Eğitim-Öğretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Eğitim-Öğretim etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1.01.2008

Anne Babalara Birkaç Öğüt

• Çocuklarımıza aşırı beklentilerimizi yüklememeliyiz.
Hepimizin çocuklarımızdan beklentileri vardır. Bu da doğaldır. Ancak beklentilerimiz yaşamda kendi yapamadıklarımız olmamalıdır. Çocuklarımız kendi hayatlarını yaşayacaklardır. Buna saygı duymalıyız.
Çocuklarımız sınav döneminde stres altındadır ve gergindir. Biz de bu stresi aşırı bir gerginlikle yaşarsak onların üzerindeki yük daha da artar. Biz rahat olmaya çalışmalıyız ve çocuklarımızı da her olasılığa karşı dayanıklı olmaya davet etmeliyiz. Bizim rahat davranışımız onları da sakinleştirecektir.

• Çocuklarımız en büyük sorumluluğu bize karşı duyarlar. Onların asıl sorumluluğu kendilerine karşıdır ve bunu duymaları gerekir. En doğru yol, çocuklarımızla konuşmak ve onların düşüncelerini paylaşmaktır. Eğer çocuğumuz bunu yapmak istemiyorsa üstüne gitmemeli ve uygun paylaşım zamanları yaratmalıyız.

• Çocuklarımıza vereceğimiz değer, onların kişilikleri ile ilgili olmalıdır. Sınav beklentisine bağlı değerler, çocuklarımız için 'kendilerine değer verilmediği' biçiminde yorumlanabilir. Çocuklarımızın asıl değeri onların kişilikleri ve karakterleridir. Bizim için önemli olması gereken en önemli özellikler bunlardır.
I Sınava hazırlık döneminde çocuklarımızla düşüncelerini ve duygularını paylaşmamız çok önemlidir. Sadece ders çalışıp çalışmadıklarını kontrol etmek ve buna önem vermek beklediğimiz sonucu vermez. Bunun yerine çocuklarımızla çalışma takvimi konusunda ne düşündüklerini anlamak doğru tutumdur. Hem çocuklarımızı motive etmek hem de durumu kolaylaştırmak çalışma performansını olumlu etkileyecektir.

Ders Çalışmak Sıkıcı mı ?

Birçok öğrenci, "Ders çalışmak sıkıcı" diye yanlış bir kanıya kapılmaktadır. Oysa ders çalışmak öylesine keyif verici bir eylemdir ki buna sadece doğru bir açıdan bakmak bile işin ne kadar keyif verici ve basit olduğunu görmemize yetecektir. Gelin, doğru bir açıdan nasıl bakılır, nasıl çalışılır hep beraber inceleyelim.
Öncelikle neden başarılı olmanız gerektiğini düşünün. Eğer başarılı olma nedenlerinizi belirleyemezseniz, ders çalışmak, ders dinlemek, okumak, yazmak bile size sıkıcı ve anlamsız gelebilir. Yaptığınız işten zevk alamadığınız takdirde başarılı olmanız söz konusu değildir.

"Çalışmak istiyorum ama bir türlü çalışamıyorum", "Bende çalışma isteği yok", "Motivasyonum düşük" gibi yakınmaları sık sık duyarız. Böyle bir yaklaşımı benimseyen öğrenciler, öğretim yılının başından sonuna kadar, ders çalışma isteğinin bir ilham gibi kendilerine gelmesini isterler. Böylesine bir isteğin kendiliğinden ortaya çıkması söz konusu olmadığından, öğrenci "ısrarla" bekler ama bu ilham perisi bir türlü gelmek bilmez. Ders çalışmakla ilgili olumsuz düşüncelere sahipsek, doğal olarak davranışlarımız da olumsuz olacaktır. Her şeyin malzemesi düşüncedir ve ister inanın ister inanmayın; düşüncelerimizi kendimiz yönlendiririz! Biz, derslerin sıkıcı gelmemesi için öncelikle bu ilham perisinin gelmeyeceği gerçeğini kabul ederek işe başlayalım. (Siz isterseniz bekleyin ama bizden söylemesi, gelmeyecek.)

Yaparak ve yaşayarak öğrenin
Bir dersi en iyi şekilde öğrenmek için o dersi düzenli aralıklarla belirli miktarlarda çalışmanın mı yoksa sınavdan önce topluca çalışmanın mı Öğrenmeyi kolaylaştırdığı sorusu sorulabilir. Düzenli olarak yapılan çalışmada edinilen bilgilerin akılda daha kalıcı olduğu, topluca çalışılarak elde edinilen bilgilerin ise akılda tutulamadığı söylenebilir. Ders çalışırken neyi nereye kadar öğrendiğimizden haberdar edilmemiz, öğrenmeyi kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle deneme sınavları ve okul yazılılarından elde edeceğiniz sonuçlar iyi birer gösterge olacaktır. Tabii ki burada amaç, sonuca bakıp kahrolmak veya bu iş tamam diye gevşemek değil; eksiklerinizi görüp bunları giderme yollarını aramaktır.
Beş duyu organımızın katıldığı öğrenme durumları, öğrenmenin en etkin olduğu durumlardır. Bu nedenle "yaparak ve yaşayarak" edinilen öğrenme tecrübeleri, en kalıcı bilgileri sağlar. Okuduğumuz konuların kendi sözcük ve cümlelerimizle ve sesli olarak tekrarlanması öğrenmemizi kolaylaştırır. Çalışma sırasında konu özetlerinin çıkarılması, hatırda tutmayı kolaylaştırmakta ve konunun bütününü görmemizi sağlamaktadır.

Diğer uğraşlara da zaman ayırın
-Her gün ders çalışmak için belirli bir zaman ayrılmalı ve zor öğrenilen derslere daha çok zaman verilmelidir.Zorlandığınız dersleri en verimli olduğunuz saatlerde çalışmanızı tavsiye edilerbilir.
-Öğrenme düzeyiniz yüksek olacağı için zorlandığınız dersin bile sorularını yapabildiğinizi gördükçe, yüzünüzde bir gülümseme oluşmaya başlayacaktır. Ödevlerin çalışmanın en sonunda yapılması, öğrenilenlerin tekrar edilmesini sağlayacağından yararlıdır.
-Sürekli ders çalışmak, her zaman iyi öğrenmeyi sağlamaz.
-Çalışmanın yanında, dinlendirici birtakım uğraşlara ve spora da yer vermek, bireyi uyumlu ve daha başarılı yapar.Bu nedenle ders çalışma saatlerinden sonra diğer uğraşlara da zaman ayırmak faydalıdır. -Verimli ders çalışmada en yararlı dilimlerin birer saatlik süreler olduğu söylenebilir.
-Örneğin, 40 - 50 dakikalık çalışmadan sonra 10 dakikalık tekrar yapmak,
-çalışmanın bitiminde ise 10 - 15 dakika dinlenme zamanı ayırmak faydalıdır.

-Çalışma ortamının da uygun şekilde düzenlenmesi gerekir.
-Poster, resim, şiir gibi materyaller sizi bambaşka hayal dünyasına götürüp çalışma veriminizi düşürebilir.

Doğru yer seçimi

-Çalışma yerinin ışığı,ısısı,gürültülü veya az gürültülü olması,çalışırken dikkatimizi ve derse olan ilgimizi etkilemektedir.
-Ders çalışırken müzik dinlemek öğrenmeyi güçleştirmektedir.
-Oturma yerinin çok rahat olması, çalışırken yatar gibi oturmak veya yatarak çalışmak,dikkatinizi azaltıp uykunuzu getirir.
-Ders çalışmak için belirli bir yer ayırmalı ve burası sadece çalışma için kullanılmalıdır.
-Ders çalışmak için devamlı bir yeriniz yoksa, çalışılan yerin başka çağrışımlaryapacak şekilde olmasını önlemek gerekir.
-Yemek masasında veya yattığınız odada çalışırsanız, yemek yemeyi veya uyumayı çağrıştıracak ipuçlarını ortadan kaldırmanız gerekir.
-Çalışmaya başlamadan önce gerekli araç ve gereçleri hazırlayın.
-Ders başından gerekli araçları almak için kalktığınızda, aynı noktadan çalışmaya başlayamazsınız.

Küçük ödüller koyun

-Çalışma sırasında kendinize küçük ödüller koyun.
-İlgi ve dikkatiniz azalmış ise, okuduğunuz konuyu bitirince, hoşlandığınız bir işi yaparak kendinizi ödüllendireceğinize dair söz verin.
-Okuduklarınızı kendi sözcük ve cümlelerinizle ifade etmeniz öğrenmeye aktif olarak katılmayı ve daha etkin öğrenmeyi sağlar.
-Çalıştığınız dersle ilgili, sınavda çıkabilecek soruları tahmin etmeye çalışın.

Haftada ortalama 25 saat çalışın.
-Hiç ara vermeden ve dinlenmeden çalışmaya kalkarsanız,algılama düzeyi belli bir süre sonra düşer.
-Çok fazla ara vererek çalışmaya kalktığınızda da konsantre olamadığınız için öğrendiklerinize anlam veremezsiniz.
-Çalışmayı kısa süreli dinlenme aralıklarıyla sürdürmek, hem öğrenilenlerin sindirilmesi hem de zihninizin toplanması açısından son derece yararlıdır.
-Düzenli bir çalışma ortamında haftada ortalama 25 saatin altına düşmeyecek planlı bir çalışma sizi amacınıza ulaştırabilir.
-Planlı çalışmayı kafanızda çok fazla büyütmeyin.Çünkü planlı çalışma, sadece bir kâğıda o gün ya da o hafta hangi dersleri çalışacağımızı yazmaktan ibaret değildir.
-Planlı çalışma, öğrencinin eksiklerinin farkına vararak zamanını eksiklerini giderecek şekilde planlaması, hazırladığı plana uymada kararlılık gösterebilmesidir.

Ezberden kaçının
Ezberleme ile öğrenme gerçekleşmez. Kalıcı öğrenme için öğrenme sürecinin içinde aktif olarak bulunmak gerekir. Bir problemin çözümü ezberlenirse o problem çözülür ama onun benzeri farklı bir problem çözülemez; hatta belli bir süre sonra çözümü ezberlenen problem dahi çözülemez olur. Çünkü problemin çözümü unutulur. Daha önceki yıllarda öğrendiğimiz bir matematik kuralını unutabiliriz ama yıllar geçse bile bisiklete binmeyi unutmayız.

Unutmanın düşmanı: Tekrar
Unutmak biz insanlar için iyi bir yetenektir aslında... Düşünsenize; çocukken düştüğümüzde kanayan dizimizin acısını hiç unutmasaydık, bizi üzen olayları hep aynı tazelikte hatırlasaydık ne kadar çekilmez olurdu yaşam. Bu güzel yeteneğimiz ne yazık ki eğitim alanında aynı oranda işimize yaramamakta hatta tam tersi bizi sıkıntıya sokmaktadır. Unutmanın engellenmesi tekrarla mümkündür. Özellikle sözel derslerde unutma çabuk olur. Bunun için tekrar belirli aralıklarla yapıldığında, özellikle ilk tekrar dersten hemen sonra yapılırsa, bilginin hafızada kalması daha da kolaylaşır; öğrenilenlerin unutulması zorlaşır. Sözel derslerde bu işe ek olarak, bir de dersi ön hazırlık yaparak dinlemek faydalı olacaktır.

Her şeyi öğrendik mi?
Günlük tekrar sayesinde öğrendiğimiz konunun pekişmesini, yaptığımız çalışmanın boşa gitmemesini sağlamış oluruz. Hafta sonları yapacağımız genel tekrarlarla da unutma sorunumuza güzel bir reçete uygulamış oluruz.
Yakın çevrenizde küçük bir çocuk varsa, onun merak güdüsüyle soru sormasını izleyin.Ne kadar da heyecanla ve bitmek bilmeyen bir enerji ile sorular sorduğunu hayretler içerisinde göreceksiniz.
Hatta bazen biz büyükler o kadar yoruluruz ki bu sorulardan, bir zamanlar bizim de onun gibi soru
sorma makinesi tarzında arka arkaya soruları sıraladığımızı,merak ettiğimizi anlayıncaya, öğreninceye
kadar belki de defalarca aynı soruyu sorduğumuzu unutup oflayıp puflamaya başlıyoruz. Ne oldu da soru sormak ve yeni bir şeyler öğrenmek isteğimizden vazgeçtik? Öğrenmemiz gereken her şeyi öğrendik mi yoksa ?


Çocukluğunuza dönün
Belki de bu çocukluk alışkanlığımıza benzer bir şekilde geri dönmemiz gerekiyor. Bugün dersin başında otururken neden aynı merak duygumuzla öğrenmeye çalışmıyoruz. Unutmayın her öğrendiğimiz bilgi, bizi biraz daha geliştirmekte,uygar dünyada biraz daha üst kademeye yükselmemizi sağlamaktadır.

Sınavlara hazırlanırken öğrendiğimiz bilgilerin belki de büyük bir kısmını gündelik yaşantımızda kullanmayacağımız bir gerçek. Ama şunu unutmamalıyız ki o bilgiler sayesinde yepyeni dünyaların kapısını açacak ve kendi hayallerimizi gerçeğedönüştürebileceğiz. Ders çalışmak belki size televizyonda izlediğiniz bir dizi ya da internette arkadaşlarınızla sohbet etmek kadar zevk vermeyebilir. Ama kendi hayallerinizi yaşayabilmenizi sağlayacak tek kapının anahtarı da o çalışmanın bizzat kendisidir. Kısa süreli eğlencelerin birsure sonra size sıkıcı geleceğini, hatta size verdiği eğlenceden daha fazla sıkıntı yaratacağını düşündünüz mü? Küçük zevklerin sizi hedeflerinizden saptırmasına izin vermeyin. İyi bir doktor olmaktan ya da kendi hukuk firmanızı kurmaktan, tasarlayacağınız harika bir tatil köyünün mimarı olmaktan kısa süreli eğlenceler uğruna vazgeçtiğinizi düşünebiliyor musunuz? Bunu yıllar sonra kendi kendinize bile itiraf etmekten utanırsınız.

Gördüğünüz gibi oyunu kurallarına göre oynamaktan fazla bir şey gerekmiyor zafere ulaşmak için.
Bu hem çalışmanın her anından keyif almanızı hem de ulaşacağınız zaferle hayatınıza yepyeni keyifler katmanızı sağlayacaktır.

(Cumhuriyet Gazetesi 01 Ocak 2008 Eğitim Eki )

Sınavlarda Başarı İçin...

Uzun bir süredir sınava hazırlanıyor ve sınavın yaklaşmasıyla beraber gözle görülebilir bir endişe taşıyor olabilirsiniz. Uykuya dalmakta güçlük, iştahsızlık, yaşamdan zevk almada azalma hissedebilirsiniz. Peki nedir sizi böylesine kaygılandıran, iştahınızı azaltan, uykunuzu bozan, yaşamdan aldığınız zevki engelleyen şey? Korku mu, kaygı mı? Bu sorunun yanıtını verebilmek için bu iki kavramı bilmek gerekir.
Korku, gerçekleşmesi durumunda bizde fiziksel sorun yaratacak bir durumdur. Köpekten korkarız; çünkü bizi ısırması fiziksel bir rahatsızlığa neden olur. Kaygı ise bizde büyük fiziksel hasarlar meydana getirmeyecek bir durumdur. ÖSS sadece bir sınavdır, bize fiziksel olarak bir zarar veremez. Onu korkunç hale getiren bizleriz; bizim o sıava bakış açımız...

Şartlanmak değil istemek önemli
Kaygının faydası yoksa zihninizi işgal edecek yeri de yok! Sınavla ilgili kaygımızı azaltmak için iki türlü çalışma yapabiliriz. Bunlardan ilki zihinsel, diğeri bedensel uygulamalardır. Üniversite sınavı hayatta başarılı ve mutlu olabilmek için tek yol değildir. Mantıklı düşünürsek; ÖSS bizi yaşamda başarıya ve mutluluğa götüren yollardan sadece biridir. Sınavı kazanmak bir istek ve seçim meselesidir.
"Mutlaka başarmalıyım, şu okula gitmeliyim" gibi düşünceler yerine "Sınavı kazanmak istiyorum ya da şu okulda okumayı diliyorum" diye düşünmeliyiz.Çünkü "-meliyim, -malıyım" şeklindeki ifadeler, düşünceleri istek olmaktan çıkarıp, yasa haline getirir. Yasalarda ise bir kesinlik, bir zorunluluk vardır, Sınav sonucu sizin iyi ya da kötü olduğunuzu göstermez; sadece bilgilerinizle, doğru düşünebilmenizi sorgular. Bu nedenle öğrencilerin ilgi, yetenek ve çalışma alışkanlıklarıyla kazanmış olduğu bilgilerin değerlendirilmesidir,kişilik değerlendirilmesi değil !

Solunum kontrolü
Sınav kaygısını azaltabilmek yolundaki ikinci adım, bedeni kontrol edebilmektir. Bedeni kontrol etmenin temelinde ise solunumu kontrol etmek yatar. Doğru ve derin nefes alarak sağlanan değişiklik, birçok durumda başlayacak olan kaygının şiddetini azaltmaya yardımcı olmaktadır.
Amaç ÖSS'de başarı olduğuna göre, sınavla ilgili kaygılarımızı azaltmanın yanında sınavı da iyi tanımak gerekir. Sınavın niteliği ve süresi adayın kendine ait bir sınav stratejisi belirlemesinde önemli rol oynar. Üniversite sınavı, her geçen yıl aday sayısının artmasıyla, yaşamımızdaki en değerli kaynağımızı, zamanı, doğru kullanabilmeyi sorgulayan bir sınav halini almıştır. Test tekniğine dayalı olan bu sınavda, adayı rakiplerinin önüne geçirecek olan "test çözme becerisi"ni kazanmak, bilgiyi doğru ve hızlı kullanabilmektir. Test çözmek bir yetenek değil; öğrenilebilen bir beceridir. Zaten sınav stratejisinin en önemli noktası da adaya bu beceriyi kazandırabilmektir. Test tekniğine alışık olmayan aday, sınavın niteliğini kavramada ve zamanı kontrol etmede sıkıntı yaşar.

İç sesinizi dinleyin
Bazı şeyler için zaman şimdidir. Öncesi erken; sonrası ise geçtir...
Test tekniğinde başarılı olabilmek için mutlaka sınavın karakterine uygun sorular, süre tutularak çözülmelidir. Evde çözülen her soru sanki adayın gerçek sınavda karşısına çıkabilecekmiş gibi mutlaka yanıtlanmalıdır. Sınavlar sırasında soruları defalarca okumak adayın kafasının karışmasına sebep olabilir, bu yüzden her soru en fazla iki kere okunmalı ve sorunun mantığı kavranmaya çalışılmalıdır. Sınav sırasında emin olmadan çözülen sorular, birkaç soru çözüldükten sonra geri dönülerek kontrol edilmelidir. Bir soruya takılıp kalmak adayın heyecanını artırarak, sınav süresinden çalacağı için her öğrencinin yanıtlayamayacağı sorular olabileceğini unutmamak gerekir. Sayısal bölüm testleri çözülürken mutlaka yazarak işlem yapılmalı; böylelikle işlem hatası yapma olasılığı en aza indirgenmelidir. Uzun görünen soruların aslında en çok ipucu taşıyan sorular olduğu unutulmamalı ve bu soruların yanıtlarına daha kısa sürede ulaşılabileceği göz önünde bulundurulmalıdır. Her soru kökü dikkatle okunarak asıl sorulmak istenenin ne olduğu gözden kaçırılmamalıdır. Sınav sonuna kadar salondan ayrılmamalı; elinden gelenin en iyisi yapılmalıdır. Sınav sırasında adaya en büyük desteği sağlayacak olan adayın "iç sesidir." Olumlu telkinlerde bulunmak ve olumlu düşünceler üretmek büyük oranda adayın yaşadığı kaygıyı azaltacaktır. Sınavda asıl basan adayın kendine olan güven ve inancıyla gelecektir.


Henry Ford'un dediği gibi;
"Yapabileceğinize de inansanız, yapamayacağınıza da inansanız haklı çıkarsınız."

Öğrenciler ve İnternet

İnternet, sınırlan oldukça geniş bir bilgi kaynağı ve özellikle son yıllarda öğrenciler ödevlen konusunda sıkça bilgisayar başına geçiyor. ,Gerek öğrencileri internetin zararlanndan korumak gerekse anne babalann içini rahatlatmak için ise dikkat edilmesi gereken noktalar var.

Ödev ve araştırmalann internete bağlı kalınarak yapılması eğitimcilerin bir bölümü tarafından "teknolojik gereklere ve çağa ayak uydurma olarak değerlendiriliyor ve sakıncalı görülmüyor. Bir kısım eğitimciler ise gerektiği yerde teknolojinin nimetlerinden yararlanılmasını ancak sadece ınternet bilgisine dayalı öğrenmenin, çocuklan ve gençleri "kolaycılığa sevk edeceğini", araştırmaktan ve öğrenmek için emek sarfetmekten uzaklaştıracağını vurguluyor. Öğretmenlerin arasındaki bu ikiye ayrılış, veliler ve öğrenciler içinde de kendini gösteriyor. Bu tartışma daha uzun yıllar devam edecek gibi görünürken, önemle altı çizilen bir başka konu ise "internet güvenliği." Çocuklan ve gençleri ideolojik cephelerine çekmek isteyen, şiddeti aşılamaya çalışan, maddi ya da cinsel anlamda sömürmeyi amaçlayan, sigara uyuşturucu ve alkol kullanımına teşvik eden kışı veya gruplar, hazırladıklan zararlı içenktekı siteleri doğrudan kullanıma açmak yenne "gizlemeyi" tercih ediyor Arama motorunda öğrencilenn ödevlerle ilgili en çok araştırdıkları konulann arkasına gizlenen bu siteler, aranan bilgi kendisinde mevcutmuş gibi gösteriyor ve açıldığında bambaşka bir içenk öğrencileri karşılayabiliyor. Bir başka sakıncalı nokta ise e-posta adresleri ya da üyelikle hizmet veren bazı paylaşım siteleri aracılığıyla tanışılacak kişilerin, çocuklara ve gençlere önce dostane yaklaşarak sonra istediği yöne çekmesi. Çoğunlukla bu kişiler, internette gerçek bilgilerini gizleyip, kendini olduğundan farklı tanıtıyor.

Bilişim uzmanlan basit gibi görünen ancak öğrencileri internetin zararlanndan korunmayı sağlayacak şu adımlan öneriyor :

- İnternette sohbet ederken, mesaj göndenrken ya da mektuplaşırken adınız, soyadınız, adresiniz, telefon numaranız gibi kişisel bilgileri asla vermeyin.
- E-posta adresinizi, parolanızı ya da internet üzerinden yararlandığınız başka bir sitedeki kullanıcı adınızı ve parolanızı kimseye söylemeyin.
- İnternet üzerinden oyun oynamak ya da çocuklara ve gençlere yönelik çeşitli faaliyetlerde yer almak için ilgili sitenin fazlaca kişisel bilgiye ihtiyacı yoktur. Gereğinden fazla bilgi isteyen siteleri kullanmayın.
- Bazı insanlann internet ortamında kendılennı olduklanndan farklı tanıtabileceklerini unutmayın.
- İnternet aracılığıyla alışveriş yaparken, bankacılık işlemleri gerçekleştirirken, sitenin güvenli olup olmadığından emin olun.
- İnternetteki tartışmalara, kavgalara katılmayın. Bu amaçla sizinle bağlantı kuran kimselerden uzak durun.
- Farkında olmadan ya da bilmeyerek istenmeyen bir siteyi göriintülediyseniz, hemen geri tuşuyla çıkın ya da sayfayı tamamen kapatın.
- İnternette tanıştığınız kişilerle buluşmayın. Mutlaka buluşmak istiyorsanız, randevuya yalnız gitmeyin ve kesinlikle kafe, alışveriş merkezi gibi kalabalık yerleri tercih edin.
- Şaka yapmak amacıyla da olsa internette birilerini korkutmaktan, kandırmaktan, tehdit etmekten uzak durun. Sizi bu duruma düşürecek kimselerle iletişim kurmamaya çalışın.
- Eğer internet ortamında istenmeyen bir duruma kanşırsanız ya da bir tehlike, sorun doğacağını düşündüğünüz bir şey olursa mutlaka ailenize danışın, haber verin.

( 01 Ocak 2008 Cumhuriyet Gazetesi - Eğitim Eki )

2008'e başlarken...

2008 bol sınavla geçmesinin yanında, "ilkleri ve sonları" da yaşatacak. Ortaöğretim Kurumları Seçme Sınavı (OKS) öğrencilere "veda" ederken, iki hafta sonra yeni bir sınav sistemine Seviye Belirleme Sınavı (SBS) ile "merhaba" denilecek. ÖSS'ye girecek öğrencileri ise bir avantaj bekliyor: Liseler, ortaöğretimin 4 yıla çıkarılması nedeniyle 2008'de mezun vermeyecek.
İlköğretim öğrencilerini SBS ve OKS, ortaöğretim öğrencilerini ve mezunlarını ise şimdiden ÖSS heyecanı sardı. Henüz söz konusu sınavların başvuru tarihleri açıklanmadı ancak kısa süre önce SBS'nin pilot uygulaması gerçekleştirildi. Bu yıl ilk kez yapılacak olan ve 6 ile 7. sınıf öğrencilerinin gireceği SBS'yi denemek amacıyla, 27 Aralık Perşembe günü MEB tarafından 12 ilde pilot sınav yapıldı

Asıl SBS ise
6. sınıf öğrencileri için 21 Haziran 2008,
7. sınıf öğrencileri için 22 Haziran 2008'de yapılacak.
ilköğretim 5. sınıf ile liselerin 9, 10 ve 11. sınıflarında okuyan öğrencilerin katıldığı Devlet Parasız Yatılılık ve Bursluluk Sınavı (DPYS) 4 Mayıs 2008'de yapılacak.


7. sınıflara iki SBS
OKS 2008'de son kez uygulanarak, tamamen kaldırılacak. Bu yıl 8. sınıfta okuyan öğrenciler, 8 Haziran 2008'de OKS'ye girecek. Bu öğrenciler, OKS puanıyla liselere yerleşen son kişiler olacak. Yeni sınav sistemi doğrultusunda 2008'de 6, 7 ve 8. sınıflar SBS'ye girecek. Sadece ilk uygulamaya özgü olmak üzere, bu yıl 7. sınıfta okuyan öğrenciler, 3 yerine 2 SBS notu esas alınarak liselere yerleşecek. Normalde öğrencilerin 6. sınıftan itibarenki SBS notları dikkate alınacakken, bu yıl 7. sınıfta olanların 7 ve 8. sınıf SBS puanları değerlendirmeye alınacak.

MEB'in 2008 takviminde yer alan diğer sınavlar ve tarihleri de şöyle :


-Açık İlköğretim Okulu 1. Dönem Sınavı: 12-13 Ocak 2008
-Açıköğretim Lisesi 1. Dönem Sınavı: 26-27 Ocak 2008
-Mesleki Açık Öğretim Lisesi: 26-27 Ocak 2008
-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/1): 16 Şubat 2008
-Açıköğretim Fakülte (Ara Sınav): 5-6 Nisan 2008
-Açık İlköğretim Okulu 2. Dönem Sınavı: 12-13 Nisan 2008
-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/2): 19 Nisan 2008
-Açıköğretim Lisesi 2. Dönem Sınavı: 17-18 Mayıs 2008
-Mesleki Açıköğretim Lisesi: 17-18 Mayıs 2008

-Açık İlköğretim Okulu Not Yükseltme Sınavı:17-18 Mayıs 2008
-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/3): 5 Temmuz 2008
-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/4): 23 Ağustos 2008
-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/5): 25 Ekim 2008
-Motorlu Taşıt Sürücü Adayları Sınavı (2008/6): 27 Aralık 2008




Üniversite adaylarına şans !
ÖSS adaylarını ise eğitimciler tarafıdan "büyük avantaj" olarak değerlendirilen farklı bir durum bekliyor. Ortaöğretimin kesintisiz 4 yıla uzatılması nedeniyle, bu yıl liseler mezun vermeyecek. ÖSS'ye girenlerin büyük bölümünü lise son sınıf öğrencileri oluşturduğu için mezun verilmeyecek olması, bu sınava katılan aday sayısında önemli oranda düşüşe yol açacak. Dolayısıyla, 2008 - ÖSS'ye girenlerin yarışacağı aday sayısı da düşecek ve üniversiteye yerleşme olasılığı artacak. Ancak eğitimciler bir konuda uyanda bulunmadan da geçmiyor. Liselerin mezun vermemesini fırsat bilen eski mezunlar, şanslarını bir kez daha denemek isteyerek ÖSS'ye başvuruda bulunabilecek. Böylece de sınava girecek adaylarda yine yığılma olacak.bu durumun çerçevesi ise ÖSS'ye başvuruların tamamlanması ile netleşecek.



( 01 Ocak 2008 Cumhuriyet Gazetesi - Eğitim Eki )