekorunda insan kuşaklarının birbirini izleyip yaşamını sürdürdüğünü düşünelim, bugün, nesne kuşaklan, aynı kişisel yaşam biçiminde hızlandırılmış bir ritmde birbirini izlemektedir. Önceden nesnelere hızını veren insanken, bugün nesneler aksak ritmlerini, aralıklarla ve ansızın yanıbaşımız-da olma biçimlerini, bozulmadan ya da yaşlanmadan birbirlerinin yerini doldurma şekillerini insanlara kabul ettirmektedir. Böylece günlük nesnelerin varoluşu ve bu nesnelerden yararlanma yoluyla bütün bir uygarlığın koşulları değişmektedir. Düzenli gelirin sağlamlığı ve kalıtı üzerine kurulmuş ataerkil ve ailevi ekonomilerde, tüketim asla üretimin önünde yer almaz. Tutarlı Dekartçı mantık ve ahlakta, sebebin her zaman sonucun önünde yer alması gibi, çalışma da her zaman çalışmanın meyvasınm önünde yer alır. Bu çileci biriktirme tarzı, kişinin gerilimi içinde ihtiyaçların tahminini, dağılmalarını ve fedakârlığı ortaya koyar; düzenli geliriyle yaşayan kimsenin ve XX. yüzyıla ahlak onurunun ve geleneksel ekonomi hesaplarının tarihsel deneyimini kazandıran yıkıma uğramış, düzenli gelircinin çağa aykırı düşen görünümünde sona ermek üzere, bu tasarruf uygarlığı en etkili dönemini tamamlamıştır. Olanakları ölçüsünde yasaya yasaya birçok nesil, sonunda olanaklarının epey altında bir yaşam sürdürmüştür. Çalışma, saygınlık, biriktirme; mülkiyet kavramı içinde doruk noktasına ulaşan bir devrin bütün bu erdemleri hâlâ tanıklıklarını yapan nesnelerde hissedilebilir ve bu devrin kaybolmuş kuşaklarına küçük burjuva çevrelerinde sık sık rastlanmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-size: 78%;"&gt;( Cogito - güz 5 1995 - Jean Baudrillard - Çeviren : Esra Özdoğan )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-9179214170470938593?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/9179214170470938593/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=9179214170470938593&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/9179214170470938593'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/9179214170470938593'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/tketim-devinimi-yeni-bir-ahlak.html' title='Tüketim Devinimi : Yeni Bir Ahlak'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-7252869562412599054</id><published>2007-12-28T19:07:00.000+02:00</published><updated>2007-12-28T19:11:04.524+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tüketim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ekonomi'/><title type='text'>Tüketici Yurttaşın Hak ve Görevleri</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Günümüzde nesneler çeşitlilik ve tercihe göre sunulduğu kadar, krediye göre de sunulmaktadır. Ve aynı şekilde, nesne sizin için güzelse ve iyi satılıyorsa, tercih de size kendiliğinden sunulmuştur; böylelikle ödeme kolaylıkları da üretici sınıfın bir ödülü olarak sunulur size. Kredi, bir tüketici hakkı ve bunun da ötesinde yurttaşın ekonomik hakkı olarak gösterilmektedir. Kredi olanaklarına getirilecek her türlü kısıtlama, devletin misillemelerine karşı bir önlem gibi algılanmaktadır; bunun yanı sıra, kredinin ortadan kaldırılması (zaten düşünülemez), toplumun bütününde, bir özgürlüğün yok edilmesi gibi yaşanacaktır. Reklamcılık düzeyinde, kredi, "arzulama stratejisi"'ni kesin sonuca götüren bir unsurdur. Nesnenin herhangi bir özelliğiyle aynı vasfı taşırken, satın alma güdülenmesinde, yöntemsel tamamlayıcısı olduğu tercih, kişiselleştirme ve reklam düzeni ile eşdeğerdedir. Psikolojik düzlem aynıdır: modelin seri içinde öncelenmesi, bu düzlemde, nesnelerden yararlanma işinin zaman içinde öncelenmesi durumuna dönüşmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kredi sistemi, hukuken, seri nesneyi model kadar özendirmez ve hiçbir şey aylık taksitlerle Jaguar almanıza engel değildir. Lüks modelin peşin satın alındığı ve krediyle satın alman nesnenin model olma yolunda şansının az olduğuysa bir gerçek ve neredeyse geleneksel bir hukuk kuralıdır. Peşin parayla satın alma itibarını tamamen modelin ayrıcalıklarından biri yapan bir standing mantığı vardır, kaldı ki, vade ödeme zorunluluğu seri nesnenin psikolojik yetersizliğini daha da arttırır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Uzun süre, belli bir utanç, kredide bazı ahlaki tehlikelerin varlığını hissettirdi ve peşin satın almayı burjuva erdemleri arasında saydı. Ancak bu tür psikolojik karşı koymaların giderek azaldığı kabul edilebilir. Karşı koymanın sürdüğü ortamlardaysa; özellikle mal varlığı, tasarruf, miras gibi kavramlara sadık kalan varlıklı, küçük sınıfı kapsayan geleneksel mülkiyet kavramının kalıntılarıyla karşılaşılır. Bu kalıntılar ortadan kalkacaktır. Eskiden, mülkiyet kullanımın önüne geçerken, bugün tam tersi olmaktadır, kredinin yaygınlaşması, Riesman'ın tanımladığı diğer görünümlerin arasında, istifçilik uygarlığından kullanıma dayalı bir uygarlığa geçişi ifade eder. Kredili kullanıcı, nesnevi sanki kendisine aitmişçesine tüm özgürlüğüyle kullanmayı yavaş yavaş öğrenir. Bunun dışında, nesneyi kullandığı zamanla ödemesini yaptığı zaman aynıdır: nesnenin vadesi kullanıcının güçsüzlüğüne bağlıdır (Amerikan şirketlerinin hesaplarının bazen iki dönemi çakıştırmaya kadar gittiği bilinmektedir). Bu, her zaman için nesnenin yok olması ya da yitirilmesi halinde, vadesi dolmadan yıpranabilirliği riskini taşır. Bu risk, kredinin günlük hayatla tamamen bütünleştiği durumlarda bile, sahip olunan nesnenin asla ser-gileyemeyeceği bir emniyetsizliği gösterir. Kalıt nesne bana aittir, benimdir, parasını ödemişimdir. Kredili nesne ancak ödendiği vakit bana ait olacaktır. Oncelenmiş gelecek zaman gibi bir şeydir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Vade sıkıntısı oldukça ayrıcalıklıdır; bu sıkıntı nesnel ilişkiyi bilinçle aynı düzeye getirmeksizin, günden güne daha da ağırlaşan paralel bir süreç oluşturur: anında uygulamayı değil, insan tasarımını saplantı haline getirir. İpotekli nesne zaman içinde elinizden kayıp gider, aslında hiçbir zaman elinizde olmamıştır. Ve bu kaçış bir başka düzlemde, seri nesnenin sürekli olarak modele doğru kaçışıyla birleşir. Bu çifte kaçış, gizil dayanıksızlığı, bizi çevreleyen nesneler dünyasına her zaman yakın duran hayal kırıklığını oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aslında kredi sistemi, çağdaş düzlemde, nesnelerle çok genel bir bağlantı yolunu açıklığa kavuşturur. Gerçekten de, kredili bir yaşam sürdürmek için, insanın önünde on beş aylık araba, buzdolabı ve televizyon senetlerinin bulunması zorunlu değildir: model/seri boyutu, modele zoraki yönelişiyle elverişsiz bir boyuttur zaten. Sosyal ilerlemenin boyutu aynı zamanda uygunsuz isteğin boyutudur. Nesnelerimize sürekli geç kalıyoruz. Buradalar ve şimdiden buradan bir yıl uzaktalar, hesaplarını kapayacak son senette ya da yerlerini alacak bir sonraki modeldeler. Böylelikle kredi, temel bir psikolojik durumu ekonomik düzende farklı bir niteliğe oturtmaktan başka şey yapmaz; art arda gelme zorunluluğu aynıdır; senetlerin vade düzeninde ekonomik, seri ve modellerin sistemli ve hızlandırılmış halde art arda gelmelerindeyse psikososyolojik bir zorunluluktur - ne olursa olsun, nesnelerimizi zorunluluğa yakın, ipotekli bir zaman içinde yaşıyoruz. Artık krediye karşı hiçbir önyargı yoksa, bu belki de, temelinde, bugün, tüm nesnelerin kredili nesneler gibi, toplumun bütününden bir alacak gibi yaşanmasından, kalıcı bir enflasyon ve devalüasyon içinde her zaman yenilenen ve her zaman değişen alacaklar gibi yaşanmasından kaynaklanmaktadır. Aynı şekilde, "kişiselleştirme" bize bir reklam hilesinin de ötesinde, temel bir ideolojik kavram gibi görünmüştür; kredi de ekonomik bir kurumdan öte bir şeydir; toplumumuzun temel bir boyutu, yeni bir ahlak anlayışıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;( Cogito - güz 5 1995 - Jean Baudrillard - Çeviren : Esra Özdoğan )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-7252869562412599054?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/7252869562412599054/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=7252869562412599054&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7252869562412599054'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/7252869562412599054'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/tketici-yurttan-hak-ve-grevleri.html' title='Tüketici Yurttaşın Hak ve Görevleri'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-5776230213950138293</id><published>2007-12-27T20:00:00.000+02:00</published><updated>2007-12-27T20:05:26.239+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tüketim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ekonomi'/><title type='text'>Katalogtan</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Eşyaların, pazarın uygulayımsal uygarlığının bize önerdiği biçimiyle incelenebilmesi için bu sürekli belgelerden, eşya satıcısı firmaların tecimsel kataloglarının betimlediği bu gücül av alanlarından söz etmek uygun düşer. Kataloglar mağaza denilen şu eşya kitaplığının; eşya türlerinin bile pazarını yansıtan ve bir fiyat belirtisinin, yani arz ve talep arasındaki geçici dengeden doğan toplumsal bir uzlaşmanın eşlik ettiği kısa, çözümleyici bir betimlemeyle onları açıklayan gerçek fişlikleridir. Kataloglar tüketicinin ufkunu genişletir, onu somutlaştırabilir bir düşler evrenine götürür (Dreams that money can buy). Örneğin, Redoute, Manifacture Française silah ve bisiklet, Macy's, Sears ve Roebuck ve Neckermann katalogları sayılabilir. Bu düşler, bazı eski ve tükenmiş katalogların tıpkı kitabevi yapıtları gibi yeniden basılmasını (Sears ve Roebuck 1908) sağlayacak ölçüde şiirseldir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Son zamanlarda eşya katalogunun, ürettiğini öven ve posta yoluyla (Neckermann) tüketicinin gereksinimlerini karşılayabilen bir yapımevi ve özel bir mağaza için yaymaca bir tanıtım öğesi olarak değil de bir eşyalar Ansiklopedisi gibi, uygulayımsal pazarın maddi öğelerine erişim yolu açan ve eşya çeşitliliğindeki bilgisizlik engelini, herkese, karşılığını ödemek isteyen herkese ulaşabilir olduğu savında olan bir pazar uygarlığının kullanımında insanın karşılaştığı en önemli engeli aşan ekinsel bir bilgi olarak yeni, ge-nelleştirilebilir bir işlevi belirdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bu özellikle, Amerika Birleşik Devletlerinde bağımsız bir aydınlar topluluğunca yayımlanmış dikkate değer "YVhole Earth Catalog" için böyledir. "Uygulayımsal dünya, anlamını bir yana bırakabiliyorsan büyük ve güzeldir. Neden kullanmayalım onu?" diyorduk başka yerde. Kullanmak için onu tanımamız, sonra da ona erişmemizi sağlayacak öğeleri edinmemiz gerekir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Tüm Dünyanın Kataloğu"nun giriş bölümünde şöyle deniyor: "Bizler Tanrıyız ve bundan yararlanmalıyız, oysa şimdiye dek yalnızca yönetimlerin, büyük iş çevrelerinin, kilisenin ve yüksek eğitimden yarar sağlayanların uzak ünü ve gücü, ekonomik yapıdaki önemli nokta ya da eksiklikleri belirlemeyi başarabilmiş, efektif kazançları sıfıra indirmiştir. Bu ikileme ve dünyayı kullanmayı bilenlerin elde ettikleri maddi kazançlara karşılık olarak artık kişisel ve bireye yakın bir güç alanının geliştiği görülmekte; birey eğitimini kendi kendine yönetme, kendi esinini bulma, kendi çevresini nasıl isterse öyle oluşturma ve serüvenini onunla ilgilenenlerle paylaşma gücünü edinmektedir. Bu sürece destek sağlayan araçlar da dünya kataloğunca araştırılmış ve belirtilmiş araçlardır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısacası bu katalogun bireye ulaşabilir maddi öğe, araç, gereç, kitap, yöntem ve hizmetlere değer biçme işlevi vardır. Bunun sayesinde gizil kullanıcı istediğini edinmenin kaça patlayacağını, onu nereden ve nasıl elde edeceğini daha iyi bilecektir pekâlâ.&lt;br /&gt;Kataloga bakıldığında, bir birim eklendiği de görülecektir:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0);"&gt;1. araç ya da gereç olarak yararlı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0);"&gt;2. bağımsız bir eğitim düşüncesine uygun&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0);"&gt;3. görece olarak yüksek nitelikli ve düşük fiyatlı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0);"&gt;4. postayla edinmek kolay&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, uygunluk kavramı açısından eşyalar kuramının yeni bir gelişme alanı ve birey için, isteğini açığa vurabiliyorsa, tüm dünyanın yapabileceği her şeye başvurarak özgürlük alanını genişletme yolu demektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;( Cogito 5 güz 1995 - Abraham A. Moles - Çeviren : Olcay Kunal )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-5776230213950138293?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/5776230213950138293/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=5776230213950138293&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5776230213950138293'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5776230213950138293'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/katalogtan.html' title='Katalogtan'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-4203201052163214102</id><published>2007-12-27T19:54:00.000+02:00</published><updated>2007-12-27T20:05:26.239+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tüketim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ekonomi'/><title type='text'>Yeni Giysi , Aydınlatılmış Vitrin</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: right; font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;Kadifeden bir yaka yakışır. Dicton&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kuşkusuz kimse kendi derisinden çıkamaz. Ama bir başkasının üzerine bir deri geçirmek oldukça kolaydır; o zaman değiştirmek giydirmenin eşanlamlısına dönüşür. Yeni açılan temiz bir gömlek yeni günün beyazlığmdadır, yeni bir manto tutukevinden çıkan tutuklunun geçmişini unutturmaya yeterlidir. Seçilebilen giysi insanı hayvandan ayırır ve giysiden daha eski olan mücevher günümüzde de giysiye değer katsın diye ona eklenir. Kadın vücudunu elbisesiyle örterken, vücudunun bir bölümünü de mücevherle örter. Başka bir tuvaletin içinde, iç çamaşırlarının hoş kokusunda başka duyumsar kendini. İnsanın kendini tüm görünümleriyle denemesi genellikle bir görünüş değişikliğiyle başlar, terzinin yaratabileceği bu görünüş kusursuz olduğu ölçüde değişkendir de. Yaşlı ya da çok dolaşmayı sevmeyen insanların neden hep aynı biçimde giyinmeyi daha elverişli buldukları böylece anlaşılıyor. Oysa öbürleri, ancak üzerlerinde bulunan takımın kesimi de kusursuzsa, kendilerini kusursuz duyumsarlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;İyi Düzenlenmiş Vitrin&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçinde gezindiğimiz, sağma soluna baktığımız capcanlı sokağa girelim. Aydınlatılmış vitrinlerin parlaklığı, ağaçların ardından, ağaçlı yolun bizi de çağırarak çıktığı meydandan bize ulaşır. Bizi çağıran, camın ardında görkemli bir biçimde aydınlatılmış tüm o mallardır gerçekte, müşteri bekleyen o mallar. Dikim aşamasından sonra, yalnızca düşlerin yaşama geçmesi dileğini uyandırmak için var olan sergileme gelir. Sergileme ancak kapitalist açık pazarla ortaya çıkmıştır ve batı ülkelerinde işlevi hâlâ "gereksinimler, özellikle kişisel bir imin izini taşıyan türden gereksinimler uyandırmaktır". Gerçekte iş adamının en pahalı isteğini, kazanç elde etme isteğini yerine getirmek amacıyla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte bu nedenle başarılı bir sergileme öncelikle kışkırtıcı olmalıdır; iyi bir sergilemede bir bütünün bölümleri gösterilir yalnızca, üstelik bu bölümler de bütün hakkında üstü kapalı bir bilgi verir yalnızca, bu da gözlere sunulan eşyalara baktığımızda içimizde bir tür sarsıntı oluşmasına yol açar. Şurada işini bilen bir bakkalın dükkânı var, vitrinine ağzımız sulana sulana seyredeceğimiz yemekler dizilmiş. Bir Delft zemini ya da kırmızı kadifeden bir zemin üzerinde kahve, çay, alkol beliriyor; Hollanda Hindistam'nın egzotik kokularına duyarlı müşteriler tuzağa düştü bile. Şurada bir porselen mağazası var: vitrinin ortasında bir masa yükseliyor; ışıl ışıl parlayan bembeyaz örtü, kristaller, şamdanlar kendileri gibi seçkin konuklar bekliyorlar sanki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Daha uzakta, kadınlar için bir yüksek dikim mağazası var: vitrin mankenlerinin, son modaya en uygun görünümdeki, ama aynı zamanda bu dünyada hiçbir kadın bu güzellikte olmadığından, öbür dünyanın da bir tür yansıması görünümündeki inanılmaz kusursuz vücut ölçülerine göre dikilmiş tayyörler. Daha da uzakta, genel müdürler ya da onlara benzemek isteyenler için büyük terzinin dükkânı var: uzun kış pardösüsü, öykünmesi güç bir rahatlıkla, yumuşak bir fötr şapka, bir çift eldiven ve derisi eski Floransa ciltlerini çağrıştıran ayakkabıların yanındaki bir Chippendale koltuğun üzerine atılmış. Bununla birlikte, gezintiye çıkan ve tüm bu eşyaları kendisine satın alamayacak kişilerden oluşan kalabalık, insanın yakasını bir türlü bırakmayan o sahip olma isteğine karşın, hatta belki de aşırı incelik nedeniyle böylesine gösterişli bir görünüme karşı gelmiyor. Daha özel bir mutluluk duymaya can atan kişiye gelince, aradığını mobilya mağazasında bulacaktır. Yemek salonu, yatak odası, stüdyo, salon, hepsi elinizin erişebileceği ölçüde yakınınızda ve ay ışığında düş evresini aşmış genç görevlinin gelini yatırmaktan başka işi kalmadığı açık bir yatak gibi sıcacık. Pufla tüylerinin ve kayısı rengi süslemelerin arasından gözlere sunulan, en yasal aynı zamanda da en gerçekleştirilemez kentsoylu düş: düşlenen ev, içerden görülen iki kişilik yuva.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ülküsel yuva düşü burada da düşleyenin olanaklarını aşan görünümle beslenir, düşleyense hep aynı sahneden esinlenir: odalık denen geniş koltuk, Kaliforniya tarzı bar, Faust'un çalışmasını anımsatan kitaplık. Sokağın her köşesinde sergileme, varsıl insanların parasını boş ceplere aktarmak için yeni yeni düşler uyandırır. Üstelik kimse, gündüzleri vitrinleri düzenleyen vitrin düzenleyicisi kadar iyi bilmez bu tür düşlerin gizlerini ve çarklarını. Ama vitrin düzenleyicinin işi yalnızca mal sergilemek değildir, billur gibi bir mutluluğu kurarken malla insan arasında baştan çıkarıcı bir görüntü tuzağı yaratır. Oradan geçen de insanca, bu kapitalist esinli görüntü tarafından baştan çıkarılır; görüntü neredeyse, varlığının nedeni ve unutturması gereken yoksul evlere ya da acınacak kentsoylu mahallelere komşu olduğu için böylesine baştan çıkarıcıdır; vitrinin önündeki süslemecinin yapıtını izler ve tasarlamayı sürdürür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Küçük kentsoylu kaygılıdır kuşkusuz, ama baş kaldırmaz (çünkü camın ardındaki büyüleyici dünya imrenilecek bir sahip göstermez), kendisi için erişilmez olan bu eşyaların önünde şıklık ve zevk belirtisi o tabloyu -şu beyefendiler bu tabloya kendi varlıklarını uydururlar- kabul eder. Buradaki çiçekler ya da koku için bir kadın da bulunmalı, bolluk ve lüks olmalı bir yerlerde, ama nerede? Noel yaklaşırken, hoşnut edilecek olanlar kendimiz değil de başkaları olduğunda büyük kentlerin tecim mahalleleri dinsel bir havaya bürünür. Işıklı dükkân tabelaları iki kez, üç kez daha güçlü parlar, bu tabelalarda düşler bir çıkar bir iner, maviler, sarılar, kırmızılar, yeşiller, neon şarap saçar, puro dumanı üfler, tüm bu eşyalardan yeni bir çocuk İsa yapar. Vitrinlerin görünümü nasıl aldatıcıysa, bu da öyle gülünç bir imge. Ama denize atılan tüm kahveyi öncelikle vitrinlerde sergilemek kuşkusuz yararlı değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tanıtım Aylası&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yine de tecimsel mal, kendisini satan etiket olmadan edemez. Onu rekabete meydan okusun diye zorunlu çekiciliklerle süsleyen etiket olmadan edemez, çünkü bu rekabete içinde bulunduğu vitrininde yalnız başına karşı koyamaz. Resim ve söz, eşyanın çevresindeki tüm bu patırtı reklamdır. İnsanı, sahip olmaktan sonra gelen en kutsal şeye, müşteriye dönüştüren odur. Kapitalist olmayan başka yüzyılların ve başka ülkelerin de reklamları oldu, ama bunlar ekonomik çatışmadaki bir silahtan çok kendinden hoşnut bir övgüydü. Hem malı da göz önünde bulundurmuyordu, kendi açısından alaya alıyordu, örneğin kömür tüccarlarımızdan biri iyi hizmet verdiğini kapısına Orcus adını asarak duyursaydı durum böyle olurdu. Eski Pekin bu tür dükkân tabelalarını kullanırdı zaten: bir sepetçi dükkânının üzerinde: On Erdeme, bir afyon mağazısmm üzerinde: Lİf Kat Dürüstlüğe, bir şarap satıcısında: En Yüce Güzelliğin Yakınına, bir odunkömürü dükkânının üzerinde: Güzelliğin Kaynağına, bir maden kömürü dükkânının üzerinde: Uçan Halıya, bir koyun eti satıcısında: Sabah Alacakaranlığının Kasabına gibi yazılar okunabilirdi. Ama bunlar, gizliden gizliye çeken mıknatıslardan çok şiirlerdi, hatta kapitalist toplum daha reklama vücut vermeden önce bile, işlevleri çekmek ve eğer yerindeyse, abartmaktı. Süsleyici, reklam yaratıcısı, düş paletini eşsiz bir ustalıkla kullanmasının yanı sıra, büyülenmiş varlığı kendisine karşı koyamayacak hale getirir, onu içindeki müşteri patlaymcaya dek ustaca olgunlaştım. Atlas Okyanusu'nun ötesinden de artık şu tarzda başarılı sloganlar ulaşıyor bize: "İlkbaharda şapkalar artık bir para sorunu olmaktan çıkar"; "Cali for Philipp Morris"; "Purity and a big bottle, that's Pepsicola"; "Modern design is modern design"; "Buick, başarmış iş adamının arabası". New York Times, naylon kadın çorabı alımının yeni yeni biçimler doğurduğunu doğrular bize: "Van Raalte covers you with Leg Gloryfrom sunrise tül dark." Tutumluluk kaygısı, son moda zevki ve yenilik aşkı da beyefendilere randevu verir, bunun bedeliyse aşılmazdır: "Hoıvard Cloythes, styled voith an eye for the ıvorld of tomorrom." Reklam en bayağı eşyadan bir mucize yapar ve her sorundan kurtulmak için o mucizeyi satın almak yeter. Herhangi bir afiş üzerinde şakaklarını bir kokuyla serinleten ya da herhangi başka bir afiş üzerinde birkaç kibar beyefendinin kendisine sunduğu İsviçre çikolatasını kabul eden kadın en mutlu kadını canlandırır. Kapitalist toplumda vitrinler ve reklam düş kuranı çekmek için düzenlenmiş ökse çubuklarından başka bir şey değildir. Parlak ve hiç olmadığı gibi hoş görünen mal da, Marx'ın dediği gibi, öbürünün kişiliğini ve cüzdanını ele geçirmeye ve tüm olası gereksinim ve gerçeği düşkünlüğe dönüştürmeye yönelik yemden başka bir şey değildir. Eşyayı yücelten resim ve metnin de yapabildiği budur, Christmas ve Easter-Values'le-rin sürekli gösterişi. Bununla birlikte, küçükkentsoylu gözlerine atılan baruta karşın, patlamaz ve yeryüzünün bozulmuş tüm Batı Berlin'lerini aydınlatan aşırı parlaklığın da karanlıkları çoğaltmaktan başka bir etkisi yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;( Cogito 5 güz 1995 - Ernst Bloch - Çeviren : Olcay Kunal )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-4203201052163214102?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/4203201052163214102/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=4203201052163214102&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/4203201052163214102'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/4203201052163214102'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/yeni-giysi-aydnlatlm-vitrin.html' title='Yeni Giysi , Aydınlatılmış Vitrin'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-8108850570628966631</id><published>2007-12-27T19:21:00.000+02:00</published><updated>2007-12-27T20:05:26.240+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tüketim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ekonomi'/><title type='text'>Bir Tüketim Kuramı Üzerine...</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:85%;"  &gt;Homo ceconomicus'tm otopsisi.&lt;br /&gt;Bu bir masaldır: "Bir varmış, bir yokmuş, bir zamanlar Kıtlık içinde yaşayan bir Adam varmış. Birçok serüvenden ve Ekonomi Biliminde uzun bir yolculuktan sonra, adam Bolluk Toplumuyla karşılaşmış. Birbirleriyle evlenmişler ve bir sürü gereksinimleri olmuş." "Homo ceconomicus'un güzelliği, diyordu A.N. VVhitehead, aradığını tam olarak bilmemizdi." Altm Çağın bu insan taşılı zamanımıza yakın dönemde İnsan Doğasıyla İnsan Haklarının birleşmesinden doğmuş ve yoğun bir biçimsel usçuluk ilkesiyle donatılmıştır, bu ilke onu:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Hiç duraksamadan kendi mutluluğunu aramaya;&lt;br /&gt;2. Kendisini en çok doyuma ulaştıracak nesneleri öncelikle seçmeye iter. Acemice olsun, bilgince olsun, tüketim hakkındaki tüm söylem bir masalın söylencesel kesiti olan şu kesit üzerinde eklemlenmiştir: Onu, kendisini doyuma "ulaştıracak" nesnelere "iten" gereksinimlerle "donatılmış" bir Adam. İnsan hiçbir zaman doyuma ulaşmadığından (onu bununla suçlarlar zaten) aynı öykü durmadan eski fablların geçmişe karışmış açıklığıyla yeniden başlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bazı söylemler şaşırtır: "Gereksinimler, ekonomi biliminin uğraştığı tüm bilinmeyenler arasında bilinmemek için en ayak direten ne varsa onlardır." (Knight.) Ama bu kuşku gereksinimler hakkındaki uzun sözlerin, Marx'tan Galbraith'a, Robinson Cru-soe'den Chombart de Lauvve'e dek insanbilim konularını savunanlarca bağlılıkla söylenmesini engellemez. Ekonomiciye göre bu "yararlılıktır": Herhangi bir özgül malı tüketmeyi, yani yararlılığını yok etmeyi istemek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gereksinim serbest mallarla erek haline getirilmiştir bile, öncelikli seçimler de pazarda sunulan ürünlerin bölümlenmesiyle yönlendirilmiştir: Bu aslında ödeme gücü olan istemdir. Ruhbilimciye göre bu "güdülen-me"dir, "object-oriented" (yönelinen nesne) azaldıkça "instinct-oriented" (yönlenen içgüdü) artar, kötü tanımlanmış, bir tür önceden var olan gereklilikten biraz daha karmaşık bir kuram. Biraz daha geriden gelen toplumbilimcilere ve ruh-toplumbilimcilere göre bunda "toplum-ekinsel" bir olgu vardır. Ne gereksinimlerle donatılmış ve doğa tarafından bu gereksinimleri karşılamaya itilen bireysel bir varlığın insanbilimsel koyutun-dan, ne de tüketicinin özgür, bilinçli ve istediğini biliyormuş gibi kabul edilmesinden kuşkulanılır (toplumbilimciler "derin güdülenmeler"den kuşkulanırlar), ama bu ülküsel koyutun temelinde gereksinimlerin bir "toplumsal devinim"i olduğu kabul edilir. Öbeğin bağlamından alınmış uygunluk ve rekabet modelleri ("Keep up vvith the Joneses")'" ya da tüm topluma ya da tarihe bağlanan büyük "ekinsel modeller" oynatılır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kabaca üç durum çıkar ortaya:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Marshall'a göre gereksinimler birbirine bağımlı ve ussaldır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Galbraith'a göre (bu konuya sonra yeniden geleceğiz) seçimler inandırma yoluyla zorla benimsetilmiştir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(204, 0, 0);"&gt;Gervasi'ye (ve öbürlerine) göre gereksinimler birbirine bağımlıdır ve (ussal bir hesaptan çok) bir öğrenimden kaynaklanır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gervasi: "Seçimler rastgele değil, toplumsal açıdan denetlenmiş biçimde yapılmıştır ve içinde gerçekleştikleri ekinsel modeli yansıtırlar. Herhangi bir mal ne üretilir ne de tüketilir: Mallar bir değerler dizgesi bakımından bir anlam içerirler" Bu, bütünleşme anlamındaki tüketim konusuna bir bakış açısı getirir: "Ekonominin amacı birey için üretimi en yüksek noktasına çıkarmak değil, toplumun değerler dizgesiyle bağlantılı üretimi en yüksek noktasına çıkarmaktır." (Parsons) Duesenberry de aynı düşünceyle tek seçimin, malları aşamalanma düzenindeki konumlarına göre değiştirmekte yattığını söyleyecektir. Sonunda, bizi, tüketicinin davranışını toplumsal bir olgu olarak düşünmeye iten seçimlerin, bir toplumdan öbürüne ayrımı ve aynı toplumun içinde benzerlikleridir. Burada ekonomicilerle duyumsanır bir ayrım vardır: Ekonomicilerin "ussal" seçimi uygun seçime, uygunluk seçimine dönüşmüştür. Gereksinimler değerleri hedeflediği ölçüde nesneleri hedeflemez, ayrıca gereksinimlerin karşılanması öncelikle bu değerlerin benimsenmesi anlamına gelir. Tüketicinin temel, bilinçsiz, kendiliğinden seçimi özel bir toplumun yaşam biçemini kabul etmesi demektir (öyleyse bu bir seçim değildir! -ve tüketicinin özerklik ve egemenlik kuramı daha burada bağdaşmaz).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu toplumbilim, Riesman tarafından sıradan Amerika'nın temel kalıt türünü oluşturan malların ve hizmetlerin bütünü olarak tanımlanan "standart package" kavramında doruk noktasına ulaşır. Bu, düzenli artışla ulusal yaşam düzeyine indekslenmiş, istatistiksel bakımdan en iyi alt sınırı ve orta sınıflara uygun bir modeli oluşturur. Bazılarınca aşılmış, bazıları için düşlenen bir model, american way of life'ı(2) özetleyen bir düşüncedir bu. Burada da "Standard Package" uygunluk ülküsünü belirttiği ölçüde malların özdekselliğini (televizyon, banyo, araba, vb...) belirtmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm bu toplumbilim bizi pek ileri götürmez. Uygunluk kavramının yalnızca dev bir eşsözü (burada orta halli Amerikan, kendisi de tüketilmiş malların ortalama istatisti-ğiyle tanımlanan "Standard Package"larla tanımlanıyor -ya da toplumbilimsel olarak: Bir birey belli bir öbeğin içinde yer alıyor, çünkü belli malları tüketiyor ve belli malları tüketiyor, çünkü belli bir öbeğin içinde yer alıyor) barındırmış olmasının dışında, ekonomicilerde bireyin nesneye olan bağında karşımıza çıkan biçimsel usçuluk koyutu, burada bireyin öbeğe olan bağına geçirilmiştir yalnızca. Uygunluk ve gereksinimlerin karşılanması dayanışıktır: Mantıklı bir eşdeğerlilik ilkesine göre bir öznenin nesnelere upuygunluğuyla bir öznenin ayrıymış gibi duran bir öbeğe upuygunluğu aynıdır. "Gereksinim" ve "kural" kavramları bu olağanüstü upuygunluğun karşılıklı anlatımıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomicilerin "yararlılık" kavramıyla toplumbilimcilerin uygunluğu arasında Galbraith'm kazanç tutumları ve "geleneksel" kapitalist dizgenin belirgin özelliği olan parasal güdülenmeyle örgüt döneminin belirleme ve özgül uyarlama tutumları ve tek-nostrüktürün tutumları arasında kurduğu ayrımla aynı ayrım vardır. Tüketiciyi ereksel usçu hesabında ülküsel olarak özgür kabul eden ekonomicilerde belirmeyen, (bu nedenle de) ama Galbraith'da olduğu gibi ruh-toplumbilimcilerde beliren temel sorun gereksinimlerin koşullanması sorunudur.&lt;br /&gt;Packard'm Belli Etmeden İnandırmasından ve Dichter (ve bazılarının) İsteğin Stratejisinden beri, bu gereksinimlerin koşullanması konusu (özellikle reklam yoluyla) tüketim toplumu hakkındaki söylemin en gözde konusuna dönüşmüştür. Bolluğun artması ve "yapay gereksinimler" ya da "deliler" hakkındaki büyük yakınma beraberce aynı kitle ekinini besler, hatta sorun hakkındaki bilgince ideolojinin bile buna katkısı olur. Bu ideoloji kökünü genelde insan geleneğinin eski bir töresel ve toplumsal felsefesinden alır; Galbraith'daysa, daha kesin bir ekonomi ve siyasa düşüncesine dayanır. Biz de L'Ere de l'opulence (Bolluk Dönemi) ve Le Nouvel Etat industriel (Yeni İşleyimsel Devlet) adlı iki kitabından yola çıkarak Galbraith'a bağlanacağız.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kısaca özetlersek, çağımızın kapitalizminin temel sorununun artık "kazancın en yüksek noktasına çıkarılmasıyla "üretimin ussallaştırılması" (girişimci düzeyinde) arasındaki karşıtlıkta değil, gücül olarak sınırsız bir üretimle (teknostrüktür düzeyinde) ürünleri piyasaya sürme gerekliliği arasındaki karşıtlıkta yattığını söyleyebiliriz. Yalnızca üretim çarkını değil, tüketim istemini de denetlemek, yalnızca fiyatları değil, bu fiyata istenecek şeyi de denetlemek bu evrede dizge için yaşamsal hale gelir. Üretim ediminden önceki yordamlarla (pazar araştırmaları, yoklamaları) ya da sonraki yordamlarla (reklam, pazarlama, koşullama), genel uygulama "karar verme gücünü satın alandan -kendisinde söz konusu edim hiçbir denetlemeye yer vermez- alıp işletmeye geçirmektedir, işletme bu gücü istediği gibi biçimlendirebilir." Daha da genel olarak: "Öyleyse bireyin davranışının pazara göre ve genel toplumsal tutumunun da üreticiye ve teknost-rüktürün ereklerine göre uyarlanması dizgenin doğal özelliğidir (şöyle demek daha iyi olurdu: Mantıksal özelliğidir). Bu uyarlamanın önemi işleyimsel dizgenin gelişmesiyle artar." Galbraith'm, önceliğin tüketiciye ait olduğu ve pazarda üretim işletmeleri üzerinde etkisi olduğu kabul edilen "klasik düzen"e karşıt olarak "devrik düzen" diye adlandırdığı şeydir bu. Burada pazarın davranışlarını denetleyen, toplumsal tutumları ve gereksinimleri yönetip ayarlayan üretim işletmeleridir. Bu işletmeler üretim düzeninin bütünsel diktatörlüğüdür, en azından böyle olma eğilimindedirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu "devrik düzen", ekonomik dizgede gücü kullananın birey olduğu klasik düzenin temel söylencesini yıkar, en azından bu eleştirel değerdedir. Bireyin gücüne verilen bu önem örgütlenmenin onaylanmasına büyük katkıda bulunmuştur: Üretim düzenine uygun düşen tüm işleyiş bozuklukları, zararlılıklar, karşıtlıklar aklanmıştır, çünkü hepsi tüketici egemenliğinin işlediği alanı genişletiyordu. Sayesinde pazar üzerinde gerçek istemin, tüketicinin derin gereksinimlerinin egemenliği kurdurtmak istenilen tüm ekonomik çark ve pazar araştırmalarının, güdülenmelerin, vb. ruh-toplumbilimsel çarkı, yalnızca bu istemi pazarın ereklerine sürükleme, aynı zamanda da bu hedef süreci, tersine bir süreç ortaya atarak sürekli gizleme amacıyla vardır. "İnsan ancak otomobillerin satışının, üretiminden daha güç hale gelmesinden sonra insan için bir bilim konusuna dönüşmüştür."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece Galbraith, emperyalist yayılımında teknostrüktürce kullanılan ve istemin tüm değişmezliğini olanaksız kılan "yapay hızlandırıcılar" yoluyla13' istemin yüksek gerilime ulaştığını açıklar. Gelir, saygınlığı satın alma ve aşırı çalışma; sapıtmış bir kısır döngüyü, "fizyolojik" gereksinmelerden görünüşte "sınırsız gelir" ve seçme özgürlüğü üzerine kurulmuş olmasıyla ayrılan ve böylece istenildiği gibi biçimlendirilebilir bir nitelik alan "ruhbilimsel" denilen gereksinimlerin artması üzerine kurulmuş tüketimin cehennemi andıran çerçevesini oluşturur. Reklam burada hiç kuşkusuz başlıca rolü oynar (başka bir düşünce uzlaşımsal olmuştur). Bireyin gereksinimleri ve mallarla uyum içindeymiş gibi görünmektedir. Sonuçta, diyor Galbraith, reklam işleyimsel dizgeyle uyum içindedir: "Mallara böylesine önem veriyormuş gibi görünmesi dizgeye de önem vermesinden kaynaklanır, ayrıca teknostrüktürün toplumsal açıdan önemini ve saygınlığını da savunur." Ondan kendi yararına toplumsal hedefler alan ve kendi hedeflerini toplumsal hedefler gibi benimseten dizgedir: "General Motors için iyi olan..."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicinin özgürlüğünün ve egemenliğinin bir yutturmaca olduğunu kabul etmekle bir kez daha Galbraith'la (ve bazılarıyla) aynı düşünceyi paylaşıyoruz. Gereksinimlerin giderilmesi ve bireysel seçimle (ama öncelikle ekonomiciler tarafından) beslenen ve tüm bir "özgürlük" uygarlığının doruk noktasına ulaştığı bu yutturmaca işleyimsel dizgenin ideolojisidir, keyfilik ve toplu zararlılık bunu kanıtlar: Kötülük, kirlilik, ekinsizleşme -yani tüketici kendisine seçme özgürlüğünün zorla benimsetildiği bir çirkinlik ormanında egemen. Böylece devrik düzen (yani tüketim dizgesi) ideolojik açıdan seçim dizgesini tamamlar ve onun yerini alır. Bireysel özgürlüğün geometrik biçimli uzamları olan alışveriş merkezleri ve seçim hücreleri de dizgenin besleyicileridir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gereksinimlerin ve tüketimin bu "teknostrüktürsel" koşullanmasının çözümlenmesini uzunca açıkladık çünkü bu çözümleme bugün sınırsız bir erkte ve çünkü "delilik" sözde-felsefesinde nasıl olursa olsun gövdeleştirilmiş biçimde, tüketimin içine giren gerçek bir toplu gösterimi oluşturur. Ama çözümleme, hepsi de ülküsel insanbilimsel ko-yutlarmı yansıtan temel hedeflerle doğrulanır. Galbraith'a göre, bireyin gereksinimleri değişmez hale getirilebilir. İnsanın doğasında, "yapay hızlandırıcılar" olmadan da, ona hedeflerinin, gereksinimlerinin ve aynı zamanda çabalarının sınırlarını zorla benimsetecek bir ekonomik ilke gibi bir şey vardır. Kısacası, en yüksek düzeyde bir doyum değil de "uyumlu", bireysel düzlemde dengelenmiş ve yukarıda tanımlanmış aşırı artırılmış doyumların kısır döngüsüne girmek yerine, kendisinin de toplu gereksinimlerle uyum içinde olduğu bir toplumsal düzenlemeyle eklemlenebilmesi gereken doyuma eğilimdir bu. Ama tüm bunlar gerçekleşmesi bütünüyle olanaksız ülkülerdir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. "Gerçek" ya da "yapay" doyumlar ilkesi konusunda Galbraith ekonomicilerin şu "yanıltıcı" düşüncelerine karşı çıkar: "Savurgan bir kadının yeni bir elbiseden aldığı doyum hissinin aç bir işçinin bir hamburgerden aldığı doyum hissiyle aynı olduğunu hiçbir şey kanıtlamaz -ama tersini de hiçbir şey kanıtlamaz. Öyleyse kadının isteğiyle açın isteği eş düzeyde tutulmalıdır." "Saçma," der Galbraith. Ya da en azından, hiç de böyle yapılmamalıdır (ve klasik ekonomiciler burada, ona karşı neredeyse haklıdırlar - yalnızca bu eşdeğerliliği belirlemek için ödeme gücü olan istem düzeyinde kalırlar: Böylelikle tüm sorunları atlarlar). En azından, tüketicinin kendi doyumu açısından hiçbir şey bir "yapmacık" sınırı çizmeye olanak sağlamaz. Televizyondan ya da ikinci bir konuttan zevk almak "gerçek" özgürlük olarak algılanır, kimse bunu bir delilik olarak görmez, yalnızca aydın, ahlakçı idealizmin derinliklerinden söyleyebilir bunu, ama bu, olsa olsa onu deli bir ahlakçı gibi gösterecektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.  "Ekonomik ilke" konusunda Galbraith şöyle diyor: "Ekonomik gelişme diye adlandırılan şey, kabaca insanların gelir hedeflerini ve dolayısıyla çabalarını sınırlamak için kendilerini zorlama eğilimlerini yenebilecek bir strateji düşünmektir." Ve Kaliforni-ya'daki Filipinli işçilerin örneğini verir: "Giyim alanındaki rekabete bağlı borç baskısı bu mutlu ve uyuşuk ırkı çağdaş bir iş gücüne dönüştürdü." Bu örneğine, batıdan gelen aletlerin en büyük ekonomik uyaran kozu oluşturduğu azgelişmiş ülkeleri de ekler. Gelişmenin sürekli baskısına bağlı olarak "zorlanma" ya da tüketime sıkı bir ekonomik hazırlık kuramı diye adlandırabileceğimiz bir kuram çekicidir. İşleyimsel dizgenin evriminde, mantıksal sonuç olarak tüketim sürecinin zorlamasıyla iş saatlerinin ve davranışların, XIX. yüzyıldan bu yana da işleyimsel üretim sürecinde çalışanların düzenlenme-sinde(4) ekinlileştirmeyi getirir. İyi de, öyleyse tüketicilerin neden "zokayı yuttuklarını", neden bu strateji karşısında dayanamadıklarını açıklamak gerekecektir. Bu soruyu "mutlu ve uyuşuk" bir doğaya yöneltmek ve dizgeye mekanik bir sorumluluk vermek çok kolaydır. Uyuşukluğa, sürekli baskıya olan eğilimden daha "doğal" bir eğilim yoktur. Galbraith'm görmediği -ve bireyleri dizgenin geçici, saf kurbanları gibi işin içine katmasında onu zorlayan- değişmenin tüm toplumsal mantığıdır, "demokratik" toplumda bütünüyle rol alan, toplumsal yapıdaki ayırıcı temel sınıf ya da kesim süreçleridir. Kısacası, burada eksik olan ayrımın, orunun, vb. bütün bir toplumsallığıdır, tüketimi "uyumlu" (yani "doğanın" ülküsel kurallarına göre sınırlandırılabilir) bir kişisel doyum işlevi gibi değil de sınırlı bir toplumsal etkinlik gibi gören bu toplumsallığa bağlı olarak tüm gereksinimler göstergelerin ve ayrımların nesnel toplumsal bir istemine göre yeniden düzenlenir. İleride bu konuya yeniden değineceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3.  "Gereksinimler gerçekte üretimin meyveleridir" diyor Galbraith ne kadar doğru söylediğini bilmeyerek. Çünkü bilinçli ve uyanık haliyle bu savdan anladığı, bazı gereksinimlerin doğal "gerçekliği"nin ve "yapay" yolla büyülenmesinin daha ustaca bir yorumudur yalnızca. Galbraith, üretici dizge olmazsa, birçok gereksinimin var olmayacağını söylemek istiyor. Bundan da işletmelerin herhangi bir malı ya da hizmeti üreterek, aynı zamanda bunları kabul ettirmeye özgü tüm öneri yollarını da ürettiklerini, yani gerçekte bu mal ya da hizmetlere uygun gereksinimleri "ürettikleri"ni anlıyor. Burada önemli bir ruhbilimsel boşluk vardır. Burada, bitmiş nesnelere ilişkin gereksinimler önceden kesin olarak belirlenmiştir. Ancak şu ya da bu nesneye gereksinim duyulur ve tüketicinin tini gerçekte bir vitrin ya da bir katalogdan başka bir şey değildir. Şu da doğrudur ki, insan hakkında böylesine yalın bir görüşle varılacak yer ancak şu ruhbilimsel çöküntüdür: görgül nesnelerin yansıtıcılarından yansıyan görgül gereksinimler. Oysa bu düzeyde Koşullanma savı yanlıştır. Tüketicilerin belli bir buyruğa karşı nasıl direndikleri, eşyalar yelpazesinde "gereksinimleri"nden nasıl yararlandıkları, reklamın ne ölçüde sınırsız bir erke sahip olmadığı ve bazen ters tepkilere neden olduğu, aynı "gereksinim" e göre bir nesneden öbürüne hangi değişikliklerin yapıldığı bilinir. Kısacası, görgül düzeyde üretim stratejisinin içinden ruhbilimsel ve toplumbilimsel nitelikli bütün bir karmaşık strateji gelip geçer.&lt;br /&gt;Doğru olan, "gereksinimlerin üretimin meyveleri" olduğu değil,&lt;br /&gt;GEREKSİNİMLERİN DİZGESİNİN ÜRETİM DİZGESİNİN ÜRÜNÜ&lt;br /&gt;olduğudur. Bu bütünüyle farklıdır. Gereksinimlerin dizgesinden, gereksinimlerin bir bir, nesnelerin her birine göre üretilmiş değil, tüketici güç olarak, üretim güçlerinin daha genel çerçevesinde küresel bir kullanılabilirliğe göre üretilmiş olduğunu anlıyoruz. İşte bu anlamda teknostrüktürün imparatorluğunu yaydığı söylenebilir. Üretim düzeni zevk düzenini kendi yararı adına "almaz" (doğrusunu söylemek gerekirse, bunun bir anlamı yoktur). Zevk düzenini yadsır ve her şeyi bir üretici güçler dizgesinde yeniden düzenler. Tüketimin bu soyağacını iş-leyimsel dizgenin tarihi boyunca izleyebiliriz:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1.  Üretim düzeni geleneksel aletten bütünüyle farklı bir teknik dizge üretir: Makine/üretici güç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2.  "Varsıllık"tan ve önceki değiş tokuş biçimlerinden bütünüyle farklı bir yatırım ve ussal dolaşım dizgesi üretir: Anapara/ussallaştırılmış üretici güç.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;3. Somut çalışmadan, geleneksel "yapıt"tan bütünüyle farklı, dizgeleştirilmiş soyut üretici gücünü, ücretli işgücünü üretir.&lt;br /&gt;4. Ve gereksinimleri; ussallaştırılmış, birleştirilmiş, denetlenmiş bir bütün olarak istem/üretici gücü; üretici güçlerin ve üretim süreçlerinin tam bir denetleme sürecindeki öbür üçünün tamamlayıcısı rolündeki gereksinimler DİZGESİni üretir. Dizge olarak gereksinimler de zevkten ve doyumdan bütünüyle farklıdır. Dizge öğeleri olarak üretilmişlerdir, bir bireyin bir nesneyle olan ilişkisi olarak (aynı biçimde işgücünün de bununla ilgisi yoktur, hatta işgücü, çalışanın işinin ürünüyle olan ilişkisini yadsır -aynı biçimde ne değiş tokuş değerinin somut ve kişisel değiş tokuşla ne de biçim/malın gerçek mallarla ilgisi vardır, vb.) değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İşte Galbraith'm ve onunla birlikte insanın nesnelerle olan ilişkisinin, insanın yine insanla ilişkisinin bozulduğunu, aldatıldığını, değiştirildiğini -bu söylenceyi nesnelerle aynı zamanda tüketerek- göstermeye çabalayan tüketimin tüm "ruh doktorları"nın görmedikleri; görmezler, çünkü özgür ve bilinçli bir bireyin öncesiz-sonrasız koyutunu ortaya koyarak -öykünün sonunda mutlu son olsun diye, onu birdenbire yeniden ortaya çıkartabilmek amacıyla-, belirledikleri tüm "işleyiş bozukluklarını şeytansı bir güce -bu güç burada reklamın silahlı teknostrüktürü, halkla ilişkiler ve güdülenme araştırmalarıdır-bağlarlar. Büyüleyici bir düşünce. Gereksinimlerin, bir bir ele alındıklarında bir gereksinimler dizgesi olmadan hiçbir şey olmadığını ya da daha doğrusu, bireysel düzeyde, "tüketimin üretimin mantıksal ve zorunlu aracısı olduğu en ileri ussal dizgelleştirme biçiminden başka bir şey olmadığını görmezler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu, sofu "deliler"imize göre açıklanamaz olan birçok gizi aydınlatabilir. Örneğin bunlar "bolluk dönemi"nin ortasında püriten törenin bırakılmamış olmasına, çağdaş bir zevk anlayışının ahlakçı ve özbaskıcı eski Malthusçuluğun yerini almamış olmasına üzülürler. Dichter'in &lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;İsteğin Stratejisi&lt;/span&gt;'nin tamamı da bu eski kafa yapılarını "çaktırmadan" karıştırıp yıkmayı hedefler. Bu eski kafa yapılarının hâlâ süregeldiği doğrudur da: Bir ahlak devrimi olmamıştır ve püriten ideoloji zorunludur. Boş zamanların çözümlemesinde bu ideolojinin görünüşte hazcı olan uygulamaların hepsini nasıl etkilediğini göreceğiz. Püriten törenin, yüceltme, artma ve baskı anlamlarıyla (tek sözcükle söyleyecek olursak, ahlak anlamıyla) tüketim ve gereksinimlerle çok sıkı ilişkiler içersinde olduğu kesinlenebilir. Tüketim ve gereksinimleri içerden iten ve bunlara bu zorlayıcı ve sınırsız niteliği veren bu töredir. Hatta püriten ideoloji tüketim süreci sayesinde yeniden canlanmıştır: Tüketimi bilinen o güçlü bütünleşme ve toplumsal denetim etkenine dönüştüren de budur. Oysa tüketim-zevk bakımından tüm bunlar çelişkili ve anlaşılmaz kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buna karşın, gereksinimlerin ve tüketimin, üretici güçlerin düzenli yayılımı olduğunu kabul edersek, her şey açıklanır: Bunların da işleyimsel çağın egemen ahlakı olmuş üretici ve püriten töreye bağlı olmasında şaşılacak hiçbir şey yoktur. Bireysel "özel yaşam" düzeyinde üretici güçler gibi genelleştirilmiş birleşme, ("gereksinimler", duygular, özlemler, itkiler) ancak yüzyıllar boyunca, özellikle de XIX. yüzyılda işleyimsel dizgenin kuruluşundan sonra egemen olmuş şu baskı, yüceltme, yoğunlaşma, dizgeselleş-tirme, ussallaştırma (ve kuşkusuz "delilik"!) yapıları düzeyinde genelleştirilmiş bir yayılmaya eşlik edebilir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nesnelerin Etki Alanı - Gereksinimlerin Etki Alanı&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:85%;"  &gt;Buraya kadar tüketimin tüm çözümlemesi homo ruh-ceconomicus'a en uygun biçimde homo ceconomicus'un temel insanbilimine dayanıyordu. Bu, Klasik Siyasal Ekonominin gelişmesinde gereksinimlerin, nesnelerin (en geniş anlamda) ve doyumların bir kuramıdır. Hatta bir kuram değil, dev bir eşsözdür: "Şunu satın alıyorum, çünkü ona gereksinimim var" sözü yakıtını tutuşturan ve yakıtı sayesinde tutuşan ateşle eşdeğerdedir. Başka bir yerde,'5' tüm bu görgücü/erekçi düşüncenin (bu düşüncede birey erek olarak, bilinçli gösterimi de olayların mantığı olarak alınır) mana kavramı çevresinde ilkel insanların (ve budunbilimcilerin) büyüleyici kurgularıyla ne ölçüde aynı niteliklerde olduğunu göstermiştik. Bu düzeyde tüketimin hiçbir kuramı olamaz: Kendiliğinden gerçeklik, gereksinimler konusunda çözümleyici düşünce gibi hiçbir zaman tüketimin tüketilmiş bir yansımasından başka bir şeyi göstermeyecektir.&lt;br /&gt;İsterik ya da psikosomatik belirtiler karşısında geleneksel tıp ne kadar yalın ve si-lahsızsa, gereksinimler ve doyumlar hakkındaki bu usa uygun söylence de o kadar yalın ve silahsızdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açıklayalım: Yeri doldurulamaz nesnel işlevinin devinim alanı ve düzan-lamıyla belirttiği alanın dışında nesne, gösterge değerini aldığı yananlamlar alanında az çok sınırsız bir değişebilirlik niteliği kazanır. Böylece çamaşır makinesi bir eşya olarak kullanıldığı gibi rahatlık, saygınlık, vb. rolü de oynar. Tüketim alanı da özellikle bu alandır. Burada, her tür başka nesne, anlamlandırıcı öğe olarak çamaşır makinesinin yerini alabilir. Simgelerin mantığında olduğu gibi göstergelerin mantığında da nesneler kesinlikle bir işleve ya da belli bir gereksinime bağlı değildir. Kesinlikle çünkü toplumsal mantığa olsun, isteğin mantığına olsun, devinimli ve bilinçsizce anlamlandırma alanı görevi gördükleri şeylere, yani bambaşka bir şeye yanıt verirler.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aralarındaki tüm ilişkiler göz önünde bulundurulduğunda nesneler ve gereksinimler burada isterik ya da psikosomatik dönüşümün belirtileri gibi değişebilirler. Kayma, geçiş, sınırsız ve görünüşte nedensiz olan dönüştürülebilirlik mantığıyla aynı mantığa uyarlar. Hastalık örgensel olduğunda, belirtiyle örgen arasında zorunlu bir ilişki bulunur (aynı biçimde, eşya olarak niteliği bakımından nesneyle işlevi arasında zorunlu bir ilişki vardır). İsterik ya da psikosomatik dönüşümde belirti, gösterge gibi nedensizdir (göreli olarak). Başağrısı, bağırsak bozukluğu, lumbago, anjin, vücut kırıklığı: Belirtinin baştan başa "gezindiği" bir bedensel anlamlandırıcılar zinciri vardır -gereksinimin (hep nesnenin ussal erekliliğine bağlıdır) değil de isteğin ve içgüdüsel toplumsal mantığın belirttiği birkaç başka şeyin baştan başa gezindiği bir nesneler/göstergeler ya da nesneler/simgeler bağıntısı bulunduğu gibi.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:85%;"  &gt; Gereksinim bir yere kadar kovalanırsa, yani sözcüğün tam anlamıyla, verildiği gibi doyurulursa... yine aynı hata, herhangi bir nesnenin gereksinimi; belirtinin kendini gösterdiği örgene geleneksel bir tedavi uygulayarak hep aynı hatayı yaparız. Söz konusu örgen iyileşir iyileşmez, belirti başka yerde gösterir kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Böylece nesnelerin ve gereksinimlerin dünyası genel bir isteri dünyası olacaktır. Tüm örgenler ve vücudun tüm işlevleri dönüşümde nasıl belirtinin gösterdiği dev bir diziye (paradigma) dönüşüyorsa, nesneler de tüketimde başka bir dilin ortaya çıkardığı, başka bir şeyin konuştuğu geniş bir diziye dönüşür. Ayrıca isteride hastalığın nesnel bir özgüllüğü olmadığı için böyle bir özgüllüğün tanımlanamayacağı gibi, gereksinimin de nesnel bir özgüllüğünün tanımlanamayacağı bir durumda, bu belirsizliğin, bu sürekli devingenliğin, bir gösterenin başka bir gösterene dönüşmesinin; yokluk üzerine kurulduğu için doyurulmaz olan bir isteğin -ardışık nesne ve gereksinimlerin belli bir yerinde gösterilen şey bu asla çözülemeyecek olan istektir- yüzeysel gerçekliğinden başka bir şey olmadığı söylenebilir.&lt;br /&gt;Gereksinimin hiçbir zaman herhangi bir nesnenin gereksinimi olmadığı, farklılık "gereksinim"i (toplumsal düşünüşün isteği) olduğu kabul edilirse, eksiksiz doyumun ve gereksinimin tanımının hiçbir zaman olamayacağı varsayımı -doyurulmuş bir gereksinimin bir denge ve gerilimleri gevşetme durumu yarattığını savunan usçu kuramla gerçekte bağdaşmayan gereksinimlerin sınırsız yenilenmesi, önden kaçışın karşısındaki ön-cesiz-sonrasız ve temel karışıklık- toplumbilimsel olarak (ama ikisini birbirine eklemek çok ilginç ve temel olurdu) ilerletilebilir.&lt;br /&gt;Öyleyse isteğin etki alanına ayırıcı anlamlandırmaların da etki alanı eklenir (ikisi arasında bir eğretileme var mıdır acaba?). İkisi arasında, tek amaca yönelik ve bitmiş gereksinimler ardışık değişmeler merkezleri gibi bir anlamdan başka bir anlam almazlar -yer değiştirdiklerinde bile, arada sırada gizleseler de anlamlandırmanın onlara pay bırakmayan gerçek alanlarını gösterirler:&lt;br /&gt;Yokluk ve farklılık.&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Zevkin Yadsınması&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Nesnelerin istiflenmesi amaçsızdır (Reisman'da "objectless craving"). Görünüşte nesneye ve zevke dayanan tüketim tutumları aslında bambaşka erekliliklere karşılık oluşturur: İsteği eğretilemeli ya da dolambaçlı anlatma erekliliği, ayrımsal göstergeler arasından değerlerinin toplumsal bir düzgüsünü üretme erekliliği. Öyleyse belirleyici olan ilginin bir nesneler derlemesindeki bireysel işlevi değil; değiş tokuşun, iletişimin, değerlerin dağılımının bir göstergeler derlemesindeki doğrudan toplumsal işlevidir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Tüketimin gerçekliği, bir zevk işlevi değil, bir üretim işlevi -bu da, tıpkı maddi üretim gibi, bireysel değil de doğrudan ve bütünüyle toplu bir işlev demektir- olmasındadır. Geleneksel verileri bu şekilde alaşağı etmeden kuramsal bir çözümleme yapmak olanaksızdır: Bu verilere herhangi bir biçimde bağlanmak demek, zevkin görüngübilimine düşmek demektir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;br /&gt; &lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Tüketim, göstergelerin ve öbeğin bütüne bağlanmasının düzenlenmesini sağlayan bir dizgedir: Öyleyse hem bir ahlak (bir ideolojik değerler dizgesi) hem de bir iletişim dizgesi, bir değiş tokuş yapısıdır. Bunun üzerine ve bu toplumsal işlevle bu yapısal düzenin bireylerin çok ötelerinde olup onlara bilinçsiz bir toplumsal baskıyla kendilerini zorla benimsetmelerinden yola çıkarak, ne rakamların bir resitali ne de betimleyici bir fi-zikötesi olan kuramsal bir varsayım kurulabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt; &lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Ne kadar çelişkili görünse de, bu varsayıma göre tüketim, zevki veto etme hakkı olarak tanımlanır. Toplumsal mantık gibi tüketim dizgesi de zevkin yadsınması temeli üzerine kurulur. Zevk burada, kesinlikle ereklilik olarak, ussal erek olarak değil, erekleri başka yerde olan bir sürecin bireysel ussallaştırması olarak belirir. Zevk, tüketimi kendisi için, özerk ve ereksel olarak tanımlardı. Oysa tüketim hiçbir zaman böyle değildir. Kendi adımıza zevk alırız, ama tüketirken hiçbir zaman yalnız olmayız (tüketirken yalnız olmak, tüketicinin tüketim hakkındaki tüm ideolojik söylemce özenle korunmuş yanılsa-masıdır), genelleştirilmiş bir değiş tokuş ve düzgülü değerler üretimi dizgesine gireriz,bu dizgede tüm tüketiciler kendilerine karşın, karşılıklı olarak birbirlerini içerirler.&lt;br /&gt;Bu anlamda tüketim, dil gibi ya da ilkel toplumda akrabalık dizgesi gibi bir anlamlandırmalar düzenidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Yapısal Bir Çözümleme ?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Levi-Straussçu ilkeyi ele alalım: Tüketime toplumsal olgu niteliği veren, görünüşte doğasını koruduğu şeyler (doyum, zevk) değil, bunlardan ayrılmasını sağlayan temel yoldur (onu düzgü, kurum, düzenleme dizgesi olarak tanımlayan yol). Aynı biçimde akrabalık dizgesi aslında kanbağı ve soy zinciri gibi doğal bir veri üzerine değil, saymaca bir sınıflandırma düzenlemesi üzerine kurulmuştur, tüketim dizgesi de aslında gereksinim ve zevk üzerine değil, bir göstergeler (nesne/göstergeler) ve ayrımlar düzgüsü üzerine kurulmuştur.&lt;br /&gt;Evlilik kurallarının hepsi de toplumsal öbekteki kadınların dolaşımını sağlayıp sürdürme, yani dirimbilimsel kökenli bir kanbağı düzgesinin yerini toplumbilimsel bir evlenme dizgesiyle doldurma biçimlerini gösterir. Böylece evlilik kurallarıyla akrabalık dizgeleri bir tür dil, yani bireylerle öbekler arasında belli bir iletişim türünü sağlayıp sürdürmeyi görev edinmiş bir işlemler bütünü olarak algılanabilir. Tüketim için de aynıdır: Malların ve ürünlerin dirim-işlevsel ve dirim-ekonomik bir dizgesinin (temel ve genel gereksinimin dirimbilimsel düzeyi) yerini, toplumbilimsel bir göstergeler dizgesi (tüketimin asıl düzeyi) alır. Düzenlenmiş nesne ve mal dolaşımının temel işlevi kadınlarda ya da sözcüklerde nasılsa öyledir: Belli bir iletişim türünü sağlayıp sürdürmek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu değişik "dil" türleri arasındaki ayrımlara yeniden geleceğiz: Bu ayrımlar temelde değiş tokuş edilen değerlerin üretim tarzına ve bu üretim için yapılan çalışmanın bölünme biçimine bağlıdır. Mallar tabii ki ürünlerdir, ama sözcüklerden farklı ürünlerdir, kadınlarsa, ürün değildir. Geriye kalan, dağılım düzeyinde mallar ve nesneler, tıpkı sözcüklerin ve bir zamanlar kadınların oluşturduğu gibi küresel, saymaca, tutarlı bir göstergeler dizgesi, gereksinimlerin ve zevklerin rastlantısal dünyasının, doğal ve dirimbilimsel düzenin yerine toplumsal bir değerler ve sıralama düzenini getiren bir ekinsel dizge oluşturur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gereksinimlerin, doğal yararlılığın, vb. olmadığını söylemek değildir burada söz konusu edilen, tüketimin çağdaş toplumun özgül kavramı olarak bunlar olmadığını anlamaktır. Çünkü bu tüm toplumlar için geçerlidir. Toplumbilimsel bakımdan bizim için anlamlı olan ve içinde bulunduğumuz döneme tüketim damgasını vuran, bu ilkel düzeyin, özgül tarzların biri -belki de dönemimizin doğadan ekine geçişinin özgül tarzı- olarak beliren bir göstergeler dizgesinde genelleştirilmiş yeniden düzenlenmesidir kesinlikle.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dolaşım, satın alma, satış, malları ve nesne/göstergeleri elde etme oluşturur bugün tüm toplumun iletişim kurduğu, konuştuğu dilimizi, düzgümüzü. Tüketimin yapısı, karşısında bireysel gereksinim ve zevklerin ancak söz uygulamaları olan dili işte böyledir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Fun System ya da Zevkin Baskısı&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Tüketimin ilke ve erekliliğinin zevk olmadığının en iyi kanıtlarından biri, zevkin bugün hak ya da haz olarak değil, yurttaşın ödevi olarak zorla benimsetildiği ve kurumlaştırıldığıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Püriten kendini, kendi öz varlığını Tanrı'nın en büyük övgüsü adına geliştirilecek bir işletme gibi algılardı. Üretimleri için yaşamını verdiği "kişisel" nitelikleri, "karakter"! onun için uygun zamanda yaratım yapacağı, vurgun ya da savurganlık yapmadan yöneteceği bir anaparadır. Bunun tersine, ama aynı biçimde tüketici-insan da zevk-almak-zorundaymış gibi, bir zevk ve doyum işletmesi gibi algılar kendini... Aşık, öven/övülen, baştan çıkaran/baştan çıkarılan, katılan, keyifli, hareketli ve mutlu-olmak-zorundaymış gibi algılar kendini. Bu, varlığı alışverişlerin, ilişkilerin artırılmasıyla, yoğun gösterge ve nesne kullanımıyla ve tüm zevk gücüllüklerinin dizgeli işletilmesiyle en yüksek noktasına çıkarma ilkesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketici için, çağdaş yurttaş için, yeni törede geleneksel iş ve üretim baskısına denk düşen bu mutluluk ve zevk baskısından kaçmak söz konusu değildir. Çağdaş insan yaşamından uzaklaşır ve yavaş yavaş iş alanında üretime, gittikçe hızlanarak da kendi gereksinimlerinin ve refahının üretimi ve yenilenmesine geçer. Tüm bu gücüllüklere, tüm bu tüketici yeteneklere sık sık devinim vermeye dikkat etmelidir. Unutursa, mutsuz olma hakkı olmadığı kibarca ve üsteleye üsteleye anımsatılır. Yani edilgen olduğu doğru değildir: Sürekli bir etkinlik gösterir, öyle olmak zorundadır. Yoksa sahip olduklarıyla yetinme ve topluma aykırı hale gelme tehlikesiyle karşı karşıya kalır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buradan da mutfak, ekin, bilim, din, cinsellik, vb. konulara karşı bir evrensel merak (üzerinde durulacak bir kavram) yeniden doğar. "TRY JESUS!" diyor bir Amerikan sloganı. "Öyleyse İsa'yı (İsa'yla) dene!" Her şeyi denemek gerekir: Çünkü bir şeyleri, ne tür olursa olsun bir zevki "kaçırma" korkusu tüketim insanının kafasından hiç çıkmaz. Şu ya da bu dokunuşun, şu ya da bu deneyimin (Kanarya Adaları'nda bir Noel, viskili yı-lanbalığı, Prado, L.S.D., Japon bir kadınla aşk) sizde bir "heyecan" uyandırmayacağı hiçbir zaman belli değildir. Bu istek değildir, hatta "tad" ya da özgül bir beğeni de girmez işin içine, yaygın bir saplantı tarafından dönüştürülmüş genel bir meraktır bu -eğlenmenin, kendini sallamanın, kendini hoşnut etmenin ya da kendini ödüllendirmenin buyrulduğu "fun-morality"dir bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Birdenbire Beliren Tüketim ve Yeni Üretici&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Güçlerin Denetimi&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse tüketim görünüşte kuralsız bir alandan başka bir şey değildir, çünkü Durkheimci tanıma göre, biçimsel kurallarla yönetilmez ve gereksinimlerin ölçüsüzlüğüne ve bireysel olumsallığına bırakılmış gibidir. Hiç de genelde düşünüldüğü gibi (ekonomi "bilimi" aslında bu neden hakkında konuşmayı hiç istemez), bambaşka bir yerde toplumsal kuralların baskısına uğramış bireyin sonunda, kendi "özel" küresinde, kendi içine dönmüş halde, bir özgürlük ve kişisel oyun alanını yeniden bulacağı toplum dışı bir belirsizlik alanı değildir. Etkin ve toplu bir tutumdur, bir baskıdır, bir ahlaktır, bir kurumdur. Öbeğin bütüne birleştirilme ve toplumsal denetim işlevlerini de içeren bir anlamda bütün bir değerler dizgesidir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketim toplumu tüketimi öğrenme, tüketime toplumsal hazırlık toplumudur aynı zamanda -yani yeni üretici güçlerin ortaya çıkmasıyla ve yüksek verimlilik getiren ekonomik bir dizgenin tekelci yeni yapılanmasıyla orantılı yeni ve özgül bir toplumsallaştırma tarzı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kredi burada belirleyici bir rol -bu rol gider bütçeleri üzerinde kısmen etkili olsa da- oynar. Algılanışı örnekliktir, çünkü ikramiye, bolluğa erişimde kolaylık, hazcı anlayış ve "eski tutum, vb. tabularından kurtulmuş" görümünü altında kredi sonuçta, zorunlu tasarrufa ve ekonomik -eskiden ,varlıkları boyunca istemin planlanmasında göz önünde bulundurulmuş ve tüketici güç olarak kullanılmamış- tüketici kuşaklar hesabına toplumsal-ekonomik-dizgesel bir hazırlıktır. Kredi tasarrufu zorbalıkla alan ve istemi düzenleyen disiplinli bir süreçtir -tıpkı ücrete bağlanmış çalışmanın, işgücünü zorbalıka alan ve verimliliği artıran ussal bir süreç olduğu gibi. Galbraith'in Porto Rikolular hakkında verdiği örnekte, ne kadar edilgen ve uyuşuk olurlarsa olsunlar, onları tüketmeye özendirerek Porto Rikolulardan çağdaş bir işgücü yaratıldığını söyler, bu da kurallı, zorunlu, gelişmiş, teşvik eden tüketimin çağdaş toplumsal-ekonomik düzendeki çarpıcı stratejik değerinin bir kanıtıdır. Ve bu, Marc Alexandre'm La Nef ("Tüketim Toplumu")'de gösterdiği gibi kitlelerin kredi aracılığıyla (kredinin zorla benimsettiği disiplin ve bütçe zorlamaları) tahmine dayalı hesaba, yatırıma ve "temel" kapitalist davranışa akılsal hazırlığı sayesinde olmuştur. VVeber'e göre çağdaş kapitalist üreticiliğin kökeninde var olan usçu ve disiplinci töre, böylece şu ana kadar göz ardı ettiği bütün bir alanı kuşatır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizgesel ve düzenli tüketime bugünkü hazırlık ne ölçüde kırsal yöredeki toplulukların tüm XIX. yüzyıl boyunca işleyimsel çalışmaya büyük hazırlığının XX. yüzyıldaki eşdeğerlisi ve uzantısıdır, pek fark edilmez. XIX. yüzyılda üretim alanında beliren üretici güçlerin aynı ussallaştırma süreci, sonuca XX. yüzyılda tüketim alanında ulaşır. İşleyimsel dizge, kitleleri işgüçleri olarak toplumsallaştırdıktan sonra, gerçekleşmek ve bu güçleri tüketim güçleri olarak toplumsallaştırmak (yani bu güçleri denetlemek) için daha ileriye gitmelidir. Savaş öncesinin küçük tasarruf sahipleri ya da kargaşacı tüketicilerin, tüketmekte özgür olsunlar olmasınlar, bu dizgede yapacak hiçbir şeyleri yoktur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüm tüketim ideolojisi bizi, yeni bir çağa girdiğimize ve kararlı bir insan "Devrimi" nin, acı ve kahramanlık dolu Üretim Çağını, İnsana ve isteklerine sonunda hak tanımış olan mutlu Tüketim Çağından ayırdığına inandırmak ister. Hiç de öyle değildir. Üretim ve Tüketim -tek ve aynı büyük mantıksal süreçtir burada söz konusu edilen; üretici güçlerin serbest biçimde çoğalma ve bunların denetlenme süreci. Dizgenin buyurduğu bu süreç gündelik töre ve ideolojiye -bütün kurnazlık buradadır anlayış olarak ters biçimde geçer: Gereksinimlerin serbest bırakılması, bireyin açılması, zevk, bolluk, vb. biçimde geçer. Gider, Zevk, Hesapsızlık ("Şimdi alın, daha sonra ödersiniz") konuları, Tasarruf, Çalışma, Anababa Kalıtı gibi "püriten" konuları aratmaz. Ama burada, göründüğü kadarıyla yalnızca bir İnsan Devrimi söz konusu: Sonuçta genel bir süreç ve özünde değişmemiş bir dizge çerçevesinde, bir değerler dizgesinin (göreli olarak) etkisiz hale gelmiş başka bir dizgeyle iç kullanıma özgü yer değiştirmesidir bu. Yeni bir ereklilik olabilecek şey, gerçek içeriğinden temizlenmiş biçimde, dizgenin çoğaltılmasında zorunlu bir arabulucuya dönüşmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicilerin gereksinim ve doyumları, günümüzde öbür üretici güçler (işgücü, vb.) gibi baskı altına alınmış ve ussallaştırılmış üretici güçleridir. Kısacası, her yönüyle (hemen hemen her yönüyle) incelediğimiz tüketim, edinilmiş ideolojinin tersine, bize bir baskı boyutu olarak göründü, bu baskı boyutunda:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;1. Yapısal çözümleme düzeyinde anlamlandırma baskısı egemendir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(0, 0, 153);"&gt;2. Stratejik (toplumsal-ekonomik-siyasal) çözümlemede üretim baskısı ve üretim çarkının baskısı egemendir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse bolluk da tüketim de gerçekleştirilmiş Ütopya değildir Aynı temel süreç-lerce yönetilen, ama yeni bir ahlak tarafından iyice belirlenmiş yeni bir nesnel durumdur -üretici güçlerin yeni bir alanına denk düşen, aynı geniş dizgeye denetlenerek yeniden bağlanma yolundaki bütün. Bu anlamda, nesnel "Gelişme" yoktur (bunun zorlama sonucu "Devrim"i de yoktur): Bu en yalın haliyle, aynı şey ve başka bir şeydir. Bolluk ve Tüketimin toplam bulanıklığından, gündelik yaşam düzeyinde de duyumsanan şu sonuç çıkar: İkisi de hep hem söylence (ahlakın ve tarihin ötesinde mutluluğun göklere çıkartıldığı günün söylencesi) olarak hem de yeni bir toplu tutumlar türüne nesnel bir uyarlama süreci gibi dayanıklı biçimde yaşanırlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yurttaşlık baskısı gibi gördüğü tüketim hakkında Eisenhovver 1958 yılında şöyle demiştir: "Özgür bir toplumda hükümet, bireylerin ve özel toplulukların çabasını teşvik ettiğinde ekonomik gelişmeyi de en iyi biçimde teşvik eder. Devlet, parayı hiçbir zaman vergi yükünden kurtarılmış vergi yükümlüsünün harcayacağı ölçüde yararlı biçimde harcayamaz." Her şey, doğrudan bir vergilendirme olmadığında tüketim toplumsal yükümlülük olarak verginin yerini almıyormuşçasma gelişir. "Vergi dairesinden ettikleri 9 milyar kârla, diye ekliyor Time dergisi, tüketiciler refahı 2 milyon perakende satış dükkânında aramaya gittiler... Vantilatörlerini bir hava düzenleyiciyle değiştirerek ekonomiyi geliştirme gücüne sahip olduklarını anladılar. 1954 yılında 5 milyon mini televizyon, bir buçuk milyon elektrikli et kesme bıçağı, vb. satın alarak birden gelişmeyi sağladılar. " Kısacası yurttaşlık ödevlerini yerine getirdiler. "Thrift is unamerican," diyordu VVhyte: "Ölçülü harcamak Amerikalılık,dışıdır."&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kahramanlık döneminin "işçilik yatakları"nm eşdeğerlisi gereksinimlere gelince, onlara üretici güçler olarak bakılmalı. Reklam sinemacılığı için reklam: "Sinema, dev ekranları sayesinde size ürünümüzü gerçek haliyle gösterme olanağı sunar: Renkler, biçimler, koşullanma. Reklam gösteriminde kullanılan 2500 salon her hafta 3.500.000 izleyici tarafından dolduruluyor. Bu izleyicilerin %67'si on beş yaşından büyük otuz beş yaşından küçük. Bunlar gereksinimleri en son noktaya ulaşmış tüketicilerdir, isterler ve satın alabilirler..." Evet: Bunlar gücün (işin) tam kalbindeki varlıklardır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bireyin Lojistik İşlevi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Birey işleyimsel dizgeyi, sunduğu para biriktirme fırsatını kendi lehine kullanıp kendine anapara oluşturarak değil, dizgenin ürünlerini tüketerek kullanır. Zaten bireyin böylesine eksiksiz, böylesine bilgili ve böylesine pahalı biçimde hazırlandığı hiçbir dinsel, siyasal ya da ahlaksal etkinlik bulunmaz" (Galbraith).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dizge çalışanlara (ücretli iş), tasarruf edenlere (vergiler, borçlar, vb.) gereksinim duyar, ama en çok tüketici olanlara gereksinim duyar. İşin verimliliği gitgide uygulayıma ve örgelenmeye bağlanmaktadır, aynı biçimde yatırım da gitgide işletmelerin kendisine bağlanmaktadır (bkz. Paul Fabra'nm, Le Monde gazetesinin 26 Haziran 1969 tarihli sayısındaki makale, "Tasarrufun büyük işletmelerce aşırı kazanç getirmesi ve tekelleştirilmesi") -günümüzde bireyin istenen ve yeri pek doldurulamayacak olması, tüketici birey olmasıdır. Öyleyse, ağırlık merkezi rekabete dayalı kapitalizmin baş oyuncuları olan girişimci ve bireysel tasarrufçudan bireysel tüketiciye -bu arada bireylerin tamamına yayılarak-geçen bireysel değerler dizgesine, bürokratik-uygulayımsal yapıların da gelişmesiyle ilkbaharı ve gelecekteki doruk noktasını önceden müjdeleyebiliriz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Rekabet aşamasında kapitalizm, kendini özgeciliğin bozulmuş bir bireyci değerler dizgesiyle ayakta tutuyordu. Toplumsal özgeci bir ahlakın (bütün geleneksel tinselcilikten kalmıştır bu ahlak) yapıntısı toplumsal ilişkilerin karşıtlığını "silip süpürmüştü". "Ahlak kanunu" bireysel karşıtlıklardan doğmuştu, tıpkı "pazar kanunu" nun rekabete dayalı süreçlerden doğduğu gibi: Kanun bir denge yapıntısını koruyordu. Tüm Hıristiyan toplumunda bireysel kurtuluş, bireysel hakkın başkalarının hakkıyla smırlandırıl-masıydı, buna uzun zaman inanıldı. Bugün bu olanaksız: Nasıl "serbest pazar" tekelci, devletçi ve bürokratik denetimin yararına gücül olarak yok oluyorsa, özgeci ideoloji de en ufak bir toplumsal bütünleşmeye yeniden kavuşmak için artık yeterli değildir. Başka hiçbir toplu ideoloji de bu değerlerin yerini almamıştır. Yalnız toplu Devlet baskısı bireyciliklerin kızışmasını önlemiştir. Buradan da sivil toplumla siyasal toplumun "tüketim toplumu"ndaki temel karşıtlıkları doğar: Dizge gitgide daha çok tüketici bireycilik üretmek zorundadır, ama aynı zamanda gitgide daha sert biçimde baskı altına almaya zorlanır. Bu ancak özgeci ideolojinin bir artışıyla çözümlenebilir (bu ideoloji de bürokra-tikleştirilmiştir: Üzerine titreme, yeniden dağıtma, bağış, karşılık beklememe, tüm yardım propagandaları ve insan ilişkileri yoluyla "toplumsal yumuşama").&lt;6) Bu ideoloji tüketim dizgesinin içine girdiğinde bile, bu dizgeyi dengelemek için yeterli gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse tüketim toplumsal denetimin güçlü bir öğesidir (tüketim söz konusu denetimi tüketici bireyleri ayırarak yapar), ama daha bu niteliğiyle her zaman tüketim süreçlerinden daha güçlü bir bürokratik baskıyı doğurur ve bu baskı öyle bir baskıdır ki, sonuçta her zaman özgürlüğün egemenliği gibi daha fazla güçle göklere çıkartılır. Üstelik bu baskıdan kaçılmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Araba ve trafik tüm bu karşıtlıklara kilit örnektir:&lt;br /&gt;Bireysel tüketimin sınırsız artışı, toplu sorumluluğu ve toplumsal ahlaklılığa umutsuz çağrılar, gitgide ağırlaşan baskılar. Çelişki şudur: Hem bireye "tüketim düzeyinin toplumsal değerin gerçek ölçüsü olduğunu" yinelemek, hem de bireysel tüketim çabasıyla bunu çoktan bütünüyle göze aldığı için, ondan başka tür bir toplumsal sorumluluk istemek olmaz. Bir kez daha söylüyoruz, tüketim toplumsal bir çalışmadır. Bu düzeyde de (bugün belki "üretim" düzeyinde olduğu gibi) tüketici çalışan olarak istenir ve çalışan olarak çalıştırılır. Yine de "tüketim çalışanından topluluğun iyiliği için ücretini (bireysel doyumlarını) feda etmesini istemek gerekmezdi. Milyonlarca tüketici, toplumsal bilinçaltlarında bir yerlerde bu yeni deli çalışan orununun bir tür uygulamalı sezgisini taşır, yani kendiliklerinden, sanki kendilerini aldatarak, çağrıyı kamu dayanışmasına dönüştürürler; bu aşamadaki ısrarlı dirençleriy-se, siyasal bir korunma tepkisinden başka bir şeyi dile getirmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketicinin "kudurmuş bencilliği", bolluğun ve rahatlığın tüm tumturağına karşın, aynı zamanda çağdaş zamanların yeni sömürüleni olma isteği biçiminde bilinçaltında kabaca yer alır. Bu direnç ve bu "bencillik" dizgeyi ancak destekli baskılarla karşılık verebileceği çözülemez karşıtlıklara sürükleyedursun, dizge tüketimin, çözümlemesi hem üretiminkiyle aynı zamanda hem de onunkinden sonra yapılması gereken, dev gibi siyasal bir alan olduğunu haklı çıkarmaktan öteye gitmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tüketim hakkındaki tüm söylem, tüketiciden İnsan türünün genel, ülküsel ve kesin bir somut örneği olan Evrensel İnsanı yapmayı, tüketimden de siyasal ve toplumsal serbest bırakmanın yerine bunun başarısızlığına karşın, "insansal serbest bırakma"nın ilk örneklerini yapmayı hedefler. Ama tüketicide bir evrensel varlığın hiçbir niteliği yoktur; kendisi de siyasal ve toplumsal bir varlıktır, üretici bir güçtür -üstelik böyle olmasıyla, temel tarihsel sorunları yeniden başlatır; tüketim araçlarının (ama üretim araçlarının değil), ekonomik sorumluluğunun (üretimin içeriğinin sorumluluğu), ve benzerlerinin iyelik sorunları. Burada gücül olarak derin bunalımlar ve yeni karşıtlıklar yatmaktadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdiye dek hiçbir yerde ya da Amerikalı ev kadınlarının birkaç grevi ve ara ara tüketim mallarının yok edilmesi (1968 Mayısı -Amerikalı kadınların herkesin önünde göğüsbağlarmı yaktıkları Nobra Day) dışında hemen hemen hiçbir yerde bu karşıtlıklar bilinçli bir biçimde belirmemiştir. Öyleyse her şeyin ters gittiğini söylemek gerekir. "Tüketici çağdaş dünyada nedir? Hiçbir şey. Ne olabilirdi? Her şey ya da hemen hemen her şey. Çünkü milyonlarca yalnız yaşayan kişinin yanında yalnız kalıyor, yazgısı tüm çıkarlara bağlı." (Le Cooperateur gazetesi, 1965.) Peki öyleyse bireyci ideolojinin tüketimde çok güçlü bir rol oynadığını söylemek gerekir (bu konudaki karşıtlıkların gizli kaldığını görmüş olsak bile). Elinden alma yöntemiyle sömürme -söz konusu sömürme toplu bir alana, toplumsal çalışma alanına çok yakın olduğundan- kendini (belli bir eşiği aştıktan sonra) dayanışma oluşturucu bir etken gibi gösterir. Bir sınıf bilincine (göreli) doğru gider. Tüketim nesneleri ve mallarına yönelen elde etmeyse bireyselleştirici, ayırıcı, geçmişle aradaki bağı kopartıcıdır. Çalışan, üretici olarak ve işin bölünmesi yoluyla öbürlerini de işin içine katar: Sömürme varsa, herkes sömürülmelidir. Tüketici insan dayanışık ya da hücrede yaşayan birine dönüşür, ya da olsa olsa, koyun sürüsündeki bir koyuna dönüşür (ailedeki televizyon, stadyumdaki ya da sinemadaki kalabalık, vb.). Tüketim yapıları hem çok akışkan hem de kapalıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Otomobil sporcularının markaya karşı birleştiklerini düşünebiliyor musunuz? Ya da televizyona karşı topluca bir itirazı? Milyonlarca televizyon izleyicisinin her biri televizyon reklamlarına karşı olabilir, ama televizyon reklamları yine yapılmaktadır. Bunun nedeni, tüketim öncelikle kendi kendine bir söylem olarak güzelce düzenlenmiştir ve bu en ufak değiş tokuşta, doyumlarıyla ve düş kırık-lıklarıyla yavaş yavaş tükenmeye yönelmektedir. Tüketim nesnesi yalıtır. Özel kürede somut bir olumsuzluk yoktur, çünkü bir olumsuzluğu olmayan nesneleri üzerine kapanır. Dışarıdan, stratejisi (bu düzeyde ideolojik değil, siyasal), isteğinin stratejisi bu kez bizim varlığımızı, tekdüzeliğini ve eğlencelerini kuşatmış olan üretim dizgesince yapılanmıştır. Ya da tüketim nesnesi, daha önce gördüğümüz gibi, orunların katmanlaşmasını ayırır: Yalıtmasa bile, tüketicileri topluca bir düzgüye sokar, bu arada (tersine) toplu bir dayanışmaya yol açmaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öyleyse, genel haliyle tüketiciler, XIX. yüzyılın başında işçilerin olduğu gibi, bilinçsiz ve düzensizdirler. Böyle oldukları için her yerde yüceltilmiş, övgülere boğulmuşlar, doğruluk taslayanlarca gizemli, sanki Tanrı tarafından yollanmış ve "egemen" gerçeklik "Kamuoyu" diye adlandırılmışlardır zaten. Halkın, olduğu yerde kalsın diye (yani, siyasa ve toplum sahnesine çıkmasın diye) Demokrasi tarafından yüceltilmesi gibi tüketicilere de, toplum sahnesinde oldukları gibi gezinmesinler diye egemenlik hakkı tanınır (Katona'ya göre "Povverful consumer"). Halk, örgütlenemesin diye çalışanlardır. Kamu, kamuoyu, tüketmekle yetiniyorlar diye tüketicilerdir.&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;( Cogito 5 güz 1995 - Jean Baudrillard - Çeviri Osman Olcay Kural )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-8108850570628966631?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/8108850570628966631/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=8108850570628966631&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8108850570628966631'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8108850570628966631'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/bir-tketim-kuram-zerine.html' title='Bir Tüketim Kuramı Üzerine...'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-5152752392693750668</id><published>2007-12-27T19:09:00.000+02:00</published><updated>2007-12-27T19:17:58.611+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Devlet'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Ekonomi'/><title type='text'>Devlet Merkezcilikten İnsan Merkezli Piyasa Ekonomisine...</title><content type='html'>Bazı araştırmacılar XX. yüzyılın siyasi anlamda insanlık tarihinin en kısa yüzyılı olduğunu öne sürerler: Birinci Dünya Savaşı'yla başlayan, uluslararası ilişkilerin Soğuk Sa-vaş'm donduruculuğunda bir dünya elitinin halklar üzerinde oynadığı zorlu ve acımasız bir satranç müsabakasına indirgenmesiyle süren ve ardında türlü acılar, bilenmiş kinler, biriken nefretler, bir türlü dinmeyen intikam duyguları ve sorunlar yumağı bırakarak, sonuçta 1989 Doğu Avrupa Devrimleri'yle sona eren ilginç bir yüzyıldır bu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;XX. yüzyılın sonu aynı zamanda iki merkezli dünyanın ve Soğuk Savaş'm da sonudur; yeni başlayan Sıcak Barış artık XX. yüzyılın değil, insanlık tarihinin, sonu nereye varacağı bugünden kestirilemeyen yeni bir sayfasının hikâyesi olacaktır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;XX. yüzyılın başları Almanya'nın, ortaları Birleşik Amerika ve Sovyetler Birliği'nin, sonları Uzak Asya ve Batı Avrupa'nın yıldızının parladığı dönemler olarak görülse de, XX. yüzyılın asıl "gizli kahramanı", deyim yerindeyse "karakter oyuncusu", her gelişmeye dolaylı ya da dolaysız damgasını vuran bölge olan Doğu Avrupa'dır. XX. yüzyılın açılış ve kapanış parantezleri Doğu Avrupa'da atılmıştır; Saraybosna'da veliahta atılan bombayla, sadece bir dünya savaşı başlamakla kalmamış, imparatorlukların yeryüzünden silindiği, dünya haritasının altüst olduğu bir dönem açılmıştır; birincisini gölgede bırakan ikinci Dünya Savaşı'mn kıvılcımının çaktığı bölge yine Doğu Avrupa'dır. Bir türlü yerine oturmayan etnik ve coğrafi dağılımın çalkantılarında iştahı kabaran büyük devlerin ilk uzandığı bölgedir burası. Paylaşılamayan, üzerine savaşılan topraklardır. Ve nihayet, bu çalkantılı yüzyıl yine, bu bölgede derinlerden gelen sarsıntıyla kapanmış, Doğu Avrupa'nın, üzerine zorla giydirilmeye çalışılan tek tip elbiseyi paramparça etmesiyle yeni bir dünyanın ilk cümlesi söylenmiştir. Tarihin ne garip bir ironisidir ki, Saray-bosna'da atılan bombayla başlayan yüzyıl, yine Saraybosna'daki -ama bu kez- yığınsal bombalamalarla kapanış perdesini indirmektedir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şimdi Doğu Avrupa, dramatik bir adım atarak tarih sahnesine fırlıyor: Devlet merkezcilikten, insan merkezli piyasa ekonomisine geçişin yollarını zorluyor. Denenmemiş patikalardan geleceğe çıkışlar arıyor. Toplumsal ve ekonomik yapılarında yeni modeller peşinde koşuyor. Hangi süreçlerin sonucudur bu gelinen nokta?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu Avrupa'nın, defalarca otoriter ve totaliter uç noktalara kadar uzanan geleneksel devletçi yapısı hiç de sanıldığı gibi sadece son kırk yılın kolektivist yapılanmasının öngördüğü ve daha sonraları tarihin çıkmaz sokaklarından geri dönen modelin bir sonucu değildir. Doğu Avrupa'da devlet, toplumsal hayatı tüm yönleriyle düzenlemek iddiasıyla çok daha önceleri ortaya çıkmış ve gelişmelere damgasını vurmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Batı Avrupa'nın kalkınması, Anglosakson liberalizminin egemen düşüncesi olan, bireyin -bazen toplumsal çıkarların da önüne geçebilen- özel çıkarlarına ve bunların yaratacağı motivasyona dayanarak güçlenen ekonomik model üzerinde temellenmiştir. Sanayi devrimine biraz daha geriden dahil olan kıta Avrupa'sında, devletin ekonomik ve toplumsal hayatı düzenleyici etkisi, pür liberal düşünceleri ve bu idealler üzerinde oluşan toplumsal ilişkileri dengeleyici bir faktör olarak devreye girerken, Doğu Avrupa'da devletçilik olgusu her dönemde son derece belirleyici olmuştur.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu bölgede "halklar zindanı" haline gelen köhne imparatorlukların enkazları üzerinde yüzyıl başlarında hayat bulan yeni devletlerin en büyük özellikleri "ulusal" olmalarıdır. Ulusal devletler, güneşin altında kendilerine yer ararken, bunu her fırsatta "ötekini" ezmeye çalışarak yapmaktan geri kalmayacak, kendi kimlik arayışı içinde ulusal olumluluklarını, "ötekinin" olumsuzluklarıyla kuracağı kontrastla hissettirmeye büyük özen göstereceklerdir. Yüzyılların biriktirdiği etnik kan davaları o dönemde bu ülkelerde siyasi plüralizmin gelişmesinin önünde ciddi bir engel teşkil edecektir. Ulusun "kutsal çıkarlarını korumak" ilkesi her şeyin önüne geçecek, böylece giderek otoriterleşen ve totaliterleşen siyasi yapılanmalar için de "haklı" gerekçeler yaratılmaya çalışılacaktır. Bu dönemde devletçi yapılanma "etnik" ve "dinsel-mezhepsel" farklılıklar üzerinde inşa edilmiştir. Bunun siyasi tezahürü olan milliyetçi ve dinsel değerleri programlaştıran muhafazakâr düşünceler yüzyıl başlarının Doğu Avrupa'sının egemen siyasi akımları haline gelmiştir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Burada unutulmaması gereken en önemli nokta, toplum içinde kabul gören değerler sistemidir: Önemli olan bu dönemde bu ülkelerde milliyetçi, militarist, faşizan hükümetlerin işbaşında bulunması değil, bölge halklarının devletin toplum hayatını düzenlemeye hakkı olduğuna, hatta ülkenin ve ulusun ancak böyle ayakta kalabileceğine, yani tarih sahnesinden silinmeyeceğine yürekten inanmalarıdır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;işte paternalist ve müdahaleci devlete olan inanç, bu toplumların İkinci Dünya Savaşı sonrasında kollektivist kalkınma modelini uygulamaya başlamasını son derece kolaylaştıran bir faktör olmuştur. Doğu Avrupa'nın sosyalist yapılanma modeline dışardan, Sovyetler Birliği ve militarist yapılı komünist partiler tarafından zorla sokulduğu tezi son derece yaygın bir tezdir. Bu tezde doğruluk payı da kuşkusuz vardır, ama bu ülkelerin, devletin ekonomiden, siyasete, kültürden dini hayata her alanı belirlediği bir modeli bu kadar kısa bir zamanda ülke içinde yapılandırmasında en önemli faktör bölge ülkelerinde devletçiliğin zaten kabul gören bir felsefe olmasıdır sanıyorum. Bulgaristan, Macaristan ve Polonya'da -hatta Almanya'nın doğusunda- İkinci Dünya Savaşı sonrasında, savaş öncesinin totaliter rejimlerin yerine (kısa süren bir demokrasi döneminin arkasından) yeniden totaliter rejimlerin kurulması -ve kabul görmesi- herhalde başka türlü de açıklanamaz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Doğu Avrupa ülkelerinde son kırk yılın en temel özelliği devlet olgusuydu. Hayatın her alanına son derece doğal olarak nüfuz edebilen, toplumsal hoşnutsuzluğun ve muhalefetin ulaştığı düzeye bağlı olarak otoriter ve totaliter yöntemlerinin dozunu da rahatça ayarlayan devlet, toplumun en önemli ve vazgeçilmez kurumu olarak değerlendirilmişti. Ekonomi tüm birimleri, üretim, dağıtım ve tüketim ağlarıyla birlikte devletin kontrolündeydi. Sağlık ve eğitimden, şehirleşme ve spora, medya ve televizyondan park bahçe düzenlenmesine kadar akla gelebilecek her alanda devletin kurumları ve bürokratları yetkiliydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletçiliğin absürd boyutlara ulaştığı bu ortam elbette toplumsal hayatta bireye fırsat tanımıyor ve bireylerin özgür iradeleriyle kurdukları toplumsal oluşumların manevra imkânını neredeyse sıfırlıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ekonomide piyasa etkisini hiçbir şekilde hissettiremiyordu. Piyasa kurallarının işlemediği bir ortamda arz ve talebi birbirine yakınlaştırmak çok zordu. Uç beş yıllık planlarla, toplumda üretimin yönelimini belirlemek mümkündü, ama bu tür planlarla, toplumsal gereksinimlerin ve bireysel zevklerin anlık değişimiyle aralıksız değişen tüketimin, yani talebin izini sürmek olacak iş değildi. Toplumsal yarar ilkesi her zaman kârlılıkla örtüşmüyor, bu ise randımansız, rekabet gücü olmayan, teknik olarak da gelişme motivasyonunu hiç taşımayan bir üretim yapısı ortaya çıkarıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üretimde toplumsal yararın kârlılıkla denk düştüğü alanlarda ise, ortada fiilen özel mülkiyet olmamasına rağmen toplumsal farklılıklar oluşuyordu. Bu durum ise modelin temel ilkelerinden biri olan "eşitlikçilik"le çeliştiğinden, ya anayasal-yasal yaptırımlarla, -aslında toplumsal dinamizmi gerçekten temsil eden- bu faaliyet alanlarının önü tıkanıyordu ya da -ki bu daha yaygın bir pratikti- bu ülkelerde ekonomik-toplumsal anlamda şizofren bir yaşam boy veriyordu: Bir yanda yasaların çizdiği çerçevede yani resmi süreçler yaşanırken, diğer yanda kayıt dışı, ama gerçek ekonomi açısından son derece meşru faaliyetler filizleniyor ve bu yeni alanlar kendi kurumsal yapılanmalarını oluşturuyorlardı. Bu kayıt dışı toplumsal süreçleri düzenin elverdiği esneklik içinde legalleşti-rebilen ülkeler kolektivist modeli uygulayan ülkeler grubu içinde avantajlı duruma geliyorlardı. 1989 görkemli dönüşümüne kadar sosyalist yapı içinde neredeyse bu ülkelerin tümünde -adı konulmamış olsa da- özel mülkiyet zaten boy vermiş, piyasa etkilerini üretime taşıyabilmek için değişik deneylere girilmişti (Macaristan ve Polonya'da uygulanmaya çalışılan sosyal-piyasa ekonomisi reformları buna ilginç bir örnektir).&lt;br /&gt;Sonuç olarak, aslında ilk bakışta görünenin aksine Doğu Avrupa ülkelerinde dönüşüm süreçleri 1989 devrimleriyle başlamamıştır. 1989 devrimleri, daha önceki on yıllar boyu süren ekonomik dönüşümlerin siyasi yansıması, açık kurumsal tezahürüdür. 1989 devrimleri bu ülkelerde uygulanan modelin, kendi mantıksal ve ideolojik çerçevesi içinde reforme edilebilmesinin olanaksızlığının açıkça kabulüdür (A. Einstein'm dediği gibi; bir düşünce sistemi içinde ortaya çıkan sorunlar, o düşünce sisteminin çizdiği çerçeve dahilinde çözülemiyorlar). Bu devrimler, ekonomik hayatta tanınan özgürlüklerin ve uygulanan ekonomik reformların, devletin reformu, siyasal yapının liberalleşmesi gündeme gelmeden, açık ve hiç kimseye imtiyaz tanımayan çoğulcu demokratik bir sistem ve anayasa, hukuk ve yargı sistemine dayanan bir siyasi rejim olmadan hiçbir işe yaramadığının teslimi anlamına gelmektedir. Esasen ekonomik özgürlükler ve bireysel girişimin meşrulaştırılması siyasal dönüşümü hızlandıran katalizatör işlevi görmüştür.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devlet merkezli kumanda ekonomisinden serbest piyasa ekonomisine geçiş sürecinde ilk akla gelen ve en belirleyici adım özelleştirme gibi görünüyor. Özel mülkiyetin dokunulmazlığını, egemenlik hakları arasında birinci sıraya oturtan ve bunu kendi tarihsel gelişme süreci içinde adım adım, özümseyerek yaşayan Batı dünyası açısından bu anlaşılabilir bir şey de. Ama toplumsal hayatta total devlet kontrolünü yaşayan Doğu Avrupa ülkeleri açısından, tarihsel fırtınaların götürdüğü bu çıkmaz sokaktan geri dönüş, sadece özelleştirme, yani üretim birimlerinin eski-yeni özel sahiplerine devri değil, toplum hayatının çok değişik alanlarından devletin geri çekilmesi, yani devletsizleştirme anlamına geliyor. İşte yapılmak istenen budur.&lt;br /&gt;Toplum hayatından merkezi otoritenin geri çekilmesi elbette sancısız yaşanan bir süreç değil. Bu gelişmede en büyük tehlike, devlet aygıtının gereksiz yere işgal edip yönlendirdiği alanların boşaltılmasıyla, bu alanların, toplumun iç dinamiğiyle ve meşru yollardan oluşturduğu, çıkar gruplarının koordineli denetimine değil, mafyasal gayrı-meşru gruplaşmaların eline geçmesidir, ki bunun örnekleri Rusya, Bulgaristan ve Romanya gibi geçmiş dönemde devletin totaliter özelliklerinin en büyük olduğu ülkelerde yaşanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Devletsizleştirme sürecinin, dönemin gerektirdiği ölçülerde, gidilebilecek son noktaya kadar giderek sürdürülmesi son derece zor ve bıçak sırtında manevra yapmak kadar tehlikeli bir iş: Her şeyden önce, şunu da kabul etmek gerekir ki, piyasanın kendi yasaları çerçevesinde, yani müdahalesiz bir şekilde üretimi en rasyonel düzeye getireceği tezi klasik liberalizmin en çok propagandası yapılan, ama tarihin hiçbir döneminde hayat bulmayan efsanesidir. Piyasa, arz ve talep dengesini baştan değil, sondan, yani üretimin gerçekleşmesinden sonra oluşturur. Bu nedenle, daha sonraki önlemlerle üstesinden gelinebilse de, piyasa ekonomisinde krizler, -konjonktürel ve yapısal olarak- görülmemiş şeyler değildir. Kaldı ki, tarihin her döneminde en liberal yöntemlerle idare edilen ülkelerde bile, devlet şu ya da bu oranda ekonomik hayata müdahale etmiş, hiç değilse belli alanlarda ulusal ekonomisini kollayacak önlemler almıştır. Bu genel kaygıların da ötesinde teknik, teknolojik geri kalmışlığı, dünya pazarlarından soyutlanmışlığı, rekabet geriliği Doğu Avrupa'nın işini ayrıca zorlaştırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öte yandan devletsizleştirmenin neden olabileceği toplumsal patlamalar da Doğu Avrupa ülkelerinde yaşanan süreçlerin üzerinde ciddi bir tehdit oluşturuyor. Sağlık, eğitim, konut sistemlerinin kâra endeksli hale gelmesinin, serbest piyasanın üreticiler arasında neden olacağı doğal elemenin toplumsal boyutları, sosyal devlet yardımlarının azalmasının getireceği yoksullaşma olgusu orta hallilikte eşitliğe alışmış bu halklar içinde protesto eğilimini güçlendiriyor, popülist söylemlere potansiyel taraftar kazandırıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama tüm bunlara rağmen, Doğu Avrupa ülkeleri, devletin toplumun her alanına hâkim olduğu kumanda ekonomilerinden ve totaliter toplumsal yapılardan, dengeli piyasa ekonomisine ve plüralist demokrasiye olan yolculuklarında önemli avantajlara sahipler: Her şeyden önce piyasa ekonomisi, kendiliğinden ve tarihsel koşullarda oluşmadığından, sürecin sosyal Darwinizm olarak nitelenebilecek yabanıl olguları gündeme gelmiyor. Böylece Batı'nm piyasa ekonomisini uygularken kendi koşullarında bile beceremediği, tarihsel (dolayısıyla spontan) gelişim nedeniyle dışlayamadığı bazı toplumsal olgulara ve formasyonlara işin başında fırsat tanımamak imkânı doğuyor. İkincisi, bölge ülkelerinde her şeye rağmen son derece yüksek olan eğitim ve kültür düzeyi, ekonomik ye toplumsal kalkınmanın artık birincil unsuru haline gelen insan faktörü açısından bu ülkeleri çok avantajlı ve zengin hale getiriyor, niteliksel ve kalitesel sıçrayışları mümkün ki iyor. Etnik olarak çok karışık olan Yugoslavya'nın dışında, diğer ülkelerde 40 yıllık totaliter yönetimlerden, sivil ve plüralist rejimlere geçişin bu kadar yumuşak ve kavgasız o ması da bu bölge insanlarının bilgeliğini göstermiyor mu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üçüncü önemli avantaj ise uluslararasıdır:&lt;br /&gt;Doğu Avrupa'nın yaşadığı dönüşüm süreci, Batı Avrupa'nın siyasal ve sosyal bütünleşme sürecine denk düşmektedir. Bu süreç, Batı'nm, dil, kültür din hayat tarzı ve gelenekler olarak kendine çok yakın olan Doğu'daki yoksul kuzenleriyle entegrasyonlara ulaşabilmesi için son derece uygun bir tarihsel zemindir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Eğer Doğu Avrupa, bu tarihsel fırsatı iyi değerlendirebilirse, Asyalı ve devletçi Dogu'yla, Avrupalı ve konformist (ve bu anlamda muhafazakâr) Batı dünyasının ilginç ve yeni senteziyle kendi yeni yüzünü bulabilir. Orta Avrupalı olmakla gurur duyan ünlü Macar şaın Jozsef Attila'nın şu mısralarında olduğu gibi:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Şu dünyada düşeceksen yollara,&lt;br /&gt;İyisi mi yedi kez doğmaya bak.&lt;br /&gt;Bir kez yangın çıkan bir evde doğ,&lt;br /&gt;bir kez buzdan soğuk sellerde,&lt;br /&gt;bir kez azgın deliler arasında,&lt;br /&gt;bir kez olgun bir buğday tarlasında,&lt;br /&gt;bir kez kimsesiz bir manastırda.&lt;br /&gt;Bir ağızdan ağlayan altı bebek, yetmez:&lt;br /&gt;Sen kendin yedinci olmaya bak (1)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tarihin cehennem ateşlerinde yedi kez yakılıp yıkılan ve her defasında kendi küllerinden yeniden doğan Doğu Avrupa nihayet kendi kimliğini arıyor. Bunun ne kadar başarılı olabileceğini ilerde hep birlikte göreceğiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;1) Cevat Çapan'in çevirisinden.&lt;br /&gt;Cogito 5 güz 1995 -  Tarık Demirkan  &lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-5152752392693750668?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/5152752392693750668/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=5152752392693750668&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5152752392693750668'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5152752392693750668'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/devlet-merkezcilikten-insan-merkezli.html' title='Devlet Merkezcilikten İnsan Merkezli Piyasa Ekonomisine...'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-3049388814272947036</id><published>2007-12-27T18:59:00.000+02:00</published><updated>2007-12-27T20:05:37.303+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Tüketim'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Demokrasi'/><title type='text'>Demokrasinin Beşiği Süpermarket mi ?</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Sosyalist demokrasi ve liberal demokrasi gibi kavramlar, doğrudan demokrasi ve temsili demokrasi gibi yöntemler, Batı Avrupa demokrasileri ve İskandinav demokrasileri gibi örnekler, demokrasi tartışmalarında hâlâ varlıklarını hissettiriyorlar. Ama "pop demokratlar"m gündelik tüketime yönelik üretim birimlerinde, bir yandan aralarında kur farkları oluşturulmaya çalışılırken, diğer yandan piyasa değerlerini topluca yitiriyorlar. 80'lerin ve 90'larm dizayn özelliklerini taşıyan bazı kavramlar ise, yine borsa diliyle "tavan yapıyor". Mesela, süpermarket demokrasisi...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Tüketim ruhunun itinayla üretildiği, demokrasi kavramının aynı mantıkla tüketildiği ve bunun "kaçınılmaz değişim" olarak adlandırıldığı bir dönem, çok farklı bir şey de yaratamazdı zaten. Kavramların, değerlerin, insanların ve "söz"ün nasıl büyük bir hızla tüketilir olduğu gayet iyi biliniyor artık. Süpermarket demokrasisi ise tüketimin düz anlamından, yani "mal" ihtiyacının karşılanmasından kaynaklanıyor. Ama tüketim 90'lardaki geniş anlamının çözümlenmesine ilişkin birçok ipucu da içeriyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bir markete giriyorsunuz.Gündelik ihtiyaçlarınızı karşılamak derdindesiniz. Önünüzde neredeyse sınırsız seçenek var. Her kalem mal, farklı çeşitleriyle, farklı ambalajlarda ve farklı fiyatlarla reyondaki yerini almış durumda. Siz, hiç kimsenin müdahalesi-olmaksızın, istediğiniz ürünü seçebiliyorsunuz... Çeşit bolluğu "çoksesliliği" simgeliyor, istediğiniz ürünü seçebilmeniz ise tercih hakkını ve özgürlüğü. Sonuçta ortaya süpermarket demokrasisi çıkıyor...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Kavramın adı süpermarket demokrasisi ama anlatılan, bir grossmarket ortamı. Türkiye'deki taze örnekleri üzerinden gidersek, 3M Migroslar gibi, Carrefour gibi, Metro gibi, yiyecekten giyeceğe, elektronikten nalburiyeye her tür malın satıldığı bir yer. Grossmarketler, Avrupa ile ABD'de orta ve orta-alt sınıflara, Türkiye'de ise, şimdilik, ağırlıkla orta ve orta-üst sınıflara sesleniyorlar. Süpermarket demokrasisinin zaafı da bu sınıflar ayrımında ortaya çıkıyor işte.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Güçleriyle, nüfuzlarıyla ya da servetleriyle "elit" kategorisine dahil olmuş insanlara, özel şov anları dışında, süpermarketlerde pek rastlanmaz. Onlar için, bizzat gittikleri butikler, herkesin giremediği galeriler, genellikle kendilerinin de uğramadığı şarküteriler vs. vardır. "Mal"ı bu özel alanlarda, özel hizmetler eşliğinde edinirler. Çünkü onlar için, yine özel "butik demokrasisi" geliştirilmiştir ve seçme özgürlüğünün yanında, sipariş yoluyla, belirleme özgürlüğünü de kazanmışlardır.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Oysa süpermarkette ya da grossmarkette böyle bir belirleme özgürlüğü yoktur çünkü sipariş şansı yoktur. Çeşit ne kadar bol olursa olsun, her şey önceden hazırlanıp uygun görülen alanlara yerleştirilmiştir. Hazırların içinden seçim yapılır. Belirleme özgürlüğünün olmaması, yaratıcılık menzilinin de kısıtlanması anlamını taşır. Üstelik seçme özgürlüğü, bütçe elverdiğince genişleyebilen, bütçe kısıtlandıkça kısıtlanan bir özgürlüktür.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Ve, bütçeleri hiç elvermediği için, hiç seçemeyen insanlar vardır. Türkiye'deki oranları, üç aşağı beş yukarı, hepimizin malumu olan; Batı'daki özellikle de ABD'deki oranlarının kayda değerliği ise çoğumuzun malumu olmayanlar... Onlar ya söz konusu marketlerin kapılarından hiç giremezler ya da reyonlar arasında seçme özgürlüklerini değil hayatta kalabilecek kadar "edinebilme" imkânlarını kovalarlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İşte bu şema, deyimin tersten okunuşuyla, adı gitti kendi kaldı yadigâr Yeni Sağ'm demokrasi anlayışıyla, zihniyet kalıplarıyla ve on beş-yirmi yıllık icraatıyla tam örtüşür: Aslen iktidar seçkinlerine ait olan özgürlüklerden, tüketim ve alım güçlerine göre diğer toplumsal kesimlerin de yararlanmasına dayanan bir demokrasi anlayışı; en alttakileri ve en güçsüzleri, biraz ortadakiler için ama daha çok "yukardakiler" için feda edebilen bir değerler sistemi; bunların hepsini meşru gören, hayatın kuralı sayan bir hoyratlık... Ve, giderek daralan sosyal mobilizasyon kanallarının sübap niyetine kullanıldığı bir kaos ortamı: insanın toplumsal yaşam içindeki konumunu tüketim gücü belirliyor, tüketim gücünü ise toplumsal yaşam içindeki konumu.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Süpermarket demokrasisi, bir kavramın ötesinde bir zihniyet olarak, insanın kimliğini tüketimine göre değerlendiriyor, biçimlendiriyor, onaylıyor ya da onaylamıyor. Tüketim gücü sınırlı olanların tercih şansları da sınırlandığı için, "mal" edinme şansları azaldıkça kimlik tercihleri de azalıyor. Süpermarket demokrasisinin yine bir zihniyet olarak egemenlik kurduğu hayat alanlarında, tüketim dışındaki bir sistem üzerinden biçimlendirilmiş kimlikler ise kabul görmüyor...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Başa dönüp, süpermarket demokrasisiyle liberalizm kavramı arasında bir fark bulunup bulunmadığını, böyle bir fark varsa bunun bazı pazarlama departmanlarınca üretilmiş bir imaj olup olmadığını tartışabiliriz. Ya da az öteye sıçrayıp, her zamanki gibi Ferhan Şensoy'un "Bakkal insan/Süpermarket makine" şarkısından hareketle, gücünü yitiren "muhabbet" gelenekleri üzerine bir şeyler söyleyebiliriz. Ama süpermarkette biraz daha kalmak en iyisi galiba...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Süpermarketten ya da grossmarketten alışveriş yapmanın hiçbir zevki yok mu? Zevk duymadıklarını söyleyenlerin samimiyetleri su götürmez ama, işin doğrusu, aynı samimiyette bir zevk alanlar çok daha fazla. 1930'da New York'ta açılan ve bugünkü sü-permarketlerin prototipi olarak görülen ilk mağazanın ortaklarından Michael Cullen, süpermarketin mucidi sayılıyor. Aslında geleneksel pazar yerleri bile, "derin ortam farkı"na rağmen, eski süpermarket versiyonları olarak değerlendirilebilir. Ama diyelim ki Cullen süpermarketin mucidi; ilk mağazayı 1930'da o açmasaydı birkaç yıl sonra bir başkası açacaktı. Çünkü hayat o yönde ilerliyordu ve daha önemlisi, insanın doğasmda-ki bir şey süpermarketlerin temelini çok önceden atmıştı: Tüketme arzusu...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Tüketim kavramının çağrıştırdığı olumsuzluklar yüzünden, bu arzuya başka bir ad aramamız gerekebilir. Ama sonuçta, kastedilenin ne olduğu malum: Herkeste değilse de çoğu insanda görülen iyi beslenme, farklı tadlar yakalama, güzel şeyler giyme, pratik ya da eğlenceli araçlar edinme arzusu ve "gözümüz bolluk görsün" talebi... Süpermarketler ve grossmarketler, binlerce çeşit malla, bolluk sevinci uyandıran görüntüleriyle bu geleneksel arzuya ve bu geleneksel talebe hitap ediyorlar. Yalnızca her çeşit mal satan marketler değil, yakın büyüklükteki "ihtisas marketleri" de öyle. Yeni yeni Türkiye'de de açılmaya başlayan kırtasiye marketleri, mesela. Her renkten binlerce kalem, kalemlikler, silgiler, boyalar, çeşit çeşit kâğıtlar... Ya da ABD'deki TOYS'R US zincirininin halkaları gibi, dev oyuncak marketleri. Bu zevki de herkes paylaşmayabilir ama elinizde bir sepetle, ucuz ve basit oyuncakların çoğunluğu oluşturduğu on binlerce oyuncak, top, balon arasında gezinmek, büyükler de yaşasa çocuklar da yaşasa, anlaşılması zor bir zevk değil herhalde.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Peki, Oyuncakçı Dede ne olacak? Özellikle orta sınıf yerleşim bölgelerindeki oyuncakçıların, bakkalların, manavların işleri zor. Elbette ki hiçbir zaman tam olarak silinmeyecekler ama giderek azalacaklar. Bu -yine aynı noktaya geldik- bir ilişki geleneğinin, bir muhabbet kanalının tıkanması demek. Dahası, alıcı için, alışveriş biçimini ve ürünü kısmen belirleme şansından daha da uzaklaşılması demek.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"Sıradan insanlar"ın küçük mağazalarla ilişkileri, butik demokrasisinden farklı bir şey: Gücün kazandırdığı ayrıcalıkla, bire bir insanî ilişkinin arasındaki fark... Küçük esnaf kurumunu kutsamak abartılı bir tavır olabilir ama bu kurumun silinmesi de hayat için bir kayıp olur.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Bir yandan küçük alışveriş birimlerinin hayatî ya da insanî önemi, diğer yanda sü-permarketten alışveriş yapmanın, muhatap "makine" kategorisine de girse, yine insanî sayılabilecek zevki... Bu ikisinin arasında bir denge kurabilir mi, hayat iki kurumu birden yaşatabilir mi, kestirmek zor. Ama şurası kesin ki, o kurum aracılığıyla ya da bu kurum aracılığıyla, insanlar tüketecek...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;"Tüketmek" fiilinin yerine başka bir sözcük arayabiliriz yine, sonuç değişmez; insanlar tüketecek... Medya eleştirisi yapmaya çalışırken "Ben medyaya karşıyım" diyenler var hani; medyaya karşı olmanın anlamı, dile getirilmeyen bir büyük derinlik yoksa, hiç gazete çıkmasın, hiçbir radyo ve televizyon yayın yapmasın talebine denk düşüyor. Bütünüyle tüketime karşı olmak da benzer bir tavır işte; tüketim toplumunun eleştirisiy-le tüketime tamamen karşı olmanın arasındaki farkı atlayan bir söylem...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Evet, insanlar tüketecek. Önemli olan, kavramların, değerlerin ve insanların tüke-tilmesiyle, insanlar için üretilmiş malların tüketimi arasındaki farkı görebilmek; insanların toplumsal statülerini ve kimliklerini tüketim standartlarının belirlediği bir hayat rüzgârına karşı çıkabilmek; bir gün herkesin eşit ya da çok yakın alım gücüne sahip olabileceği düşüncesini, haksızca atıldığı defolu mallar reyonundan kurtarabilmek; pahalı bir güneş gözlüğünü insan yüzünden daha önemli hale getirebilen zihniyet karşısında yenilgiyi kabullenmemek... Ve böyle bir tavrı, hayatın içinde etkili kılabilmek...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Nasıl olacak bu? Adı, niteliği, önermeleri, yöntemi tartışmaya açık bir demokrasi anlayışıyla. Nasıl olmayacağının cevabını ya da cevaplarından birini ise tartışmaya bile gerek yok: Süpermarket demokrasisi ile olmaz...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;( Cogito 5 güz 1995 - Can Kozanoğlu )&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-3049388814272947036?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/3049388814272947036/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=3049388814272947036&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/3049388814272947036'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/3049388814272947036'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/demokrasinin-beii-spermarket-mi.html' title='Demokrasinin Beşiği Süpermarket mi ?'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-6427857392566163922</id><published>2007-12-24T21:47:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T21:49:52.841+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Öğrenme Güçlükleri</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;font-size:85%;" &gt;Herhangi bir bilgiyi edinme hızı bakımından aramızda farklar var. Bazılarımız sözel derslere daha az çalışarak başarılı olurken bazılarımız sayısal derslerde aynı performansı daha etkili biçimde sergileyebiliyor. Çünkü kişisel yatkınlıklarımız öğrenme hızımızı birebir etkiliyor. Bu kişisel yatkınlıklarımızı da, maruz kaldığımız çevresel etmenler, geçmişten getirdiğimiz bilgi birikimleri, aldığımız eğitim ve genetik kodlar belirtiyor. Bu nedenle de yaşadığımız en ufak bir başarısızlığı zekâ düzeyimize ya da öğrenme kapasitemize bağlamak pek doğru değil. Örneğin, matematikte geçen konulardan birini anlamakta güçlük çektiysek, bu bizim öğrenme güçlüğü çektiğimiz anlamına gelmiyor. Çünkü öğrenme güçlüğü, kendisini daha geniş bir yelpazede açığa vuruyor. Öğrenme güçlüğü çeken bireylerde beynin bilgiyi alıp, işleyip, kodlamasında birtakım sorunlar yaşanıyor. Ayrıca her ne kadar öğrenme güçlüğü tanısı almak kulağa korkutucu gelse de, bu güçlükler çoğu kez kişinin zekâsının bir göstergesi de değil. Öyle ki, dünyanın hayranlıkla izlediği çizgi filmlerin yaratıcısı Walt Disney'in ya da telefonu bulan mucit Alexander Graham Bell'in de öğrenme güçlüğü çektiği, bilinen bir gerçek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenme güçlükleri, kaynaklandıkları köken bakımından farklı türlere ayrılsalar da, tümü kişinin öğrenme hızını yavaşlatıyor. Yapılan araştırmalara göre genetik yatkınlık, öğrenme güçlüklerinde büyük paya sahip. Aile geçmişinde öğrenme güçlüğü bulunan kişilerin kendilerinin de öğrenme güçlüğü yaşama olasılığı artıyor. Düşük kiloyla doğma, oksijensiz kalma ya da erken doğum, beyin gelişiminde aksaklıklara neden olarak öğrenme güçlüklerini tetikleye-biliyor. Uzmanlar, çevresel etmenlerin öneminde de hemfikir. Çocuklukta yetersiz beslenme, öğrenme güçlüğü yaratabiliyor. Ya da hamilelikte annenin kullandığı sigara, alkol gibi maddeler beyin gelişimini olumsuz etkileyebiliyor; çünkü alkol, gelişen sinir hücrelerine zarar veriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Öğrenme Güçlükleri Farklı Türlere Ayrılıyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenme güçlükleri farklı başlıklar altında inceleniyor: "Disgrafi", kalem ve kâğıt kullanarak düzgün harf ve sözcüklerle okunaklı el yazısı üretmedeki güçlük olarak tanımlanıyor. Bu rahatsızlıkta, kişi fiziksel olarak yazı yazmakta zorlanıyor. "Diskalkuli"de kişinin matematiksel terim ve simgeleri anlayıp kullanmayı öğrenirken büyük çaba harcaması gerekiyor. Kelime ve cümleleri okurken harflerin yerlerini karıştırmak "disleksi" olarak adlandırılıyor. Bu öğrenme güçlüğünde genellikle harflerin yerleri karıştırılıp, sözcükler yanlış okunuyor. Son olarak "dispraksi" de, konuşurken sözcük ve cümlelerin yerlerinin karıştırılması anlamına geliyor. Tüm bu sıraladığımız öğrenme güçlüklerinin ortak özellikleri, dille ilişki içinde bulunmaları. Dilsel öğe barındırmayan öğrenme güçlükleri de yaşanabiliyor. Örneğin, kişi motor hareket becerisini edinmede ya da sosyal yetenekleri geliştirmede zorlanabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 102, 51);"&gt;"Öğrenme güçlüklerinin temelinde yatan en önemli sorunlardan biri de dikkat eksikliği."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Tedavi Edilebiliyor mu?&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenme güçlükleri tümüyle tedavi edi-lemese de öğrenme güçlüğü çeken bireyler kendileri için en uygun öğrenme tekniklerini kullanarak durumlarına uyum sağlamayı ve yaşamlarını olabilecek en yüksek kalitede sürdürmeyi başarabiliyorlar. Bu süreçte uzmanlar ve aileyle beraber, kişinin çabası da büyük bir rol oynuyor. Özellikle de erken tanı alan küçük çocukların beyinleri yeni şeyler öğrenmeye daha yatkın olduğundan bu yaşlarda alınacak özel bir eğitim, ilerisi için büyük umutlar vaat ediyor. Ancak çoğu durumda yetişkinlerde de ilerleme kaydedilebiliyor. Öğrenme güçlükleri kimi zaman da birtakım gelişimsel hastalıkların bir uzantısı olarak varlık gösterebiliyor. Örneğin, çocuğun konuşmayla ilgili fiziksel bir sorunu varsa, bu fiziksel sorun ortadan kaldırıldığında ilişkili öğrenme güçlüğü de aşılmış olabiliyor. Öğrenmeyi yalnızca konuşma kanallarındaki gelişim geriliği değil, duyma, görme gibi duyusal işlevlerin bozukluğu da olumsuz etkiliyor. Çünkü bir bilgiyi öğrenirken tüm duyu organlarımızdan da yardım alıyoruz. Herhangi bir tanesinde aksaklık meydana geldiğinde, bu kanaldan gelen yardım tıkandığı için etkili öğrenmeyi gerçekleştirebilmek zorlaşıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenme güçlüklerinin temelinde yatan en önemli sorunlardan sonuncusu, dikkat dağınıklığı. Çünkü kendimiz için bir bilginin gerekliliğine karar vermemiz için, öncelikle o bilgiye dikkatimizi vermemiz ve yoğun bir çalışma sonrası o bilgiyi içselleştirmemiz gerekiyor. Dolayısıyla dikkatimizi toplayamaz-sak öğrenmenin gerçekleşmesi de güçleşiyor. Dikkat eksikliğiyle beraber görülen hi-peraktivite, özellikle de öğrenmenin en etkili gerçekleşebileceği yaşlarda ortaya çıkan bir durum olduğundan, uzmanlar ebeveynleri uyarıyorlar. Hiperaktivite, ilaç tedavisiyle iyileştirilebiliyor. Bu nedenle de erken tanı büyük önem kazanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold; font-style: italic;"&gt;Farklı Beyin Yapıları&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapılan son araştırmalara göre öğrenme güçlüğü çeken kişilerin beyinleri normal bireylerin beyinleriyle karşılaştırıldığında yapısal ve işlevsel bazı farklılıklar gösteriyor. Bu farklılıkların yoğunlaştığı beyin bölgesi "planum temporale" olarak adlandırılıyor. Beynin her iki yarım küresinde de yer alan bu bölge, işlevsel olarak dille ilişkili. Sağlıklı bireylerde beynin sol yarımküresindeki planum temporale sağ yarım küredekine göre daha büyükken, disleksik öğrenme güçlüğü gözlenen bireylerin her iki yarım kürelerindeki planum temporale eşit büyüklükte.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Kaynaklar:&lt;br /&gt;http://kidshealth.org/teen/diseases_conditions/lear-ning/learning_disabilities.html&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-6427857392566163922?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/6427857392566163922/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=6427857392566163922&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/6427857392566163922'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/6427857392566163922'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/renme-glkleri.html' title='Öğrenme Güçlükleri'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-8788029903146456476</id><published>2007-12-24T21:45:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T21:47:12.209+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Toplumsal Çevrenin Önemi</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;font-size:85%;" &gt;Hepimiz toplumsal bir çevrede, o toplumsal çevrenin benimsediği normlar, kurallar, örf ve adetlerle yaşıyoruz. İçinde bulunduğumuz bu toplumsal çevre, düşünce ve davranışlarımızı öylesine etkileyebiliyor ki, bir süre sonra bizler de bir birey olarak o topluluğun aynası haline gelmeye başlıyoruz. Öyleyse insanlarla iletişim içine girdiğimiz her an, bizim için eşzamanlı bir öğrenme süreci anlamına geliyor. Gözlemlediğimiz bir kişinin, yaptığı bir eylem sonunda zarar görmesi, bizleri de o davranıştan uzak tutuyor. Ya da benzer şekilde başkası yaptığında ödüllendirilen davranışlar, bizlerde de onu eyleme geçirme eğilimi uyandırıyor. Sonuç olarak herhangi bir şeyi öğrenebilmemiz için onu mutlaka kendi deneyimlerimizle sınamamız gerekmiyor. Başkalarını gözlemleyerek de öğrenme mümkün. Bu noktada dikkat, önemli bir unsur. Çünkü birini gözlemleyerek onun yaşadıklarından bir şeyler öğrenebilmemiz için öncelikle ona dikkatimizi vermemiz gerekiyor. Kişiye, yani modele dikkatimizi verdikten sonra bilişsel etmenler devreye giriyor. Yapılan davranışı ve modelin gördüğü ödül ya da cezayı daha sonradan da hatırlayabil-memiz, öğrenme sürecimizde önemli bir yer kaplıyor. Bu hatırlama sürecini kuvvetlendi-rense hiç kuşkusuz tekrarlar. Davranış model tarafından ne kadar sık tekrarlanırsa, gözlemcideki öğrenme o denli kuvvetli gerçekleşiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bilişsel işleyişlerle toplumsal iletişimin bu denli yakın olması, aralarında nedensel bir ilişkinin bulunup bulunmadığıyla ilgili olarak akıllarda soru işareti uyandırıyor. Bu soruya bir yaklaşım olarak sosyal gelişim kuramının fikir babası L. Vygotsky, bilişsel gelişimlerimizin toplumsal ilişkilerden etkilendiğini öne sürüyor. Vygotsky'e göre çocuğun kültürel gelişimindeki her bir işleyiş kendisini iki aşamada açığa vuruyor: İlki, içinde büyüdüğü toplumsal çevredeki gereksinim ve ilişkileriyle şekillenen toplumsal aşamayken, ikincisi bu amaçla geliştirdiği eylem ve düşünceleri içselleştirildiği bireysel aşamadan oluşuyor. Vygotsky'nin kuramındaki diğer bir noktaysa bilişsel gelişimdeki potansiyelde "yakınsal gelişim bölgesi". Bu, toplumsal ilişkiler içinde bulunulmaya başlandıkça ulaşılan bir gelişim düzeyi. Kurama göre çocuk, toplumsal etkileşimler sırasında, erişkinlerin rehberliği ve arkadaşlarının yardımıyla tek başına erişebileceği noktadan çok daha ileri bir zihinsel gelişim düzeyine ulaşabiliyor. Vygotsky'nin kuramının en önemli uygulama alanı, dil gelişiminin açıklanmasına yönelik varsayımları. Bir bebeğin dil öğrenirken kullandığı ilk ifadeler çevresiyle iletişim amaçlı olsa da, daha sonra bu ifadeler gelişiyor ve kişinin iç sesinin oluşumunda temel oluşturuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 0, 0);"&gt;"Modanın toplumsal bir etki olduğunu ve giyinme davranışımız üzerinde yoğun etkide bulunduğunu söyleyebiliriz."&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Şiddet Görüntüleri Çocukları Etkiliyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1961 yılında "gözlemleyerek öğrenme" kavramını bir deneyle ispatlayan Albert Bandura'nın yaptığı çalışma, sonuçlarının televizyon programlarının çocuklar üzerindeki etkisine gönderme yapması açısından önem kazanıyor. Bandura, deneyinde bazı çocuklara bir film izlettiriyor. İzlettirdiği filmde, "Bobo doll" adı verilen bir oyuncağa bağırıp söven, onu tekmeleyen bir ergin görülüyor. Bunu izleyen çocuklar, daha sonra teker teker oyuncakla dolu bir odaya almıyorlar. Tam oyunlarının ortasında, biri gelerek bu oyuncaklarla artık başka bir çocuğun oynayacağını söylüyor. İlgi çekici bu odadan çıkarılan ve hayal kırıklığına uğratılan çocuk, içinde az oyuncağın bulunduğu bir başka odaya almıyor. Bu odadaki oyuncakların arasında "Bobo doll" da bulunuyor. Filmi izleyen gruptaki çocukların, "Bobo dolF'a daha saldırgan davrandıkları gözleniyor. Bandura, bir sonraki deneyinde, bir manipülasyon daha yapıyor. Şiddeti uygulayan kişi, bir grup çocuğa izletilen filmde ödüllendiriliyorken, diğer çocuklara izletilen filmde cezalandırılıyor. Sonunda ödül olan filmi izleyen çocuklarda, şiddet davranışı daha fazla gözlemleniyor. Ancak sonunda ceza gören birini izleyen çocuklar, davranışı yapmaktan kaçmıyor. Öyleyse TV filmlerinde kötü adam cezalandırılırsa, çocuklar şiddeti öğrenmemiş mi oluyor? Ne yazık ki hayır. Sonunda kötünün cezalandığı filmi izleyenler, yalnızca öğrendiklerini davranışa geçirmemiş oluyorlar. Çünkü Bandura, bu filmi izleyen çocuklara sonunda şeker vereceğini söylediğinde ve onlardan izlediklerini anlatmalarını istediğinde, Bobo DolFa vurmayan çocuklar da en ince ayrıntısına kadar şiddeti anlatıyorlar. Bandura'nın yapmış olduğu bu deney, bir şeyi öğrenmekle, o şeyi davranışa dökmek arasındaki farkı açığa koymuş olması bakımından oldukça önemli bir yere sahip. Çünkü bilişsel öğrenme, koşullanmaların tersine her zaman davranışlarda bir değişim yaratmayabiliyor. Ancak düşünsel olarak zihnimize kazınan mesajlar, ilerideki durumlara vereceğimiz yanıtları belirlemede önem kazanıyor. Bandura'nın, televizyondaki şiddetin çocukların ilgisini neden çektiğine ilişkin varsayımları da var. Çekici, yakışıklı, güçlü yüzlerin ekranda savaştığını gören çocuklar, hoşa giden modellerin sorunlarını bu şekilde çözdüklerini düşünüyorlar. Bunun yanı sıra, şiddet programlarının çoğu, çocukların tam da ekran başında olmaları beklenen saatlerde yayınlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Kaynaklar:&lt;br /&gt;http://www.mhhe.com/socscience/comm/bandur-s.mhtml&lt;br /&gt;http://teachnet.edb.utexas.edu/~lynda_abbott/Social.html&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-8788029903146456476?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/8788029903146456476/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=8788029903146456476&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8788029903146456476'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8788029903146456476'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/toplumsal-evrenin-nemi.html' title='Toplumsal Çevrenin Önemi'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-8152290474850056136</id><published>2007-12-24T21:44:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T21:47:12.210+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Stres Öğrenmeyi Nasıl Etkiliyor ?</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;font-size:85%;" &gt;Günlük yaşamımızda, küçük sıkıntılardan sevdiğimiz birinin ölümü gibi derin travmalara kadar pek çok üzücü olay yaşayabiliyoruz. Stres, bu üzüntülerin birikimli olarak yaşamsal dengemiz için oluşturduğu tehdit olarak tanımlanıyor. Stres uyandıran olaylar, olumsuz düşünceye olan yatkınlığımızla ilişkili psikolojik dinamiklerle tetiklenebildiği gibi, somut fiziksel bir kökene de dayanabiliyor. Bugüne değin stresin öğrenme ve bellek üzerindeki etkilerini ele alan pek çok araştırma yapılmış durumda. Ancak buna karşın, araştırmaların sonuçlan birbirleriyle oldukça çelişiyor. Bir yandan stres durumunda yaşanan olayların çok iyi hatırlandığına dikkat çekilirken diğer yandan stresin öğrenmeyi engellediğine vurgu yapılıyor. Stres durumunda yaşanılanların bir türlü unutu-lamadığma yönelik varsayımların en güçlü dayanak noktalarından biri, travma sonrası stres bozukluğu. Savaş, deprem gibi bir felaketin ardından gelişen travma sonrası stres bozukluğunda hastalar sürekli olarak o ana tekrar dönüp olayı bir kez daha yaşadıklarını rapor ediyorlar. Her ne kadar stres belli durumlarda ve belli dozlarda öğrenmeyi tetiklese de çoğu kez bilginin uzun süreli belleğe geçişine engel oluyor. Örneğin, ertesi gün önemli bir sınava girecek öğrencinin konuları yetiştirmesi olanaksız gibi görünüyorsa, yaşadığı stres çalıştığı kısımları öğrenmesini de güçleştire-biliyor. Peki, stresin öğrenme üzerinde kimi zaman olumlu kimi zamansa olumsuz etkilerde bulunmasını belirleyen etmenler neler olabilir? İşte, son zamanlarda yapılan bilimsel çalışmalar bu konuyu giderek daha da aydınlatıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stres, omurgalı bir hayvan olarak iki önemli biyolojik sistemimizi harekete geçiriyor: Sindirim, kalp atış hızı, kan basıncı ve vücut sıcaklığı gibi bilinç dışı yaşamsal işleyişlerin kontrolünden sorumlu otonom sinir sistemi ve hipotalamus - hipofız -böbreküstü bezleri ekseni. Hipotalamus otonom sinir sistemimizin ana kontrol noktası. Bir tehlike durumunda uyarım alan hipotalamus, hipofız bezi ve böbreküstü bezine mesaj yollayarak kortikotro-fin salınım faktörü (CRH) aracılığıyla adre-nokortikotrofık hormonun (ACHT) saliminim tetikliyor. "Kaçma ya da savaşma" tepkisinde yaşamsal bir rol oynayan korti-zol hormonuysa ACHT'nin varlığında salgılanıyor. Kortizol, ya da diğer adıyla stres hormonu, normal koşullar altında protein ve yağları karbonhidrata çevirerek kan şekerini yükseltip, metabolik etkinliği hızlandiriyor. Bu nedenle de belli düzeylerde stres, bizleri uyanık tutarak daha kolay öğrenmemize ya da çalışmalarımızı daha etkili yürütebilmemize olanak sağlayabiliyor. İşleri son anlara bıraktığımızda normaldekinden daha fazla verim almamızın altında bu işleyiş yatıyor. Ancak stres hormonu yüksek düzeylere ulaştığında beynin bellekle ilişkili hipokampüs bölgesi zarar görerek bellek sorunlarına neden oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Stresin belleğe yaptığı etkileri belirleyen tek etmen, şiddeti değil. Stresin ne zaman, hangi durumlarda yaşandığı da büyük bir paya sahip. Yapılan en son araştırmalar öyle gösteriyor ki, stres, öğrenilen bilgiyle ilişkili bir ortamda, tam olarak öğrenmenin gerçekleştiği sırada deneyimlen-diğinde bellek üzerinde olumlu etkiler gösterebiliyor. Soğuk kış aylarından birinde sıcaklığın -10 °C'ye düştüğü yeni bir şehre taşındığımızı varsayalım. Taşındığımız bu yeni şehirde merkezden eve gidiş yolumuzu öğrenmemiz, stres altındayken normal durumlardaki öğrenme sürecimize göre çok daha kısa oluyor. Çünkü bu durumda soğukluk, stres yaratan bir etmen olarak eve gidiş yolumuzda maruz kaldığımız ve eve dönüş yolu bilgisiyle ilişkili bir olumsuzluk. Benzer şekilde, bu soğuğu tam da eve giderken hissettiğimizden, öğrenme sürecimiz sırasında deneyimlemiş oluyoruz. Oysa stres öğrenme sürecimizin öncesi ya da sonrasında verilirse, olumsuz etki yapıyor. Öğrenmeden önce maruz kalman stres dikkat dağınıklığı ve odaklanmada sorunlar yaratıyorken öğrenme sonrası yaşanan stres, ceza olarak algılanıp, öğrenilen bilginin kodlanmasında engelleyici bir etmen rolü üstleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kronik Stres&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hepimizin sürekli olarak çalışıp başarılı olamadığı alanlar olabiliyor. Yeteneklerimiz ve eğilimlerimizle de ilişkili olan bu durum, çoğu zaman yoğun stres tepkilerini tetikleyip bizleri çaresizliğe itebiliyor. Bu noktadan sonra nasıl olsa başaramayacağımızı düşünüp çalışmayı bırakabiliyoruz. Örneğin, gitara karşı çok yetenekli olmadığımız halde gitar çalmaya yönlendirildiğimizi düşünelim. Eğer gitar çalma sürecimizde yenilgi üstüne yenilgiye uğrarsak, müziğe olan ilgimizi bütünüyle yitirip üflemeli çalgıları denemeyi bile reddetmeye başlayabiliriz. İşte, böyle bir durumda, öğrenilmiş çaresizlik geliştirmiş oluyoruz. Sürekli ve şiddetli stres unsurları bir süre sonra zihnimizde onları engelleyemeyeceğimiz fikrini oluşturmaya başlıyor. Bu fikir oluşmaya başladıkça da, bunu öğrenmeye çalıştığımız eylemle ilişkili geniş bir alanı kapsayacak her şeye genelleyip, kendimizi tümünden çekebiliyoruz. Bu geri çekilme içsel motivasyonumuzu azaltıyor. İçsel motivasyonumuz bir çeşit ödül olduğundan, ödül ortamdan çekildiğinde, öğrenme de büyük ölçüde gerçekleşemiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sürekli stres durumunun öğrenmeyi engellemesinde biyolojik işleyişlerin payı da oldukça büyük. Hipotalamus - hipofiz - böbreküstü bezleri ekseninin kronik bir şekilde hareket halinde olması, pek çok hastalık ve yaşlanmayla ilişki içinde. Çünkü bu sürekli etkinleşme, sinir hücrelerinin yenilenmesi olayını azaltıyor ve hücrelerin nörotransmiterlere olan duyarlılığını düşürüyor. Sinaptik yenilenmeyiyse olanaksız kılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;Kaynaklar :&lt;br /&gt;Joels M., Pu Z., Wiegert 0., Oitzl M. S. &amp;amp; Krugers H. J. (2006).&lt;br /&gt;Learning un-der stres: how does it work? TRENDS in Cognitive Sciences.&lt;br /&gt;http://saImon.psy.plym.ac.uk/year2/psy221depression/psy221depressi-on.htm&lt;br /&gt;http://socrates.berkeley.edu/~psyll4/weekl4Jecture.html&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-8152290474850056136?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/8152290474850056136/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=8152290474850056136&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8152290474850056136'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8152290474850056136'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/stres-renmeyi-nasl-etkiliyor.html' title='Stres Öğrenmeyi Nasıl Etkiliyor ?'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-5057706573287472082</id><published>2007-12-24T21:42:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T21:47:12.211+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Öğrenmede Püf Noktalar</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;1)&lt;/span&gt;  Özgül kodlama: "Özgül kodlama" ile kastedilen, bilginin kodlandığı ve geri çağrıldığı bağlamın (çevresel koşulların) aynı olması. Örneğin, açık havada, çimlerde çalışılan bir konunun sınıfta hatırlanması zorlaşabiliyor. Ancak bağlam, bilginin diğer bilgilerle ilişkisi olarak da düşünülebilir. Hep aynı sıra ve formda tekrarlanarak kodlanan bir bilgi, sınavda farklı bir yorumla sorulduğunda yanıt vermek zorlaşabiliyor. İşte bu nedenle de uzmanlar, çalışırken notlarımızı sürekli olarak tekrar düzenlememizi, başlıkların birbirleriyle olan ilişkilerini incelememizi ve yeni bağlantılar bulmaya çalışmamızı öneriyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;2)&lt;/span&gt;  Dizisel konum: Araştırmalar öyle gösteriyor ki, çalışmanın ortasında öğrenilen bilgiler, unutulmaya en yatkın olanları. Bu nedenle de, okulda ders ortalarında öğrencilerin daha dikkatli olmaları ve ders çalışırken konuları sürekli farklı sıralara koyarak okumaları öneriliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;3) &lt;/span&gt; Özümleyerek tekrar etme: Kimi zaman ders çalışırken kendimizi konuların arasında kaybolmuş hissederiz. Bu gibi durumlarda, görsel düzenlemeler yapmanın ve şemalarla bilginin bütününü de kavramanın bellek adına yararlı olacağı söyleniyor. Öyle ki herhangi bir konuyu çalışmadan önce bu konu hakkında en temel noktaları veren bütünsel bir özeti okuyup ayrıntıları daha sonra incelemek, öğrenmeyi kolaylaştırıyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;4) &lt;/span&gt; Üst bellek (metabellek): Üst bellekle ilgili çalışmalara göre insanlar genellikle neyi bilip neyi bilmediklerine ilişkin güçlü bir iç görüye sahip oluyorlar. Araşttrmacılarsa, özellikle süreyle sınırlandırılmış bir sınav sırasında, hangi sorulara daha fazla zaman ayırmamız gerektiği konusunda bu içgörülerin bize rehberlik edebileceğine dikkat çekiyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:78%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Kaynak: Gerric, R &amp;amp; Zimbardo, P. G. Psychology and Life (2005) sf. 228&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;Bilim ve Teknik Dergisi Haziran 2006 iç Bükey Yansımalar sayfasından alınmıştır.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-5057706573287472082?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/5057706573287472082/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=5057706573287472082&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5057706573287472082'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5057706573287472082'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/renmede-pf-noktalar.html' title='Öğrenmede Püf Noktalar'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-1871059034229071555</id><published>2007-12-24T21:39:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T21:42:08.980+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Öğrenme ve Bilişsel İşleyişler</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;font-size:85%;" &gt;19. yüzyılda davranışçılık alanında yapılan çalışmalar, koşullanmaların yaşamımızın bütününü kapsadığını ve öğrenmenin insan zihninin işleyişinden bağımsız olarak, kurulan uyarıcı - yanıt (operan koşullanma), ya da uyarıcı - uyarıcı (klasik koşullanma) arasındaki ilişkilere dayandığını iddia ediyordu. Ancak 1950'lerde, özellikle de dilin nasıl öğrenildiği konusunu araştırmaya yönelen biliminsanları bambaşka bir gerçekliği keşfettiler: bilişsel işleyişlerin öğrenmedeki payı. Bu farkındalık biliş devrimini de beraberinde getirdi. Bilişsel akımın varsayımları, insan zihnini karanlık bir kutuya benzeten davranışçıların açıklamada yetersiz kaldıkları noktaları gün ışığına çıkarmayı hedefliyordu. Diğer bir deyişle, zihin inceleme altına alınıyordu. Bilişsel akıma bağlı psikolog ve biyologların ulaştıkları sonuçlara göre öğrenme, ödül olmadan da gerçek-leşebiliyordu. Bunun yanı sıra her öğrenme, beraberinde mutlaka davranış değişimini de getirmek zorunda değildi. Daha da önemlisi davranışlarımız, otomatik ilişkilendirmeler-den çok anlamlı hedefler doğrultusunda biçimleniyordu. Davranışçılık akımını kökünden sarsan en etkili iddialardan birini ortaya koyan ve 20. yüzyılın ünlü dilbilimcilerinden Noam Chomsky, dilin kimi ifadelerinin tamamen orijinal ve gramatik olduğundan; bir bebeğin dili yeni öğrenirken yalnızca taklitlerle sınırlı kalmayarak, belli kurallar çerçevesinde daha önce hiç duymadığı yepyeni cümleler de kurabildiğinden bahsediyor. Bugün pek çok biliminsanı, bu varsayımı destekler biçimde, beynimizde doğuştan gelen dilsel yapıların bulunduğu ve dile maruz kaldığımızda bu merkezlerin tetiklendi-ğini düşünüyor. Dil bir yana, bilişçiler farklı noktalara da parmak basmaktan geri kalmıyorlar. Örneğin, müzisyenlerin bir müzik aleti çalarkenki davranışlarının, bir düzine uyaran-yanıt eşleşiminden daha karmaşık temellere dayandığına dikkat çekiyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-size:85%;" &gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0);"&gt;Müzisyenlerin bir müzik aleti çalarken davranışlarının bir düzine uyaran-yanıt eşleşiminden daha karmaşık temellere dayandığına dikkat çeken bilişsel akım 1950'lerde bilim dünyasında adeta bir devrim yarattı.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-size:85%;" &gt;Bilişsel öğrenmenin temelinde, aktif öğrenenin geçmiş deneyim ya da bilgi birikimi üzerinden yeni düşünceler üretmesi ve zihinsel düzenlemesini yeniden yapılandırması yatıyor. Bu varsayımı öne süren Jerome Bruner, öğrenme sırasında bireyin bilgiyi seçerek kendine has çıkarımlara vardığını ve kararlarını bu çıkarımlara dayanarak aldığını düşünüyor. Tüm bu işleyiş sonunda bilişsel bir yapı oluşturuluyor. Bu bilişsel yapıysa deneyimleri anlamlandırarak kişinin yalnızca kendisine verilen bilgiyle yetinme-mesine, kendi yorumlan çerçevesinde yeni varsayımlar oluşturabilmesine olanak sağlıyor. İşte, tüm bunlar yaşanırken bellek çok önemli bir rol üstlenmiş oluyor. Görsel ya da duyumsal yolla duyusal bellekte tutulan işlenmemiş, ham bilgi buradan kısa süreli belleğe aktarılarak işleniyor. Bu işlenme sırasında dikkat de devreye girmiş oluyor. Dikkatimizin yönlendirilmesinde deneyimlerimizin rolü büyük.&lt;br /&gt;Örneğin, silahlı birini gördüğümüzde dikkatimiz hemen silaha yöneliyor. Çünkü bu aletin ne kadar büyük zararlar verebileceğini biliyoruz. Kısa süreli belleğimizde elenen ve hatırlanmaya değer bilgiler daha sonra kullanılmak üzere uzun süreli belleğimizde kodlanıyor. Ancak bili-minsanları bu kodlanmanın nasıl gerçekleş-tiğiyle ilgili olarak halen bir fikir birliğine varabilmiş değil.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bellek Teknikleri ve Öğrenme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hatırlar mısınız, özellikle de bundan 5 -6 yıl öncesine kadar piyasada reklamları yapılan bellek teknikleri, olağanüstü başarılar vaat ederek çok kısa sürelerde, örneğin, bir yabancı dilin öğrenilebileceğini iddia ediyordu. Üzerinde birtakım resimlerin yer aldığı küçük kartlardan oluşan set, birbirine benzer sesleri ya da sözcükleri kullanarak bunları öğrenilmesi hedeflenen dildeki bambaşka anlamlı sözcüklerle ilişkilendiriyor, bu sözcüklerin akılda kalmasını kolaylaştırıyordu. Bahsettiğimiz bu bellek setleri aslında birer mnemonik (belleğe yardımcı) bellek güçlendirme yöntemi. Bu yöntemin kullanıldığı ticari paketlerde yeni öğrenilecek bir bilginin, daha önceden öğrenilmiş, iyi bilinen bambaşka bilgilerle ilişkilendirilerek akılda kalması sağlanıyor. İzlenen bu yol, bilgilerin içselleştirilmesini zorlaştırdığından bilgileri öğretmekten çok bellekte tutulmalarını sağlıyor. Bir tür ezberleme de diyebiliriz buna. Çünkü öğrenme, bilgileri kısa yoldan akılda tutmak değil, tam tersine uzun zaman dilimleri içinde yapılan sık ve anlamlı tekrarlarla, bilginin kendi dinamikleri içinde düzenlenmesini gerektiriyor. Üstelik çoğu mnemonik teknik, zihne fazladan yükleme de yapmış oluyor. Yalnızca öğrenilecek olan bilgi değil, o bilgiyle eski bilgiler arasında kurulan ilişkinin içeriğinin de kodlanması gerekiyor. Dolayısıyla söz konusu olan öğrenmeyse, kolaya kaçmamamız ve bilgileri içselleştirebilmek adına büyük çabalar sarf etmemiz gerekiyor. İnsan zihninin işleyişi, ancak böyle bir süreç sonunda öğrenebilmeyi mümkün kılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bugün kullanılan mnemonik bellek tekniklerinin temeli Eski Yunan'a dayanıyor. Benzer şekilde Romalıların da bu yöntemlerden yararlanmış oldukları biliniyor. Romalılar, hatırlamaları gereken uzun listeler için zihinlerinde her bir söz öbeği için imge oluşturup, bu imgeleri de koridorlardaki belli noktalarla beraber kodluyorlardı. Örneğin, çok iyi bildikleri bir sarayın korido-rundaki her bir heykele, hitap metinlerinin bir cümlesini atıyorlardı. Bu heykelle hitap metinleri arasında kurdukları ilişkileri iyice zihinlerine oturttuktan sonra, metni hatırlamaları oldukça kolaylaşıyordu. Saraydaki heykellerin sırasını oldukça iyi bildiklerinden, heykelle ilişkisini kurdukları cümleyi dile getirdiklerinde, metni de kâğıda bakmadan okumuş oluyorlardı. Ancak Romalıların, bu tekniği bir şeyler öğrenebilmek için değil de genellikle geçici metinleri belleklerinde tutmak adına kullanıyor olmaları, bizim de yukarıda dikkat çektiğimiz noktaya bir kez daha vurgu yapıyor: Bellekte tutmak, öğrenmek anlamına gelmiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size: 85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;( Bilim ve Teknik Dergisi internet Sitesi Psikoloji Sayfasından alınmıştır. )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-1871059034229071555?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/1871059034229071555/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=1871059034229071555&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/1871059034229071555'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/1871059034229071555'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/renme-ve-bilisel-ileyiler.html' title='Öğrenme ve Bilişsel İşleyişler'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-5626773369360349661</id><published>2007-12-24T21:36:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T21:42:08.980+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Koşullanmalar Yaşamımızın Her Yerinde</title><content type='html'>&lt;span style="font-family: verdana;font-size:85%;" &gt;İster ilkokulda ister üniversitede okuyor olalım, düşük bir not aldığımızda çoğumuzun morali bozuluyor. Oysa aldığımız o kötü not, yıllar süren eğitim yaşamımızın yalnızca küçük bir parçası. İşte, buna karşın üzerimizde bu denli büyük etkiler yaratabilmesi, not sisteminin bir şekilde klasik koşullanma ilkeleri doğrultusunda bizler için yaşamsal öneme sahip nesnelerle ilişkilendirilmesinden kaynaklanıyor. Hepimizin öğrenim görmesinin altında yatan temel nedenin, para kazanarak yaşamımızın devamını sağlayacak temel gereksinimleri karşılamak olduğunu söyleyebiliriz. Bu amaç doğrultusunda para, yemek, su ve hatta uygun bir eş anlamına geliyor. Diploma parayla, girdiğimiz sınavlarda aldığımız notlarsa diplomayla ilişkilendirilerek, normal koşullar altında etkisiz uyarıcılar olan para, diploma ve notlar yemek, su ve eş gibi koşulsuz uyarıcılarla ilişkilendiriliyor ve koşullu uyarıcılara dönüşüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonuç olarak, sınavlarda aldığımız kötü bir not, bizlerde mutlak hedefimiz olan ve birincil güdülerimizi karşılayacak nesnelere ulaşmamızda bir engel olduğundan, büyük oranda kaygı ve üzüntü yaratabiliyor.&lt;br /&gt;Not sistemini ayakta tutan işleyişse aşamalı ödül - ceza mekanizması. Herhangi bir sınava çalışmadığımızda aldığımız kötü bir not ceza görevi görerek bir sonraki sınavda bizleri çalışmaya itiyor. Ya da benzer şekilde çalışıp başardığımızda, aldığımız iyi not davranışımızı pekiştirerek diğer sınavlar için de çalışmamızı tetikliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Tüketici Davranışları -Reklamcılık&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Televizyon ekranları ya da sokaklardaki reklam panolarında görmeye alıştığımız bir manzaradır: Reklamı yapılan ürün ve hemen sağında güzel bir kadın ya da yakışıklı bir erkek resmi. Tüm firmaların ürünlerini hemen hemen aynı şekilde tanıtıyor olmaları, bir rastlantı değil. Çünkü tüketici davranışları, pazarlama sırasında kullanılan birtakım ipuç-larıyla yönlendirilebiliyor. Halihazırda bahsettiğimiz ipucuysa bize çok tanıdık: klasik koşullanma. Bu tip reklamlarda kullanılan güzel kadın ya da yakışıklı erkek resmi, koşulsuz uyarıcı niteliğinde. Cinsel bir heyecan uyandırdıklarından, birincil güdülerimizle dikkatimizi yoğunlaştırıp bir tür ödül olarak nitelendirdiğimiz unsurlardan. Tanıtımı yapılan ürünün hemen sağına yerleştirilen bu unsur, ürünle ilişkilendirilerek markete gittiğimizde o ürüne dikkatimizi vermemizi ve satın alma davranışımızı da tetikliyor. Bu durumda ürün, bir tür koşullu uyarıcıya dönüşmüş oluyor. Dolayısıyla yapılan reklam, satışlara birebir yansımış oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Halk arasında kara kedinin, ayna kırılmasının, iki direk arasından geçmenin uğursuzluğuna inanılırken, at nalının ya da denizatı kurusunun şans getirdiği düşünülür. Hemen hemen toplumun bütününe yayılmış bu batıl inançların yanı sıra kişiler bireysel olarak da kimi nesnelere "uğur" ya da "uğursuzluk" atfedebilirler. Örneğin, herhangi bir sınava girdiklerinde yüksek bir not aldılarsa, o sınavda kullandıkları kalemin kendilerine şans getirdiğine inanabilirler. Ya da kaza yaptıkları bir gün üstlerinde olan giysilerin uğursuz olduğuna inanabilirler. Batıl inançların nasıl oluştuğuna göz attığımızda karşımıza yine koşullanmalar çıkıyor. Birbiriyle ilişkisi olmayan iki olay arasında kurulan rasgele ilişkiler, kimi davranışların pekişmesine neden olabiliyor. Örneklerimizde sınavdan başarılı olma bir ödül, kazaysa ceza yerine geçmiş durumda. Bu ödül ve ceza durumu kendilerinden bağımsız kalem ve giysi değişkenleriyle ilişki-lendirilerek batıl inançların doğmasına temel oluşturuyor. Öyleyse batıl inançlarımız da koşullanmalar yoluyla gelişiyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Biyolojik Geribildirim&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Biyolojik geribildirim tıp alanında kimi hastalıkların tedavisinde yardımcı bir yöntem olarak kullanılıyor. Kalp atış ritmi sürekli olarak bozulan bir hasta düşünelim. Hasta, kalp atış ritimlerini gözlemleyebileceği bir ekranın önüne oturtuluyor. Ritimler normale göre hızlanmaya başladığında birtakım nefes alıp verme yöntemleriyle bu ritmi düzene koyması öğretiliyor. Hangi davranışları sergilediğinde kalp atış ritminin nasıl etkilendiğini gözlemleyebilen hasta, bir süre sonra rahatsızlık tekrar başgösterdiğinde beden hareketlerini ona göre ayarlamaya başlıyor. Böylece kalp ritim hızı gibi bilinçli olarak kontrol edemeyeceği reflekssel bir eylemi, geribildirimler yoluyla kontrol edebilmeye başlıyor. Biyolojik geribildirim yönteminin temelinde, koşulsuz bir yanıtı (kalp atış ritmi) edimsel yollarla (ekrandan verilen geribildirimler) kontrol etmeye çalışma yatıyor. Her ne kadar klasik koşullanma ve edimsel koşullanmada adı geçen sinir sistemleri birbirinden farklılık gösterse de, biyolojik geribildirim yöntemiyle koşulsuz bir yanıt, ödül - ceza mekanizmalarıyla belli bir düzeye kadar kontrol altına alınabiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sirk Hayvanlarının Eğitimi&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sirklerde topun üzerinde kayarak ilerleyen köpekler, birbirlerinin arkalarına başlarını dayayarak şaha kalkan filler, ateş çemberlerinin içinden geçen aslanlar, hayvanseverle-rin tepkisini çekmeye devam ediyor. Çünkü sirk hayvanlarının bu davranışları sergilemeleri koşullanma dizilerinden oluşan uzun ve çoğu zaman acı verici eğitim süreçlerini kapsıyor. Ateş çemberlerinin içinden geçen aslanları ele alalım. Öncelikle hayvan o çemberin içinden geçmek için güdülendiriliyor. Bu güdülenme çoğu zaman vücut ağırlığı belli bir yüzdenin altına düşecek kadar aç bırakılarak sağlanıyor. Daha sonraysa ateş çemberinden geçtiği her sefer için etle ödüllendiriliyor. Bir süre sonra, hayvan ödülü alabilmek için çemberden geçmeyi öğreniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gösteri sırasında aslan et görmediği halde davranışı sergilemeye devam ediyor diyebilirsiniz. İşte, eğitimcinin elindeki kırbaç tam da bu noktada devreye giriyor. Eğitim sırasında etin verildiği her seferinde eğitimci kırbacryla yere vuruyor. Baştan etkisiz uyarıcı olan kırbaç, tekrarlar sonucu etle ilişkilendirilerek koşullu uyarıcı haline geliyor ve koşullu yanıt olan çemberden geçme davranışını tetikle-meye başlıyor. Dolayısıyla gösteri sırasında kırbacın sesini duyan aslan otomatik olarak çemberden atlıyor. Bu nedenle de sirk gösterilerinde kullanılan hayvanlar şaşırtıcı gösterilerini yalnızca kırbaç, alkış, ıslık gibi herhangi bir uyarıcı eşliğinde sunabiliyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana; font-size: 85%;"&gt;( Bilim ve Teknik Dergisi internet Sitesi Psikoloji Sayfasından alınmıştır. )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;font-size:85%;" &gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-5626773369360349661?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/5626773369360349661/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=5626773369360349661&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5626773369360349661'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5626773369360349661'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/koullanmalar-yaammzn-her-yerinde.html' title='Koşullanmalar Yaşamımızın Her Yerinde'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-2872073114800402865</id><published>2007-12-24T21:35:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T21:42:08.981+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Etkili Öğrenme ve Ödül</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:85%;"  &gt;Öğrenme olayının daha etkili bir şekilde gerçekleşebilmesinde ödül önemli bir rol oynuyor. Ancak deneysel psikologların yaptığı koşullanma çalışmaları öyle gösteriyor ki, kişinin alabileceği en güzel ödül, öğrenmekten duyduğu haz. Bu nedenle de sevdiğimiz bir alanla uğraşırken daha kolay öğreniyoruz. Çünkü öğrendiklerimizin bizde merak uyandırması, gerek dikkatimizi yo-ğunlaştırabilmek gerekse yeni bilgiler edinme hevesimizi artırmak açısından önemli. Bir diğer önemli unsursa süre. Bilgiler, önümüze bir hap gibi yoğunlaştırılmış ve hazır bir şekilde sunulduğunda onları öğrenme süremiz kısalıyor; ancak aklımızda kalma süresi de pek uzun olmuyor. Bir bilgiyi öğrenebilmek için ne kadar emek harcar, diğer konularla ilişkilerini düşünür, ör-neklendirebilirsek zihnimizde kalma süresi de o denli uzuyor. Etkili öğrenme mekanizmaları ve sürekli tekrarlarla herhangi bir konuda zihinsel gelişme kaydedebilmemiz mümkün. Bu fikri destekleyen kuramlardan biri, Morton'un Logojen Modeli olarak adlandırılıyor. Bu modelde her bir sözcük kendine has yazım, fonoloji (ses), anlam, sözdizim özellikleri içeren "logojenler" olarak anılıyor. Bu logojenler belli bir eşiğe ulaşınca zihinde canlanıyorlar. Zihnimizde öğrenme ve tekrar yoluyla ne denli kuvvetli ağlar oluşturabilir-sek, logojenlerin etkinleşme olasılıkları ve süreleri de o denli artıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Bilim ve Teknik Dergisi internet Sitesi Psikoloji Sayfasından alınmıştır. )&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-2872073114800402865?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/2872073114800402865/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=2872073114800402865&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2872073114800402865'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/2872073114800402865'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/etkili-renme-ve-dl.html' title='Etkili Öğrenme ve Ödül'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-8560306403051173711</id><published>2007-12-24T21:29:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T21:31:46.647+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Etkili Öğrenme ve Farklı Öğrenme Tipleri</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:85%;"  &gt;Her gün binlerce çocuğun aklını kurcalayan bu sorunun yansıttığı, belki de etkili öğrenme yöntemleriyle çözülebilecek basit bir sorundan ibaret. Son yıllarda uzmanların üzerine basa basa tekrarladıkları bir bulgu var: Öğrenme tipleri bireyden bireye farklılaşıyor ve her öğrenme tipine ilişkin etkili öğretme biçimleri de buna paralel olarak değişim gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmiş deneyimlerin etkisiyle kişinin verdiği yanıtlarda beliren kalıcı değişimlere öğrenme deniliyor. Öğrenme kuramlarının çoğu, davranışlarımızı şekillendirenin deneyimlerimiz olduğu konusunda ortak bir paydada buluşuyor ve öğrenmeyi, çevresel koşullara uyum gösteren bir süreç olarak tanımlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="color: rgb(255, 102, 0);"&gt;Yapılan bir araştırmaya göre öğrenciler;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;   -Okuduklarının %10'unu,&lt;br /&gt;   -İşittiklerinin %26'sını,&lt;br /&gt;   -Gördüklerinin %30'unu,&lt;br /&gt;   -Görüp işittiklerinin %50'sini&lt;br /&gt;   -Söylediklerinin %70'ini,&lt;br /&gt;   -Yaptıkları şey konusunda söylediklerinin %90'ını akıllarında tutuyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Farklı Öğrenme Tipleri&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bu modele göre her öğrenci, farklı bir öğrenme tipi içinde değerlendiriliyor. Bu farklı öğrenme tiplerine bir göz atacak olursak:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Öğrencinin bilgiyi işleme tercihine göre aktif öğrenci bilgiyi, fikirlerini diğerleriyle paylaşıp tartışmalara katılarak ya da uygulamalar yaparak öğreniyor. Grup çalışmalarına yatkın. Dersi not alarak dinlemeyi sevmiyor. Düşünsel öğrenciyse öncelikle bilgi üzerine tek başına sessizce düşünmeyi tercih ediyor. Yalnız çalışmayı tercih ediyor. Aktif öğrencilerle kıyaslandığında daha etkili not tutuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;• Öğrencinin bilgiyi algılama yöntemine göre duyumsal öğrenci, kanıtlanmış gerçeklikleri öğrenme eğiliminde oluyor. Soruları iyi çalışan yöntemler üzerinden çözmeyi seviyor ve beklenmedik sorulardan hoşlanmıyor. Ayrıntılar konusunda sabırlı ve laboratuvar çalışmalarını seviyor. Uygulama yapma eğiliminde ve dikkatli. Gerçek dünyayla ilişkili olmayan derslerden hoşlanmıyor. Sezgisel öğrenciyse farklı olasılık ya da ilişkileri keşfetme eğiliminde oluyor. Tekrarları sevmiyor, yeni şeylerin peşinden gidiyor. Sınıfta tartışılmamış şeyler üzerinden test edilmekten çekinmiyor. Yeni kavramları kapmakta başarılı ve matematiksel formüllerle sıkıntı yaşamıyor. Hızlı çalışmayı seviyor. Fazla ezber ve alışıldık hesaplar gerektiren derslerden hoşlanmıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Öğrencinin bilgiyi kaparken daha çok hangi bilgi kanalını kullandığına göre görsel öğrenci resim, diyagram, grafik ve ifadeleri tercih ediyor. Sözel öğrenciyse yazılı ve sözlü tanımlamalar ve gösteri sunumlarını tercih ediyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;•  Öğrencinin bilgiyi düzenleme yollarından hangisini tercih ettiğine göre tümevarımcı öğrenci bilgiyi, her biri&lt;br /&gt;birbirini izleyen, doğrusal nitelikli nedenselliklerle değerlendirmeyi tercih ediyor. Özelden genele gelişen sunumları tercih ediyor. Soruları, mantıksal aşamaları bir bir geçerek çözüyor. Tümdengelimci öğrenciyse bilgiyi, parçaları karışık alarak değerlendirmeyi ve bütünsel bağlantıları bir anda görmeyi seçiyor. Genelden özele giden sunumları tercih ediyor. Eğer genel resmi edinebildiyse, soruları bir anda çabucak çözüyor. Ancak nasıl çözüldüğünü anlatırken zorlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;( Bilim ve Teknik Dergisi internet Sitesi Psikoloji Sayfasından alınmıştır. )&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-8560306403051173711?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/8560306403051173711/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=8560306403051173711&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8560306403051173711'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/8560306403051173711'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/her-gn-binlerce-ocuun-akln-kurcalayan.html' title='Etkili Öğrenme ve Farklı Öğrenme Tipleri'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-1918815985378817814</id><published>2007-12-24T21:23:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T21:31:11.672+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Dil Nasıl Öğreniliyor ?</title><content type='html'>&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0);font-size:85%;" &gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;1,5 yaşından itibaren sözcük dağarcığı hızla artmaya başlıyor. Bu yoğun öğrenme süreci ergenliğin sonlarına kadar devam ediyor...&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;&lt;span style="color: rgb(153, 51, 0);"&gt;Çocukların beyin metabolizması 4 yaşındayken zirveye ulaşıyor. Biliminsanları, o yaşlarda beyinde gerçekleşen yoğun sinirsel etkinliğin mırıldanma, ilk sözcükler, gramer öğrenimi gibi yetilerin ediniminde rol oynadığını düşünüyorlar.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Arıların dansı ya da yunusların çıkardıkları ıslığa benzer sesler, hayvanların da birbirleriyle iletişim içinde olduklarına örnek oluştursalar da, onların kullandıkları dil belirli birtakım simgeler repertuarının ötesine geçemiyor. Bu nedenle de biliminsanları, insanların kullandıkları dilin yeryüzündeki biricik iletişim aracı olduğuna inanıyorlar. Çünkü bizler dil simgeleriyle sayısız eşler oluşturup yeni anlamlar üretebiliyoruz. İnsan dili bilişsel yetilerimizle de yakın ilişki içinde. Bu nedenle de özellikle 1950'lerde psikoloji biliminde yaşanan biliş devriminden sonra ortaya çıkan pek çok kuram, dili çözmeye yönelik varsayımlar ortaya koymuş bulunuyor. Çünkü bebeklikte dilin nasıl kazanıldığı eşzamanlı olarak zihnimizin nasıl gelişip çalıştığı hakkında da önemli ipuçları barındırıyor. Çoğu biliminsanı, evrimsel süreç içinde zihinsel ve bedensel birtakım uyumlar geliştirerek konuşma ve konuşulanları anlama yetisi geliştirmiş olduğumuzu düşünüyor. Bu kanıyı destekler biçimde, tarihimiz içinde ses yollarımızda konuşmamızı olanaklı kılacak değişimlerin meydana gelmiş olduklarını gözlemliyoruz. Gırtlağımız boğazımızın aşağı kısmındayken ses yollarımız da ağız ve yutak boşluklarımızı oluşturacak biçimde 90 derecelik bir açıyla kıvrılıyor. Bu yerleşim, ünlü sesleri çıkara-bilmemizi olanaklı kılıyor. Eğer zaman içinde biyolojik olarak konuşmayı mümkün kılacak bir işlerlik kazandığımızı düşünüyorsak, doğal olarak benzer mekanizmaların insana evrimsel açıdan en yakın hayvan olan şempanzede de bulunması gerektiğini bekliyoruz. Ancak yapılan araştırmalar, şempanzelerin kimi sesleri anlayıp anlamlı bazı sesleri çıkarabildiklerini ortaya koysa da, bu sürecin insandakinin tam tersine çok uzun ve sancılı olduğuna dikkat çekiyor. Bu bulgular, dilin evrimsel gelişim kuramına ters düşmüyor. Çünkü insanların birebir şempanzelerden evrilmediğini biliyoruz. 6 -7 milyon yıl öncesinde yaşamış ortak atamızdan bu yana geçen yaklaşık 300 bin ku-&lt;br /&gt;şak boyunca insanların dil açısından farklı bir gelişim sağladığına inanılıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İnsanların bebeklikte dili kullanmayı nasıl öğrendikleriyle ilgili olarak yapılan araştırmalar, taşınabilir ses kaydedicilerin 1950'lerin sonuna doğru yaygınlaşmasıyla yoğunluk kazanıyor. Dil edinimi insan ömrünün çok erken aşamalarında birtakım ses kalıplarının öğrenilmesiyle başlıyor. Yaşamımızın ilk yılında dilsel gelişimimiz adına kaydettiğimiz en büyük başarı, ebeveynlerimizin konuşmalarındaki fonetik (sesle ilişkili) farklarla ilgili olarak geliştirdiğimiz hassasiyet oluyor. İlginç olansa, bebeklerin bu başarıya henüz sözcok üretmeye ve anlamaya başlamadan ulaşmaları. Diğer bir deyişle, sesleri, dillerinde kullanılan her bir ses birimini analiz ederek tanıyabiliyorlar. Bu da farklı anlamlar taşıyan sözcükleri başlarda söylenişlerindeki ses farklılıklarına dikkat ederek öğrenmediklerini, tam aksine öncelikle ses öbeklerini tanıyıp, hangi ses öbeğinin hangi sözcüğe ait olduğunu zaman içinde öğrendiklerini gösteriyor. İlk bir yılın hemen sonrasında bebekler sözcükleri anlamaya ve yavaş yavaş konuşmaya başlıyorlar. Genellikle bu aşamada sözcükleri tek başına söylüyorlar. Çocukların söylemeyi öğrendikleri ilk sözcükler dünya üzerinde hemen hemen tüm kültürlerde benzeşim gösteriyor: "Yemek, anne, baba, köpek, göz, burun, araba, bebek, şişe, güle güle..." gibi. Yaklaşık 18 aylık olmaya başladıklarında bebeklerin kullandıkları dilde iki ayrı gelişim gözlemleniyor. İlki sözcük dağarcıklarında gerçekleşen zenginleşme (ki bu süreç ergenlikte de hızla devam ediyor). İki sözcüklü öbekler oluşturmaya başlıyorlar. "Bebeğe bak, ben gidiyorum, daha güzel, baba gitti, anne geldi..." gibi. Kurulan bu ikili öbekler de kültürden kültüre büyük benzeşim gösteriyor. Çocuklar gelen, giden nesneleri, kısaca hareket halinde ne varsa onları dile getirmeyi çok kısa bir zamanda öğreniyorlar. Sözcükleri ardı ardına sıralayarak anlamlı cümleler oluşturmadan önce de bebekler, söz diziminden bir cümlenin anlamını çıkarabiliyorlar.&lt;br /&gt;2-3 yaşlarından itibaren çocukların kullandıkları dildeki gelişim öyle hızlanıyor ki araştırmacılar bu aşamadan sonra hangi yetinin daha önce kazanıldığı hakkında bir öngörüde bulunamıyorlar. Gramerde büyük aşamalar kaydeden çocukların kurdukları cümleler sürekli olarak uzuyor, söz dizimleri katlanarak çeşitleniyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çocukların dili öğrenme süreçlerini açıklamaya yönelik çalışmalar biyolojik ve zihinsel kökenli olmak üzere ikiye ayrılıyor. Bebekliğin erken dönemlerinde dil kanallarının olgunlaşması, dil ediniminde büyük rol oynuyor. Doğumdan önce neredeyse tüm sinir hücreleri oluşmuş oluyor ve beyinde gitmeye programlandıkları yerlere yerleşiyorlar. Ancak kafa büyüklüğü, beyin ağırlığı ve sinir hücreleri arasındaki kimyasal ve elektriksel iletişime olanak sağlayan beyin sinapsla-rının zihinsel hesaplamalar yapmayı olanaklı kıldığı beyin korteksinin kalınlığı, doğumdan sonra da bir yıl içinde hızla gelişmeye devam ediyor. Sinapslar 9 aydan 2 yaşa kadar artmaya devam ederek bu sürecin sonunda herhangi bir yetişkinde bulunanın iki katına ulaşıyor. Bebek 9 ila 10 aylıkken beyin metabolizması yetişkin beyninin metabo-lizmasıyla aynı düzeye ulaşırken, 4 yaşında zirveye varıyor. Bu yaştan itibaren de hücre ölümleri gerçekleşerek yetişkinlerdeki sinir hücresi düzeyine inilmeye başlanıyor. Bili-minsanları, o yaşlarda beyinde gerçekleşen bu sinirsel etkinliğin mırıldanma, ilk sözcükler, gramer öğrenimi gibi yetilerin ediniminde rol oynadığını düşünüyorlar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dil ediniminde en az biyolojik etmenler kadar önemli diğer bir etmeninse, bilişsel gelişim ve beynin dikkat ve bellek yoluyla ses girdi ve çıktılarını işlemleyebilme kapasitesi olduğuna vurgu yapılıyor. Beynin bu bilgi işlemleme kapasitesinde gözlemlenebi-len değişimler, dil gelişimini de birebir etkiliyor. Örneğin, kısa süreli bellekte daha iyi tutulabilen cümle sonları ve başlangıçları, çocukların da bilgiyi en iyi kapabildikleri sözcükleri kapsamış oluyor. Gramer formlarının karmaşıklığı, bizlere dilin nasıl geliştiğine ilişkin ipuçları verebiliyor. Çocuklar, kolay gramer kurallarını konuşmalarında daha önce kullanırken, zor olanlarını daha sonradan ediniyorlar. Biliminsanları, dil ediniminde zihinsel yatkınlıkların çok büyük bir etkisinin olduğunu belirtiyorlar. Çünkü bebekler çok kısa bir sürede dilde çok hızlı gelişimler kaydediyorlar. Bu da, davranışçı psikologların "doğduğumuzda zihnimiz boş bir levha gibidir" varsayımını yanlışlayan en büyük kanıtlardan biri olarak ileri sürülüyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynak: Steven Pinker'ın "Language Acquisition" adlı makalesinden derlenmiştir.&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-1918815985378817814?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/1918815985378817814/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=1918815985378817814&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/1918815985378817814'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/1918815985378817814'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/dil-nasl-reniliyor.html' title='Dil Nasıl Öğreniliyor ?'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-6961973072319187104</id><published>2007-12-24T21:21:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T21:22:45.578+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Başarı için Öğrencilere Ne Öneriliyor ?</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;• Aktif Öğrenciler: Eğer tartışma ve problem çözme etkinliklerinin az yapıldığı bir sınıfta öğretim görüyorsanız, kendi içinizde küçük gruplar oluşturarak ders konularını sırayla birbirinize anlatmanız öneriliyor. Diğerleriyle çalışmalar yaparak hangi konulardan test edilebileceğinize ilişkin fikir sahibi olmanız ve bu sorulara karşı yanıtlarınızı hazırlamanız da verilen ipuçları arasında.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;•Düşünsel Öğrenciler: Gelen yeni bilgiler üzerine düşünmeye zamanınızın olmadığı bir sınıfta öğretim görüyorsanız, bilgileri yalnızca okuyup ezberlemeniz değil, çeşitli zaman aralıklarıyla tekrarlar yaparak olası soru ve uygulamalarıyla ilgili olarak düşünmeniz öneriliyor. Okuduklarınız hakkında alacağınız ufak notların da yararının olacağı, tüyolar arasında.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;•Duyumsal Öğrenciler: Duyumsal öğrenciler bilgiyi en iyi, gerçek dünyayla bağdaştırdıklarında anlayabiliyorlar. Eğer pek çok materyalin soyut ve teorik olduğu bir sınıftalarsa öğretmenden kavramlar hakkında örnekler vermesini rica etmeleri öneriliyor. Eğer bundan da tatmin olamazlarsa arkadaşlarıyla konu hakkında beyin fırtınası yapmaları, sunulan çözümler arasında.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;•Sezgisel Öğrenciler: Özellikle de ezber ve formüller üzerinden giden bir dersteyseniz, konular arasındaki bağlantıları bulmanız ya da öğretmene sormanız tavsiye ediliyor. Ayrıca testte sabırsızlık dolayısıyla yanlışlar yapabilmeniz de sözkonusu. Bu nedenle de soruları sonuna kadar okuyup yanıtlarınızın üzerinden de mutlaka tekrar geçmeniz öneriliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;• Görsel Öğrenciler: Eğer görsel bir öğrencisiyseniz konuyla ilgili diyagramlar, şemalar, fotoğraflar ve daha pek çok görsel malzeme bulmanız öneriliyor. Bu konuda öğrencilerin hocalarından referans kaynak ya da CD sürümleri isteyebilmeleri de tavsiyeler arasında. Konuyla ilgili kavram haritaları oluşturarak önemli noktalan kare içine alabileceğiniz, altlarını çizebileceğiniz, örneğin bir konuyla ilgili tüm ayrıntıları aynı renkle renklendirebilece-ğiniz söyleniyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;•  Sözel Öğrenciler: Kendi cümlelerinizle konuyla ilgili özetler ve konu planları çıkarmanız öneriliyor. Grup halinde yapılan çalışmalardan büyük verim alabileceğiniz de belirtiliyor. Arkadaşlarınıza yapacağınız konu anlatımları, size büyük katkıda bulunabilir.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;•  Tümdengelimci Öğrenciler: Ayrıntılara girmeden önce genel resmi yakalayabilmeniz gerekiyor. Eğer öğretmen yeni konulara diğerleriyle herhangi bir bağlantı kurmadan doğrudan başlarsa, bu sizin için sorun yaratabiliyor. Bir üniteye başlamadan önce ünitenin bütününe göz gezdirmeniz sizin için yararlı olabiliyor. Yeni öğrendiğiniz bilgileri daha önceden bildiklerinizle ilişki-lendirmeye çalışmanız da öneriler arasında.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;• Tümevarıma Öğrenciler: Bütüne adım adım yaklaşmayı tercih eden bu öğrencilerin doğrusal nedensellik barındıran mantıksal konu şemaları çıkarmaları öneriliyor. Bütünsel bakış açılarınıysa yeni öğrendiklerini eski bilgilerle bağdaştırarak geliştirebileceklerine dikkat çekiliyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-family: verdana;"&gt;( Bilim ve Teknik Dergisi internet Sitesi Psikoloji Sayfasından alınmıştır. )&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-6961973072319187104?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/6961973072319187104/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=6961973072319187104&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/6961973072319187104'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/6961973072319187104'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/baar-iin-rencilere-ne-neriliyor.html' title='Başarı için Öğrencilere Ne Öneriliyor ?'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-402975517447318077</id><published>2007-12-24T00:44:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T00:59:55.206+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Öğrenme ve Davranışlarımızdaki Gözlemlenebilir Değişim</title><content type='html'>&lt;span style="font-size:85%;"&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;Psikoloji biliminin doğuşu diyebileceğimiz ilk çalışmalar 19. yüzyılda davranış bilim laboratuarlarından çıkıyor. 0 sıralarda psikolojide yeni bir bilim dalı olarak yöntemleriyle kendini var etmeye çalışan etkin ekol, davranışçılık. Davranışçı psikologların öncülerinden John Watson psikolojiyi, doğa bilimlerinin nesnel deneysel bir alanı olarak tanımlıyor. Kuramsal hedefininse davranışları tahmin ve kontrol olduğunu vurguluyor. Öğrenme, doğrudan ölçümü yapılamadığından bireyde ortaya çıkan davranış değişiklikleriyle değerlendirilmeye başlanıyor. Davranışçılık ekolünün ortaya çıkmasına zemin hazırlayan ilk araştırmalarsa hepimizin yakından tanıdığı Ivan Pav-lov'un klasik koşullanma çalışmaları.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-family:verdana;"&gt;İsterseniz klasik koşullanmayı basit bir örnekle açıklamaya çalışalım. Buzdolabından sulu, lezzetli bir limon çıkararak keskin bir bıçak yardımıyla onu dilimlemeye başladığımızı hayal edelim. Daha sonraysa mis gibi kokan bu ekşi dilimlerden birini tuzlayıp afiyetle yemeye başladığımızı... Henüz bu satırları okuyup limon suyunun dilimizde bırakacağı mayhoş tadı düşlerken bile ister istemez ağzımızın sulanmaya başladığını fark edeceğiz. Oysa hayatımız boyunca hiç tatmamış olduğumuz bir meyve ya da sebzeden bahsediliyor olsaydı, bedenimizin bu doğal tepkiyi vermesini beklemeyecektik. Örneğimizde, limonun kendisinin değil, hayalinin bile tükürük salgılamamızı tetikliyor oluşu aslında limon suyunun ekşi tadına ilişkin geçmiş deneyimlerimiz ve yaşam bilgilerimizle birebir ilişki içinde. Bir süre sonra limonun hayaline de, limon suyunun kendisine verdiğimiz fizyolojik yanıtın aynısını vermeye başlıyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Peki, bu bağlantılar nasıl kuruluyor?&lt;br /&gt;Klasik koşullanma nasıl gerçekleşiyor?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Pavlov'un köpekler üzerinde yaptığı klasik koşullanma deneylerini duymayanımız yoktur. Bir deney düzeneği içinde düzenli olarak etle beslenen köpek, her öğün öncesinde bir zil sesine maruz bırakılır. Bir süre sonra yemekten bağımsız olarak bu zil sesini duyduğunda da tükürük salgılamaya başlar. Normal koşullar altında bu zil sesine bu tepkiyi vermediği halde... Pavlov'un deneyinde köpeğe verilen yiyecek hayvanda doğal, fizyolojik bir yanıt olarak tükürük salgısına yol açan koşulsuz bir uyarıcı olarak geçiyor; zil sesiyse baştan herhangi bir salgıya yol açmayan etkisiz bir uyarıcı. Ne zaman ki baştan etkisiz olan bu zil sesi yiyecekle beraber sunulmaya başlanıyor, koşulsuz uyarıcı olan etle iliş-kilendirilerek koşullu uyarıcı haline geliyor. Bu ilişki kurulduktan sonray-sa hayvanda koşullu yanıt olarak tek başına da tükürük salgılama yanıtını tetiklemeye başlıyor. Diğer bir deyişle, koşullanma yoluyla öğrenme gerçekleşmiş oluyor. Bu öğrenme türü günlük yaşamımızda farkında olmadığımız pek çok davranışı tetikliyor. Refleksif bir yapı sergilediğinden klasik koşullanma ancak yemek, su, cinsel bir nesne gibi yaşamsal, birincil ödüllerin varlığında gerçekleşebiliyor. Diğer bir deyişle, bu öğrenme türünde verdiğimiz yanıtlar doğal olarak koşullanmış olduğumuz yanıtlar olduğundan, davranışlarımız üzerinde kontrolümüz bulunmuyor. Örneğin, ağzımızın sulanıp sulanmaması kendi irademizle gerçekleşmiyor. Klasik koşullanmada aslında iki uyaran arasındaki ilişkiyi öğrenmiş oluyoruz. Koşulsuz ve etkisiz uyarıcı birbiriyle ilişkilendirilerek öğrenme tamamlanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Diğer bir koşullanma türüyse edimsel (operan) koşullanma. Öğrenmede ödül ve ceza sistemi üzerine kurulan bu koşullanmayı bir tür deneme yanılma yöntemi olarak da görebiliriz. Fre-deric Skinner tarafından ortaya koyulan edimsel koşullanmada birey, davranış karşısında aldığı ödül ya da cezaya göre o davranışı göstermeye devam ediyor ya da davranışın sıklığı seyreli-yor. Edimsel koşullanmada öğrenilen davranışı sergileyip sergilememek bireyin kendi iradesinde. Karşılığında gördüğü tepkiye göre davranışlar şekilleniyor. Çünkü edimsel koşullanma yoluyla sıklığında değişiklik görülen davranışlar refleksif özellikler sergilemiyor; öğrenme, uyarıcı - yanıt ilişkileri kurularak gerçekleşmiş oluyor. Edimsel yolla öğrenmeye verebileceğimiz pek çok örnek var. İsterseniz onlardan birini, dondurma alınmadığı için ağlayan küçük bir çocuğu ele alalım. Bu, çocuk eğitiminde en önemli noktalardan biri: İstekleri yerine getirilmediğinde ağlayan bir çocuğa nasıl yaklaşılması gerektiği. Çünkü verdiğimiz tepkiler çocuğun gelecekteki davranışlarını da yönlendiriyor. Eğer bir davranışın pekişmesini engellemek istiyorsak, verebileceğimiz en güzel tepkilerden biri de bu davranışı görmezden gelmek. Çünkü kızmak, ya da bağırmak için bile bir tepki verdiğimizde çocuk bunu bir ilgi (ödül) olarak yorumlayıp istediklerini elde edebilmek için sürekli ağlama davranışı sergilemeye başlayabiliyor. Oysa görmezden geldiğimizde, davranış pekişmediğinden bir süre sonra sönmeye uğruyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Koşullanma kuramları, bilişsel öğelerden ve organizmaların düşünce ve beklentilerinden uzak kalmaya çalışıyorlar. Çünkü zihinsel işleyişleri kara bir kutuya benzeten davranışçı ekol, nesnel olmanın tek yolunun girdi (uyarıcı) ve çıktıya (davranışsal yanıt) bakmaktan geçtiğine inanıyor. Beklentileri bu denli görmezden gelen davranışçı ekolden gelen Clark Hull ise organizmayı belli bir davranışa iten güdünün, belli bir amaca ulaşma beklentisi olduğunu ortaya koyarak "beklenti" terimini, ilişkilendirme ve koşullanmalarla davranışçı ekolün kalıplarında yeniden şekillendiriyor. Hull'a göre ulaşmak istediğimiz amacın öncesinde yer alan her bir çevresel uyaran, birbiriyle fiziksel yakınlık sergilediğinden koşullu uyarıcı haline gelmeye başlıyor. Örneğin, öğle saatlerinde büro ya da sınıflarımızdan çıkarak yemekhaneye gittiğimizi düşünelim. Büro ya da sınıfla yemekhane arasındaki yolda, yemekhaneye en yakın bölgeler etkisiz birer uyarıcıyken, yemekle ilişkilendirilerek koşullu uyarıcı haline geliyor. Daha sonra bu koşullu uyarıcılar, yakınlarındaki diğer etkisiz uyaranlarla ilişkilen-dirilip onları da anlamlandırıyorlar. Bu zincir sonunda, bizleri yemekhaneye gitmeye iten şey yemek yeme beklentisi değil, koşullu uyaranlara verdiğimiz refleks nitelikli yanıtlar olmaya başlıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 102, 102);"&gt;Kızmak, ya da bağırmak için bile bir tepki verdiğimizde çocuk bunu bir ilgi (ödül) olarak yorumlayıp istediklerini elde edebilmek için sürekli ağlama davranışı sergilemeye başlayabiliyor. Oysa görmezden geldiğimizde, davranış pekişmediğinden bir süre sonra sönmeye uğruyor.&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Unutma : Bir çeşit öğrenme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenmeyi davranışlarımızdaki gözlemlenebilir değişimlerle ölçen davranışçı psikologlar, unutmayı da bir çeşit öğrenme olarak yorumluyorlar. Koşullanarak öğrenmenin iki uyaran ya da uyaran - yanıt arasında kurulan ilişki-lendirmelerle gerçekleştiğinden bahsetmiştik. Öğrenme nasıl ki bu ilişkilerin kurulmaya başlanıp giderek daha da güçlenmesiyle gerçekleşiyorsa, unutma da hâlihazırdaki ilişkilerin yerine farklı ilişkilerin kurulmasıyla beraber eski ilişkilerin güç yitirmesinden kaynaklanıyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Örneğin, yeni bir şehre taşındığımızda yaşadığımız eski şehirdeki yolları unutabiliyoruz. Çünkü taşındığımız yeni şehirde her bir çevresel uyarıcıya vermeyi öğrendiğimiz davranışsal yanıtlar, eski şehirdeki ilişkilendirmelerin yerine geçmiş oluyor. Öyleyse unutmanın da aslında bir çeşit öğrenme olduğundan bahsedebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar:&lt;br /&gt;Talaşlı, U. (2004) ODTÜ Psikoloji Bölümü "Öğrenme" ders notları.&lt;br /&gt;http://suedstudent.syr.edu/~ebarrett/ide621/behavior.htm&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-402975517447318077?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/402975517447318077/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=402975517447318077&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/402975517447318077'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/402975517447318077'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/renme-ve-davranlarmzdaki-gzlemlenebilir.html' title='Öğrenme ve Davranışlarımızdaki Gözlemlenebilir Değişim'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-2588245982121540156.post-5004510498830858817</id><published>2007-12-24T00:04:00.000+02:00</published><updated>2007-12-24T00:12:22.173+02:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='Öğrenme'/><title type='text'>Öğrenme Üzerine...</title><content type='html'>&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:85%;"  &gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style=";font-family:verdana;font-size:85%;"  &gt;Eski Yunan filozoflarının söylemleri ve bilgi kuramına ilişkin düşünceler, öğrenmeye ilişkin ilk çıkarımlar.O dönemlerde bilginin tanımı; kaynakları, biçimleri ve gerçekliğine değinen düşünürlerin ortaya koydukları, günümüz kuramlarında da felsefi dayanaklar olarak yeniden yaşam buluyor. Örneğin, hemen hemen tüm bilgi birikimlerimizin deneyimler yoluyla edildiğine İnanan Aristoteles, bilim tarihine ve özellikle de öğrenme literatürüne damga vurmuş, davranışçı akımın temeline kaynak oluşturuyor. Bilgi birikiminin yalnızca soyut mantıkla oluşturulabileceğini ve kimi bilgilerin doğuştan zihnimizde var olduğunu vurgulayan Platon ise bir anlamda bilişsel işleyişlerin önemini vurgulamış oluyor. Bugün bHlmlnsanlan öğrenmede hem bilincinde olmadığımız koşullanmaların hem de düşünsel İşleyişlerin söz sahibi olduğunda hemfikir: Öyleyse Öğrenme sürecimiz ve bellek oluşumu karmaşık bir düzen içinde işliyor. Bu düzen içinde psikolojik ve biyolojik süreçler birbiriyle etkileşim içinde bulunuyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Öğrenmeye ilişkin bilimsel kuramlar Charles Darvvin'in evrim kuramından büyük ölçüde etkilenmiş durumda. Çünkü öğrenme, temelde yaşam savaşımız sırasında çevreye uyum sağlayabilmemiz adına sahip olduğumuz biricik yeti. Bu nedenle de öğrenme mekanizmaları yalnızca insana değil, gerek sosyal gerekse fiziksel çevresiyle birebir ilişki içinde bulunan tüm hayvanlara özgü. 19. yüzyılda, Darvvin'in biyolojik evrim kuramını tüm topluma uyarlayan Herbert Spencer, bireysel bilincin toplumsal ilerlemedeki önemine değinirken, bireylerin yalnızca biyolojik uyumunun değil, sosyal uyumunun da yaşamsal değer taşıdığını vurguluyor. Öyleyse Spencer, Darvvin'in kuramını bir anlamda sosyal bir platforma oturtmuş oluyor. Bu kuram bilgi toplumlarının nasıl oluştuğu konusunda bizlere fikir veriyor. İçinde bulunduğumuz 21. yüzyılda internet sayesinde bilgi artık geniş kitlelere kolayca ulaşabiliyor. Ancak sistemdeki bilgilerin herhangi bir kontrol mekanizmasından yoksun olması bilgi kirliliğini de beraberinde getiriyor. Bu nedenle de hangi bilgiye dikkatimizi verip hangi bilgiyi görmezden gelmemiz gerektiği belki de hiç olmadığı kadar büyük önem taşıyor. Çünkü kitleler internet ağı aracılığıyla rahatça öğrenip yönlendirilebiliyor. İnsan zihni öğrenmeye oldukça açık. Bu amaç adına tarih boyunca evrilegelmiş pek çok öğrenme mekanizması barındırıyor. Bu farklı öğrenme mekanizmalarının ilişki içinde bulunduğu sinir sistemleri ve beyin bölgeleri de çeşitlilik gösteriyor. Bugün, toplumların gelişimiyle beraber edinilmiş bu çeşitlilik sayesinde gerek fiziksel, gerek sosyal eylem ve kavramları rahatça anlayıp öğrenebiliyor, kuramlar oluşturabiliyor,  kavramsal düşünebiliyoruz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;ÖĞRENMENİN BİYOLOJİSİ&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;Evrim tarihine göz attığımızda insanoğlunun geçmişi, bundan yalnızca birkaç milyon yıl öncesine dayanıyor. Bu süreç içerisinde doğal yollarla edinilmiş pek çok öğrenme biçimi kazanmış olduğumuza tanık oluyoruz. Duyu, duygu, akıl ve bedenimizle yaşadıklarımız, yaşam deneyimlerimizin büyük bir kısmını oluşturuyor. Olayları birebir yaşayarak genel geçer dünya bilgilerine ulaşıyor, hayatta kalmak için ne zaman nasıl davranmamız gerektiğine dair zihinsel şemalar oluşturuyoruz. Örneğin, bebekliğimizde ateşe dokunup canımızın yandığını görünce, sıcak nesnelerden uzak durmamız gerektiğini öğreniyoruz. Ya da kapıya elimizi sıkıştırdığımızda parmaklarımızı kapı aralıklarından uzak tutmamız gerektiğini... Ancak, öğrenme biçimlerimiz evrimin bizlere kazandırdığı bu yetilerle sınırlı değil. 5000 yıl öncesinde yazının keşfi ve özellikle de yaklaşık 200 yıl öncesinde gerçekleşen endüstri - teknoloji devrimiyle beraber öğrenimde açılan yeni bir devrin yaşamlarımıza bambaşka öğrenme biçimleri katmış olduğunu görüyoruz. Artık bugün, olayları yalnızca gerçekleştikleri koşullar ve çevrede gözlemleyerek değil, kitaplardan okuyup, belgesellerden izleyip, uzman ve öğretmenlerden dinleyerek de öğrenebiliyoruz. Ancak, altını çizmemiz gerekir ki, sosyal evrimle beraber öğrenme biçimlerimizde gerçekleşen bu çeşitliliğe karşın, insan türü olarak biyolojik ve psikolojik öğrenme mekanizmalarımızın pek de değişmediğini gözlemliyoruz. Bunun temel nedeniyse, genetik evrimin sosyal evrim kadar hızlı gerçekleşmemesi. Diğer bir deyişle, yüzyıllar öncesinde atalarımız deneyimleri sonucu hangi hayvanı hangi araç gereçle avlayacaklarını öğrendiklerinde, beyin kimyaları ve fizyolojilerinde ne gibi değişimler oluyorduysa, bugün bizler de kitap okuyup bir şeyler öğrendiğimizde beynimizde hemen hemen aynı değişimler oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Öğrenme Sinir Ağlarının Yapılarında Değişime Neden Oluyor&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçmişte bilim dünyası, yaşlanmaya başladıkça beynimizdeki sinir ağlarının da oldukları gibi sabitlendiğine ve yenilenme yetisinden yoksun olduklarına inanıyordu. Ancak, son 20 yıldır yapılan çalışmalar öyle gösteriyor ki, beyin değişimi ve uyum sağlama süreci sürekli bir devinim içinde. Öğretim kanalları ya da kişisel deneyimlerle yeni bilgi ya da yetenekler edindikçe, beynimizdeki sinir ağlarının yapısı değişiyor ve bu bilgiler daha sonra kullanılmak üzere uzun süreli belleğimizde kodlanıyor.&lt;br /&gt;Öğrenmenin beynimizde yeni sinir ağlarının oluşumunu tetiklediğinden bahsediyoruz. Peki, beynimiz bunu nasıl başarıyor? Yeni bilgiler edindikçe, sinir ağlarını yeniden nasıl düzene koyabiliyor? Bunu açıklamak için, isterseniz basit bir örnek kullanalım. Beynimizi bir fotoğraf makinesi filmi olarak düşünelim. Fotoğraf makinemizle güzel bir ağacın resmini çekmek istiyoruz. Resmi çektikten sonra, makinemizdeki film ağacın görüntüsüne, yani yeni bir bilgiye maruz kalmış oluyor. Benzer şekilde belleğimize yeni bilgilerin kaydedilmesi için de, beynimizdeki sinir ağlarında bir takım değişikliklerin gerçekleşmesi gerekiyor. Bu değişim de, beyindeki sinir hücrelerinin, merkezi sinir sistemini besleyen glia hücrelerinin ve damar hücrelerinin tümünün payı var. Sinir hücrelerinin iç yapıları farklılaşıyor ve sinir hücreleri arasındaki kimyasal ve elektriksel iletişime olanak sağlayan sinapsların sayıları artıyor. Yeni bir şeyler öğrenmeye devam ettikçe, beynimizdeki bu sinir ağları büyüyüp karmaşıklaşıyor; olaylar arasındaki bağlantıları daha kolay kurabilmeye başlıyoruz. Dikkat çeken bir nokta var ki, kurulan bu yeni sinir ağlarını genler yoluyla bir sonraki nesle aktaramıyoruz. Bu nedenle de yeni doğmuş bir bebek bizimle aynı yaşam bilgisine sahip olmuyor. Ancak, uzmanların yaptığı son araştırmalara göre, kimi bilgileri öğrenmeye daha yatkın doğuyoruz. Bu yatkınlık da, önceki kuşakların deneyim ve bilgilerinin bir kısmının genetik olarak kodlanabildiği ve bir sonraki neslin öğrenme sürecine etkide bulunabildiğini gösteriyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Beyin ve Öğrenme&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Beyin öğrenme süreci içerisinde bilgiyi duyular yoluyla tarayıp, işleyip depoluyor ve gerekli olduğu zaman geri çağırıyor. Bu döngüde onu bir tür bilgi işlemleyici-ye de benzetebiliriz. İşte, beynin bu bilgi işlemleme özelliği ve öğrenme yetileri, bir canlı olarak sosyal çevremizle iletişim içine girip sağlıklı bir şekilde neslimizin devamını getirebilmemize olanak sağlıyor. Öyleyse öğrenme kavramını bellek kavramından uzak tutabilmemiz mümkün değil. Önce öğrendiklerimiz zihnimizde kodlanıyor, gereksinim olduğu zamansa bu bilgiler kodlandığı yerden geri çağrılıyor.&lt;br /&gt;Düşünme, öğrenme ve bellek süreçlerinin biyolojisine baktığımızda, bir takım kimyasal moleküllerin sinir hücrelerinde-ki proteinlerin almaç (reseptör) kısımlarına bağlanarak düşünce, anı, bilgi dağarcığı ve edinilmiş yetenekleri barındıran sinir ağları oluşturduklarını görüyoruz. Ancak, bilim dünyası bilginin ne şekilde kodlandığına ilişkin henüz kesin bir bilgiye sahip değil. Bu konuyla ilgili olarak birbiriyle çelişen pek çok biyolojik ya da psikolojik kuram bulunuyor. Her ne kadar sistem tam olarak çözülememiş olsa da, bilginin kodlanmasında pek çok nörotrans-miter (sinir hücrelerinin birbirleriyle iletişiminde kullanılan kimyasal mesajcılar), nöropeptit (bir çeşit nörotransmiter) ve hormonların kullanıldığı, bilinen bir gerçek.&lt;br /&gt;Öğrendiklerimizin saklanma aşamasında bellek iki ayrı kategoride inceleniyor: Tanımlanabilir (deklaratif) bellek ve ref-leksif (prosedüral) bellek. Dünya hakkında sahip olduğumuz genel geçer bilgiler ve zaman ve yerini hatırlayabildiğimiz olaylar sözcüklerle ifade edilebilir, tanımlanabilir belleğimizde kodlanıyor; "su 100 °C'de kaynar." gibi. Ya da reşit olduğumuz yaş günü partimiz. Bir şeyleri yapmak için izleyeceğimiz yollarsa refleksif belleğimizde kodlanıyor. Örneğin, bisiklete binme bilgisi.&lt;br /&gt;Bu iki bellek türünden sorumlu beyin bölgeleri birbirinden farklılık gösteriyor. Çünkü tanımlanabilir belleğin oluşması bilinçli bir düşünme süreci gerektiriyor. Bu bellekte kodlanan bilgiler, kişisel algı yapılarımız ve geçmiş deneyimlerimizden büyük etki görüyor. Refleksif belleğimiz-se eylemin tekrarlanması sonucu zaman içinde pekişerek oluşuyor. Algı ve motor (hareketle ilgili) yeteneklerin kazanılması refleksif bellekle oluyor. Tanımlanabilir belleğimizle ilişkili beyin bölgeleri hipo-kampüs, amigdala ve limbik sistemin tüm bölümleriyken refleksif belleğimiz için duyu - motor korteks, bazal çekirdek ve beyinciğin adı geçiyor. Farklı bellek türlerimiz için farklı beyin bölgelerimizin baskın olması oldukça doğal. Tanımlanabilir belleğimizde adı geçen amigdala aslında bir çeşit duygu merkezi. Bu da, yaşadığımız olayları hatırlarken o olaylar sırasında neler hissettiğimizi de eş zamanlı anımsamamızı olanaklı kılıyor. Örneğin, "Onunla ilk karşılaştığım gün nasıl heyecanlı olduğum halen aklımda" gibi cümleleri sıkça kurabiliyoruz. Hipokampüs ve limbik sistem de yine öğrenme ve duygularla ilişkili. Duygu durumumuz öğrenme sırasında da oldukça önemli. İster aşırı sevinç ve heyecan, isterse derin üzüntü olsun, yoğun duygular, öğrenmeyi olumsuz bir şekilde etkiliyor. Refleksif belleğimizde adı geçen duyu - motor korteks, iskelet kaslarımızın kontrolünden sorumlu. Herhangi bir eylem için izlememiz gereken bilinç dışı basamaklar bu şekilde ayarlanıyor. Örneğin, yüzerken atacağımız her bir kulaç için bilinçli bir düşünce sürecinden geçmiyoruz; bir süre sonra hareketlerimiz otomatikleşiyor. Yine refleksif bellekte adı geçen bazal çekirdek beden hareketlerimizin, beyincikse kas hareketlerimizin kontrolünden sorumlu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Kısa ve Uzun Süreli Bellek&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Duyu yoluyla bilgiyi sistemimize aldıktan sonra bu bilginin zihnimizde işlenip kodlanması gerekiyor. Öğrenme, bu sürecin sonunda gerçekleşmiş oluyor. Bilginin işlenip kodlanması sırasında üç farklı bellek türü görev yapıyor: Duyusal bellek, kısa süreli bellek ve uzun süreli bellek. Duyusal bellek görüntü ya da seslerin milisaniye bazında akılda tutulması sırasında işlerlik kazanıyor. Örneğin, bir resme baktığımızda ya da bir ses duyduğumuzda sistemimize giren bu bilgiler ilk olarak duyusal belleğe geçiyor. Bu bellekte çok kısa bir süre için tutulduktan sonra ikinci durak olan kısa süreli belleğe atılıyorlar. Kısa süreli bellek, sinir hücreleri arasında devam eden elektriksel etkinlik aracılığıyla gerçekleşiyor. Diğer bir deyişle, sinir hücreleri arasındaki elektriksel akım işler olduğu sürece, akılda tutulan bilgi anımsanmaya devam ediyor. Bu akım tüken-dikçeyse bilgi unutuluyor. Kısa süreli bellek, çalışma belleği olarak da adlandırılıyor. Çünkü o anda hangi bilginin üzerinde çalışıyorsak, kısa süreli belleğimizde o bilgi bulunuyor. Örneğin, telefonda konuştuğumuz kişi, bize bir telefon numarası veriyor. Eğer yanımızda kâğıt kalem yoksa bu numarayı aklımızda tutmaya çalışırken aslında kısa süreli belleğimizi kullanıyoruz.&lt;br /&gt;Uzun süreli bellekse, kısa süreli bellekten gelen bilginin uzun süreler için depolanmasında görev alıyor. Uzun süreli bellek, sinir hücreleri arasındaki elektriksel etkinlik gibi andan ana değişen olaylardan bağımsız. Bu bellek türünde öğrenme sonrası gerçekleşen olayları daha çok yapısal değişiklikler oluşturuyor. Protein senteziyle gerçekleşen yapısal değişimler, sinaps sayısında artışa neden oluyorlar. Bu yüzden de anestezide olduğu gibi sinir etkinliği geçici olarak durdurulduğunda kişinin geçmişe ilişkin belleği silinmiyor. Bu tür durumlar yalnızca kısa süreli belleği etkiliyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kaynaklar:&lt;br /&gt;http://faculty.washington.edu/chudler/plast.html&lt;br /&gt;http://www.comfsm.fm/socscie/biolearn.htm&lt;br /&gt;Widmaier E. P., Raff H., Strang K. T. (2004). Human Physiology (The Mechanisms of Body Fundion)&lt;br /&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/2588245982121540156-5004510498830858817?l=titreklamba.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://titreklamba.blogspot.com/feeds/5004510498830858817/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=2588245982121540156&amp;postID=5004510498830858817&amp;isPopup=true' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5004510498830858817'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/2588245982121540156/posts/default/5004510498830858817'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://titreklamba.blogspot.com/2007/12/renme-zerine.html' title='Öğrenme Üzerine...'/><author><name>Titrek Lamba</name><uri>http://www.blogger.com/profile/07989159607938129680</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
